SON DAKİKA
reklam
reklam

Kalbe Dokunmadan Hayat Olmaz

Köşe Yazarı: Selami BALTAOĞLU   Eklenme Tarihi: 9 Ağustos 2026, Pazar - 13:53   Okunma Sayısı:

Hayat, nefes almakla başlamaz aslında…

Hayat, bir kalbe dokunduğun an başlar.

İnsan dünyaya geldiğinde ilk tanıdığı şey sevgidir. Bir annenin sıcak kucağı, bir babanın güven veren bakışı, bir kardeşin masum gülümsemesi… Daha konuşmayı bilmeden sevgiyi hissederiz. Çünkü kalp, kelimelerden çok önce öğrenir sevmeyi.

Yıllar geçer…

Büyürüz.

Koşarız.

Çalışırız.

Hayaller kurarız.

Başarıların peşinden gideriz.

Kimi zaman çok kazanırız, kimi zaman çok kaybederiz.

Ama ne yaşarsak yaşayalım, dönüp geriye baktığımızda hatırladığımız şeyler sahip olduklarımız değil, kalbimize dokunan insanlardır.

Bir öğretmenin "Sen başaracaksın." sözü…

Bir dostun zor günümüzde omzumuza koyduğu eli…

Bir annenin sessiz duası…

Bir babanın gururla gülümsemesi…

Bir çocuğun koşarak boynumuza sarılması…

İşte insanı yaşatan, tam da bu anlardır.

Hayat bazen öylesine hızlı akar ki, sevdiklerimizi yarına bırakabileceğimizi sanırız.

"Sonra ararım."

"Bir gün uğrarım."

"Vakit bulunca konuşuruz."

Derken günler haftalara, haftalar yıllara dönüşür.

Ve bir gün fark ederiz ki, zaman kimseyi beklememiştir.

Hasret, işte o zaman sessizce yerleşir insanın yüreğine.

Hasret, sadece uzakta olanı özlemek değildir.

Bazen yanı başındaki insanı bile özlersin.

Eskisi gibi gülmeyen eşini…

Sana eskisi kadar uzun sarılmayan evladını…

Çocukluğundaki neşeni…

Kaybettiğin dostlukları…

Artık duyulmayan kahkahaları…

Ve bir daha geri gelmeyecek o güzel günleri…

İnsan en çok da yaşayamadıklarına özlem duyar.

Söyleyemediği "Seni seviyorum." cümlelerine…

Edemediği teşekkürlere…

Dileyemediği özürlere…

Tutamadığı ellere…

Sarılamadığı insanlara…

Kalp, yarım kalan hikâyeleri kolay kolay unutmaz.

Çünkü sevgi tamamlanmak ister.

İnsan bazen güçlü görünmeye çalışırken en büyük yanlışı yapar.

Duygularını içine gömer.

Özlediğini söylemez.

Kırıldığını belli etmez.

Sevdiğini dile getirmez.

Oysa sevgi saklandıkça değil, paylaşıldıkça büyür.

Bir insanın kalbine dokunmak için büyük şeyler yapmaya gerek yoktur.

İçten söylenmiş bir "Nasılsın?" bazen en pahalı hediyeden değerlidir.

Samimi bir tebessüm, uzun bir konuşmadan daha çok şey anlatabilir.

Bir fincan çayın etrafında edilen sohbet, yıllarca unutulmayacak dostlukların temelini atabilir.

Çünkü insanlar sözleri değil, hissettirdiklerini hatırlar.

Hayatın en büyük zenginliği bankalarda değildir.

Biriktirdiğin sevgidedir.

Paylaştığın iyiliktedir.

Ettiğin dualardadır.

Silmeye çalıştığın gözyaşlarındadır.

Kalbine aldığın insanlardadır.

Ne kadar çok gönle dokunursan, o kadar iz bırakırsın.

Bir gün bu dünyadan göçüp gittiğimizde kimse kaç metrekare evimiz olduğunu konuşmayacak.

Kimse hangi arabaya bindiğimizi anlatmayacak.

Kimse kaç makam değiştirdiğimizi hatırlamayacak.

Ama insanlar şunu söyleyecek:

"Ne güzel insandı."

"Kalbimizi hiç kırmadı."

"Bir derdimiz olduğunda ilk o yanımızdaydı."

"Varlığı huzur verirdi."

İşte gerçek miras budur.

İnsan bazen gecenin sessizliğinde eski fotoğraflara bakar.

Bir yüz…

Bir gülüş…

Bir ses…

Bir şarkı…

Bir sokak…

Bir koku…

Hepsi yılların ardından yeniden canlanır.

Ve hasret, usulca oturur kalbin en sessiz köşesine.

Özlemek, aslında sevmenin en sessiz hâlidir.

Çünkü özlem, sadece gerçekten sevilen insanlar için hissedilir.

Kalbimizde iz bırakmayan hiç kimseyi özlemeyiz.

Sevgi, zamanın eskitemediği tek duygudur.

Yıllar geçer.

Saçlara ak düşer.

Yüzlerde çizgiler çoğalır.

Ama gerçekten sevilen insanlar, kalbin en güzel yerinde ilk günkü gibi yaşamaya devam eder.

Belki seslerini duyamayız.

Belki yanlarında olamayız.

Belki aynı sofraya oturamayız.

Ama sevgileri, içimizde hiç sönmeyen bir kandil gibi yanar.

Bu yüzden sevgiyi yarına bırakmayın.

Bugün annenizi arayın.

Babanızın elini tutun.

Evladınıza sımsıkı sarılın.

Eşinizin gözlerinin içine bakarak "İyi ki varsın." deyin.

Bir dostunuza "Seni özledim." mesajı gönderin.

Çünkü yarın, bugünün bize verdiği fırsatı vermeyebilir.

Hayatın gerçek anlamı; kaç yıl yaşadığımız değil, kaç kalbe dokunabildiğimizdir.

Sevgi, insanı büyüten en güzel duygudur.

Hasret ise sevginin zamana meydan okuyan sessiz dilidir.

Kalbine sevgiyi koyan insan, hiçbir zaman gerçekten yalnız kalmaz.

Çünkü gittiği her yerde, dokunduğu gönüllerde yaşamaya devam eder.

Ve belki de hayatın en büyük sırrı budur:

Bir insanın ardında bıraktığı en değerli iz, attığı adımlar değil; dokunduğu kalplerdir.

Öyleyse birbirimizi kırmak yerine anlamayı seçelim.

Yargılamak yerine dinleyelim.

Uzaklaşmak yerine yaklaşalım.

Sevgiyi söylemekten çekinmeyelim.

Özlediğimizi dile getirmekten utanmayalım.

Çünkü ömür, susarak tüketilecek kadar uzun değildir.

Kalbe dokunan bir söz, bazen yıllarca unutulmaz.

Sevgiyle uzanan bir el, en derin yaraları iyileştirir.

Hasretle beklenen bir kavuşma, yılların yükünü bir anda hafifletir.

Ve insan, gerçekten yaşadığını ancak başka bir kalbe umut olabildiğinde hisseder.

Çünkü kalbe dokunmadan hayat olmaz. Sevgi olmadan umut yeşermez. Hasret olmadan kavuşmanın kıymeti bilinmez. İnsan ise geride bıraktığı izlerle değil, dokunduğu kalplerle ölümsüzleşir.

reklam

HABER ARŞİVİ

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam