Hayvanlara eziyet ve öldürme
Hayvan haklarıyla ilgili yeni bir yasa onaylandı. Ben uygulanacağına kesinlikle inanmıyordum. Ancak gördüklerim ve ekranlarda gördüklerimiz bizleri acı gerçeklerle karşı karşıya getirdi. Herkes köpeklere odaklandı. Peki, orman yolunda önüne çıkan yılanın üzerine arabasını süren adama ne ceza verilecek?
Apartmanının otoparkında tekerlek arasına girmiş kedi yavrusunu sopayla döverek indiren kişi nasıl bir tecziye ile karşılaşacak? Bunlar işin cezaî yönüdür. Bir de eğitim yönü var: Avlanmak bahanesiyle havada turnayı, yerde kekliği, denizde yunusları vuran, kafatasının içinde beyin yerine torba taşıyanlara nasıl bir eğitim tatbik edilecek? Ağzı dili olmayan o sevimli hayvanlara kıyan adamlar nasıl bir eğitimden geçirilecek?
Yuvada yumurtası, yavrusu olan kuşlar için bu adamlarda acıma hissi nasıl uyandırılacak? Bir caninin attığı kurşunla bacağı kopan ve o acıyla uçan kuşa ikinci bir fişeği atmak ne demek? Havada aldığı kurşun yarasıyla hızla yere düşen bir hayvanın acısını hiç yüreklerinizde hissetmeyi düşünmez misiniz? Çocuklarınıza hayvan sevgisini nasıl aşılayacaksınız? Bu küçücük hayvanların etiyle nasıl karnınızı doyurabiliyorsunuz?
Her gün gazetelerde ve ekranlarda eşini döven, yaralayan veya öldüren magandaları, kahvede taşkınlık çıkaranları, köy meydanında dövüşenleri, hayvanlara eza cefa çektiren Mezozoik (!) dönem dinazorlarını görmekten içimiz sıkıldı.
Orman yangınları
Ülkemizin ormanlarının da düşmanı çok. Yer açmak, otel veya bina yapmak arzusuyla tutuşanlar, mangal yaparak işkembesine (!) 100 gr et indirmek isteyenler, plaj yeri açmak isteyenler, kuru otların üzerine sigara izmariti atanlar… Bunları daha da çoğaltabiliriz.
Sonuçta dağlarımızdaki 30 yıllık, 50 yıllık koca koca ağaçlar yanıp tutuşuyor. Bunlara çok acıyordum. Şimdi ağaçlarla birlikte yanan tavşan, keklik, sincap, yaban keçisi, kaplumbağa, insanların evlerinden kurtaramadıkları inek, tavuk ve koyun gibi hayvanlar bağıra bağıra yanarak can veriyor. Bir canlının bağıra bağıra yanması ne demek? Ne provayla ne de denemeyle anlatılabilecek bir şey değil.
Bu canlılar yüce Yaradan’ın kâinata güzellik katsın, insanların faydasına olsun diye bizlere emanetidir. Neden acımasız ve umursamaz davranıyoruz. Tavuk dediğiniz hayvan kene ile mücadelenin en önemli unsurudur.
Osmanlı döneminde hayvanlar
Mahallenin köpeklerini sevindirmek isteyen zenginler bunları çok ucuza satın alıp köpeklere verirler. Dişi köpeklerin ve yavrularının barınmaları için evlerinin kapısında küçük kulübeler yaptıranlar, içini samanla döşeyenler, her gün ekmek ve et verenler de yok değildir.
O kadar ki, bazılarının öldüklerinde belirli sayıda köpeğin beslenmesi için para vasiyet ettikleri de olur. (François-Rene de Chateaubriand, 1806)
Türkler, canlı cansız bütün yaratıklarla barış içinde yaşıyorlar. İster ağaçlar, ister kuşlar ya da köpekler olsun, Tanrı’nın yarattığı her şeye saygı gösteriyorlar. Hayırseverlikleri bizde terk edilen ya da zulüm gören bu zavallı türleri de kucaklıyor. Bütün sokaklarda yer yer mahallenin köpekleri için su dolu kaplar var. (Alhonso de Lamartin, 1833) ve (Julia Pardoe, 1836)
Şehrin bütün sokaklarını dolduran evsiz köpeklerin yatması için sokaklar boyunca belli aralıklarla yapılmış küçük hasır kulübeleri anmadan geçemeyeceğim. Köpekler bunların içinde birbirine iyice sokulmuş yatıyorlardı. Mahalle sakinleri, kibar dilencilerin benimsenmiş ifadesiyle “geçim için tamamen hayırseverlere muhtaç” bu sahipsiz ve başıboş hayvanlara sığınak sağladıkları gibi her gün yiyecek de veriyorlar.
Çerçöple beslenen bu hayvanların basit içgüdü sınırlarını aşan bir tür iç ekonomi uyguluyor olmaları da ilginç bir olgu… Hepsinin belli bölgeleri veya uğrak yerleri var. Komşularının hakkına dadanan hayvanın vay haline! (Helmut von Moltke, 1837)
Petersburg’da müteşekkil Himaye-i Hayvanat Cemiyeti (Hayvanları Koruma Cemiyeti) reis-i sanisi (İkinci Başkan veya Başkan Yardımcısı) tarafından Hayırsızada’ya bırakılan köpeklere daha rahimane (şefkat ve merhametle) bir surette bakılması, Osmanlı Arşivi, Fon: HR.TO, Kutu: 540, Gömlek: 52
Atalarımızın bile bu kadar hassasiyet gösterdiği hayvanlara karşı nasıl davranıyoruz. Biraz kendimizi sorgulayalım mı?