SON DAKİKA
reklam
reklam

BEDELİ HEP AYNI KESİMLER Mİ ÖDÜYOR

Köşe Yazarı: Zafer ÖZCİVAN   Eklenme Tarihi: 13 Ağustos 2026, Perşembe - 12:09   Okunma Sayısı:

Bir ülkede ekonomik sıkıntılar yaşandığında, yeni vergiler geldiğinde, fiyatlar arttığında ya da kemer sıkma politikaları konuşulduğunda toplumda sık duyulan bir cümle vardır: “Bedeli yine aynı insanlar ödüyor.” Bu söz bazen bir pazarda alışveriş yapan emeklinin ağzından çıkar, bazen servis bekleyen işçinin, bazen de ay sonunu hesap makinesiyle geçirmeye çalışan bir memurun. Çünkü insanlar sadece açıklanan rakamlara değil, kendi hayatlarında hissettiklerine bakarlar.

Ekonomik kararların sonuçları her zaman toplumun bütün kesimlerini aynı ölçüde etkilemez. Kağıt üzerinde yüzde 5, yüzde 10 ya da yüzde 20 gibi rakamlar görülebilir. Ancak aynı rakam, farklı gelir grubundaki insanlar için çok farklı anlamlar taşır. Bir kişinin cebinden çıkan yüz lira ile başka bir kişinin cebinden çıkan yüz lira aynı yükü oluşturmaz.

Mahalledeki bakkala giden bir aileyi düşünelim. Geçen yıl iki poşetle döndüğü marketten bugün tek poşetle çıkıyorsa, o aile için ekonomik tablo televizyon ekranındaki grafiklerden çok daha somut hale gelir. Çünkü ekonomi sadece merkez bankalarının, borsaların veya büyük şirketlerin konusu değildir. Ekonomi mutfaktır, pazardır, kiradır, faturadır.

Toplumda “bedeli hep aynı kesimler ödüyor” düşüncesinin oluşmasının da temelinde bu vardır. İnsanlar fedakârlığın eşit paylaşılmadığını hissettiklerinde bu algı güçlenir. Bir vatandaş maaşına küçük bir zam gelirken temel ihtiyaçlarının daha hızlı arttığını görüyorsa doğal olarak şunu sorar:

“Acaba yük neden hep bizim omuzlarımıza geliyor?”

Bu soru yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir sorudur. Çünkü toplumlarda adalet duygusu yalnızca mahkeme salonlarında oluşmaz. İnsanlar ekonomik hayat içinde de adalet görmek ister.

Bir ülkede ekonomik sorun çıktığında ilk hissedilen alan genellikle günlük yaşam olur. Enflasyon yükseldiğinde büyük sermaye gruplarının farklı koruma araçları olabilir. Birikimi olan yatırım yapabilir, farklı alanlara yönelebilir. Ancak sabit gelirli çalışanların çoğu için seçenekler daha sınırlıdır.

Ay sonunda belli bir maaş alan bir kişi, fiyatlar arttığında gelirini aynı hızla yükseltemez. Market fiyatları beklemez. Elektrik faturası ertelenmez. Çocukların okul masrafları durmaz. İşte bu yüzden dar gelirli vatandaşlar ekonomik dalgalanmaları daha hızlı hisseder.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken başka bir nokta vardır. Gerçek durum ile algı her zaman birebir aynı olmayabilir. Bazen ekonomik yük gerçekten eşitsiz dağıtılır, bazen de iletişim eksikliği nedeniyle insanlar yükün adil paylaşılmadığını düşünür.

Örneğin devlet bazı alanlarda tasarruf uygularken, diğer tarafta büyük harcamaların devam ettiği görüntüsü oluşursa insanlar şu soruyu sormaya başlar:

“Bizden fedakârlık isteniyor ama herkes aynı fedakârlığı yapıyor mu?”

Bu soru önemlidir. Çünkü toplumlar yalnızca ekonomik verilerle değil, güven duygusuyla da ayakta durur.

İnsanlar zor dönemlere çoğu zaman dayanabilir. Tarih boyunca toplumlar savaşlar, krizler, doğal afetler ve ekonomik sıkıntılar yaşamıştır. İnsanların dayanmakta zorlandığı nokta ise yükün adil paylaşılmadığını düşünmeleridir.

Bir apartmanda oturan insanların ortak gider ödediğini düşünelim. Eğer herkes gelirine göre katkı sağlıyorsa sorun çıkmayabilir. Ancak bazı daireler ödeme yapmazken birkaç kişinin sürekli daha fazla ödeme yaptığı düşünülürse huzursuzluk başlar.

Ekonomide de benzer bir durum vardır.

Fedakârlık sadece belirli kesimlerden beklenirse toplumun ortak dayanışma duygusu zayıflayabilir. Çünkü insanlar sadece “Ne kadar ödüyorum?” diye bakmaz. Aynı zamanda “Kim ne kadar ödüyor?” sorusunu da sorar.

Bu nedenle ekonomik politikaların başarısı yalnızca rakamlarla ölçülmez. Toplumun bunları nasıl gördüğü de önemlidir.

Bir ülkenin ekonomik yönetimi bazen zor kararlar almak zorunda kalabilir. Tasarruf yapılabilir, vergiler artırılabilir veya bazı harcamalar azaltılabilir. Fakat bu süreçlerde şeffaflık büyük önem taşır.

Vatandaş şunu görmek ister:

“Evet, zor bir dönemden geçiyoruz ama herkes bu yükü gücü oranında paylaşıyor.”

Bu duygu oluştuğunda toplumun desteği de güçlenebilir.

Çünkü insanlar her zaman yük taşımaktan kaçmaz. İnsanların asıl itiraz ettiği şey, yükü sürekli aynı omuzların taşıdığı düşüncesidir.

Sonuçta ekonomik meseleler yalnızca para meselesi değildir. Aynı zamanda güven meselesidir, adalet meselesidir, birlikte yaşama meselesidir.

Eğer toplumun büyük bir kısmı “bedeli hep aynı kesimler ödüyor” düşüncesine kapılırsa mesele yalnızca ekonomik olmaktan çıkar. O zaman insanlar rakamlara değil, sisteme olan inançlarını da sorgulamaya başlayabilir.

Ve bir toplum için en büyük maliyet bazen cebinden çıkan para değil, kaybettiği güven olabilir.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam