Bazı kitaplar vardır; bir kez okunup rafa kaldırılmaz. Aradan yıllar geçer, bir gün yeniden elinize alırsınız. Bildiğiniz cümleler, zamanın içinden geçip size yeniden söylenmiş gibi gelir. Kitap değişmemiştir. Değişen sizsinizdir.
Geçen hafta kütüphanemdeki şahsi kitaplarımın arasında George Orwell’in 1984 adlı romanı elime geçti. Yıllar önce okuduğum kitabı yeniden okuma isteği duydum. İlk okuduğumda beni ürküten şey başkaydı, bugün düşündüren başka.
Orwell’in dünyasında yalnızca insanların davranışları değil, düşünceleri de denetlenmektedir. Gerçek gerektiğinde yeniden yazılmakta; dün söylenen, bugün hiç söylenmemiş sayılabilmektedir. İnsanlara neye inanacakları kadar, ne düşünecekleri de öğretilmektedir.
Yıllar önce bunları okurken uzak bir gelecek tasviri gibi görmüştüm. Şimdi aklıma başka bir soru geliyor:
İnsanın düşüncesini elinden almak için gerçekten onu zorlamak gerekir mi?
Her zaman değil.
Bazen birinin söylediği bir cümleyi sorgulamadan tekrar etmek yeterlidir.
Bir kişi bir şey söyler. Ardından birkaç kişi aynı cümleyi kurar. Söz büyür, yayılır, çoğalır. Bir süre sonra kimse doğru mu diye sormaz. Çünkü herkes söylüyordur.
Oysa kalabalığın sesi, hakikatin kanıtı değildir.
Bugün bunu hayatın birçok alanında görüyoruz. Özellikle sosyal medyada bir düşünce, bir haber, bir suçlama ya da bir övgü birkaç saat içinde binlerce kişinin diline yerleşebiliyor. İnsanlar çoğu zaman ne söylendiğini araştırmadan, kimin söylediğine bakarak karar veriyor.
Bir taraf söylediğinde doğru kabul edilen bir söz, karşı taraf söylediğinde yanlış bulunabiliyor. Aynı cümle, yalnızca söyleyen değiştiği için başka bir anlam kazanıyor.
Asıl tehlike de burada başlıyor.
Düşünmek, yalnızca bir fikre sahip olmak değildir. Kendi fikrimizin bile yanlış olabileceğini kabul edebilmektir.
Kalabalığa katılmak kolaydır. Başkasının cümlesini tekrar etmek, kendi cümleni kurmaktan daha az yorucudur. Sorgulamak ise emek ister. Okumak, araştırmak, beklemek ve gerektiğinde çoğunluğun karşısında yalnız kalmayı göze almak gerekir.
1984’ü yeniden okurken beni en çok düşündüren şeylerden biri de buydu: İnsanın özgürlüğü yalnızca konuşabilmesiyle değil, kendi zihninde bağımsız kalabilmesiyle de ilgilidir.
Belki bu yüzden bazı kitaplar yıllar sonra yeniden okunmalı.
Çünkü kitap aynı kalır; insan değişir. Hayat değişir. Sorular değişir.
1984’ü yıllar önce başka bir insan olarak okumuştum. Yıllar sonra yeniden elime aldığımda, aynı cümlelerin bende bambaşka yankılar bıraktığını fark ettim. Bu kez Orwell’in karanlık dünyasından çok, kendi dünyamızdaki küçük işaretlere baktım. Sayfaları çevirdikçe içimden şu cümle geçti:
“Orwell galiba yalnızca kendi zamanını değil, bugünün dünyasını da anlatmış.”
Bir sözün kimin ağzından çıktığından önce doğru olup olmadığını düşünmek… Kalabalığın sesine karışmadan önce kendi içindeki sesi duymak…
Herkes aynı şeyi söylüyor diye ona inanmak yerine bir an durabilmek.
Belki özgürlüğün en sessiz hâli, kalabalığın içinde kendi düşünceni kaybetmemektir.
Yazar kitabını yıllar önce bitirdi.
Ama soruları hâlâ bizimle.
Sevgilerimle…