Eskiden aileler çocuklarına “Oku da adam ol” derdi. Bugün ise aynı cümle çoğu zaman “Oku da iyi maaşlı iş bul” anlamına geliyor. Eğitim artık birçok insan için bilgiye ulaşmanın, düşünmenin, kendini geliştirmenin ya da topluma faydalı olmanın yolu olmaktan çıkıp sadece ekonomik kazanç kapısı olarak görülmeye başladı. Üniversite tercihleri yapılırken ilk sorulan soru “Bu bölüm kaç para kazandırır?” oluyor. Gençlerin hayalleri değil, maaş tabloları konuşuluyor.
Elbette kimse yoksulluk içinde yaşamak istemez. İnsanlar geçinmek, kira ödemek, hayatını güvence altına almak ister. Bunun için eğitim önemli bir araçtır. Ancak mesele sadece paraya indirgenince eğitimin asıl anlamı kayboluyor. Çünkü eğitim yalnızca cebimizi değil, zihnimizi de geliştirmesi gereken bir süreçtir.
Bugün birçok genç sevmediği bölümlerde sadece “geleceği var” denildiği için okuyor. Kimisi doktor olmak istemediği halde tıp yazıyor, kimisi mühendisliğe ilgisi olmadığı halde maaşı yüksek diye mühendislik seçiyor. Sonuçta ortaya mutsuz öğrenciler, isteksiz çalışanlar ve yaptığı işi sevmeyen insanlar çıkıyor. İnsan ömrünün büyük kısmı çalışarak geçiyor. Sevmeden yapılan iş ise zamanla insanı tüketiyor.
Bir dönem herkes hukuk okuyordu. Sonra mühendislik modası başladı. Ardından yazılım sektörü öne çıktı. Şimdi yapay zekâ konuşuluyor. Toplum sürekli “en çok kazandıran meslek” peşinde koşuyor. Ancak hayat sadece maaştan ibaret değil. Bir ülkenin iyi öğretmenlere, iyi sanatçılara, iyi tarihçilere, iyi sosyologlara da ihtiyacı vardır. Eğer herkes yalnızca çok para getiren alanlara yönelirse toplumun dengesi bozulur.
Bugün birçok ülkede öğretmenlik mesleğinin değer kaybetmesinin sebeplerinden biri de budur. Gençler öğretmenliği “az kazandırıyor” diye tercih etmiyor. Oysa bir ülkenin geleceğini yetiştiren insanlar öğretmenlerdir. Aynı şekilde sanatla uğraşan insanlar da toplumun ruhunu besler. Ancak sadece ekonomik gözle bakıldığında bu alanlar “gereksiz” görülmeye başlanıyor.
Eğitimi sadece gelir hesabına indirgemek aile baskısını da artırıyor. Bazı anne babalar çocuklarının yeteneklerini değil, maaş potansiyelini dikkate alıyor. Resim yapmak isteyen çocuk “Aç mı kalacaksın?” diye korkutuluyor. Müzikle ilgilenen genç küçümseniyor. İnsanlar kendi hayatlarını değil, başkalarının beklentilerini yaşamaya başlıyor.
Bu durum gençlerde ciddi psikolojik baskılar oluşturuyor. Üniversite sınavı artık sadece eğitim yarışı değil, ekonomik kurtuluş savaşı gibi görülüyor. Gençler başarısız olmaktan değil, gelecekte işsiz ve parasız kalmaktan korkuyor. Bu korku da kaygıyı büyütüyor. Eğitim sistemi heyecan üreten değil, stres üreten bir yapıya dönüşüyor.
Üstelik sadece para odaklı eğitim anlayışı iş hayatında da sorun yaratıyor. Çünkü insanlar sevmedikleri işlerde uzun süre verimli olamıyor. İşini isteyerek yapan bir öğretmenle sırf maaş için çalışan bir öğretmen aynı olmaz. Aynı durum doktorlukta, mühendislikte, gazetecilikte ve diğer tüm mesleklerde geçerlidir. İnsan yaptığı işe inanmadığında kalite düşer.
Toplum olarak başarı kavramını da yanlış yorumlamaya başladık. Artık birçok kişi için başarı; yüksek maaş, lüks araba ve büyük ev anlamına geliyor. Oysa gerçek başarı insanın kendini gerçekleştirebilmesidir. Severek yaptığı işten huzur duymasıdır. Topluma katkı sunabilmesidir. Sadece para üzerinden kurulan hayatlar çoğu zaman içten içe büyük bir boşluk taşıyor.
Elbette ekonomik gerçekler yok sayılamaz. İnsanlar çocuklarının rahat yaşamasını ister. Ancak eğitim yalnızca para kazandıran bir yatırım gibi görüldüğünde insan yetiştirme boyutu zayıflıyor. Üniversiteler adeta “maaş fabrikası” gibi düşünülüyor. Bölümlerin değeri bilgi üretmesine göre değil, mezunun maaşına göre ölçülüyor.
Oysa eğitim; düşünmeyi öğretir, sorgulama becerisi kazandırır, insanın ufkunu genişletir. İyi eğitim almış bir insan sadece meslek sahibi olmaz; olaylara daha bilinçli bakar, topluma daha duyarlı olur, farklı fikirlere saygı göstermeyi öğrenir. Eğitim insanı sadece çalışan değil, aynı zamanda vatandaş yapar.
Bugün dünyada gelişmiş ülkelere bakıldığında sadece teknolojiye değil kültüre, sanata, sosyal bilimlere ve eğitime de yatırım yapıldığı görülüyor. Çünkü güçlü toplumlar yalnızca ekonomik büyüklükle kurulmaz. Düşünen, üreten, sorgulayan insanlarla kurulur.
Belki de artık şu soruyu yeniden sormamız gerekiyor: Eğitim neden var? Sadece daha çok para kazanmak için mi? Yoksa daha bilinçli, daha üretken ve daha mutlu insanlar yetiştirmek için mi?
Bir genç üniversite tercihi yaparken sadece maaş hesabı yapmak zorunda kalmamalı. İnsanlar yeteneklerini keşfedebilmeli, ilgi alanlarına göre yönlenebilmeli. Devletin ve toplumun görevi de farklı meslekleri değersizleştirmek değil, her alanda insanca yaşam koşulları sağlamaktır.
Çünkü bir ülke yalnızca zengin insanlarla değil; mutlu öğretmenlerle, vicdanlı doktorlarla, üretken sanatçılarla, iyi gazetecilerle ve bilinçli gençlerle güçlenir. Eğitimi sadece para kazanma aracına çevirmek ise uzun vadede toplumun ruhunu yoksullaştırır.
Diploma elbette önemlidir. Ama asıl mesele insan yetiştirebilmektir. Eğitim, insanın sadece cebini değil, aklını ve vicdanını da büyütmelidir.