Hayatın en ağır kelimelerinden biridir “keşke.”
İki heceden oluşur ama bazen insanın içinde yıllarca taşınan kocaman bir hikâyedir.
Keşke arasaydım…
Keşke söyleseydim…
Keşke daha çok sarılsaydım…
Keşke kırmasaydım…
Keşke gurur yapmasaydım…
Keşke biraz daha sabretseydim…
Keşke kıymetini varken bilseydim…
İnsan bazen hayatın içinde öyle anlar yaşar ki, geriye dönüp baktığında değiştirmek istediği tek şey geçmiş değildir; geçmişte söyleyemediği sözlerdir.
Çünkü bazı şeyler yaşanırken çok sıradan gelir.
Bir telefon…
Bir mesaj…
Bir kahve…
Birlikte yapılan kısa bir yürüyüş…
Bir sofrada yan yana oturmak…
Birinin sana “Nasılsın?” diye sorması…
Bir evladın sana sarılması…
Bir dostun kapını çalması…
Bir insanın sadece yanında olması…
O anlarda bunların ne kadar kıymetli olduğunu çoğu zaman anlayamayız.
Sonra zaman geçer.
İnsanlar değişir.
Hayatlar değişir.
Mesafeler girer araya.
Ve bazen bir gün, geçmişte çok sıradan gördüğümüz bir anı dünyanın en değerli hatırasına dönüşür.
İşte o zaman insanın içinden yalnızca bir kelime çıkar:
Keşke…
Keşke insan, elindekinin değerini kaybetmeden anlayabilse.
Keşke sevdiğimiz insanların kıymetini, onları kaybetme korkusuyla değil, varlıklarının güzelliğiyle bilebilsek.
Keşke sevgimizi içimizde saklamak yerine söyleyebilsek.
“İyi ki varsın.”
“Seni seviyorum.”
“Seni özledim.”
“Yanımda olduğun için teşekkür ederim.”
“Bana verdiğin destek için minnettarım.”
Bu sözleri söylemek neden bu kadar zor?
Neden insan sevdiğini söylemekten utanıyor da kırıldığını söylemekten çekinmiyor?
Neden gurur yapıyoruz?
Neden ilk adımı atmayı zayıflık sanıyoruz?
Oysa sevgi zayıflık değildir.
Sevgi, insanın sahip olabileceği en büyük cesarettir.
Çünkü sevmek, kalbini bir başkasına açmaktır.
Güvenmek, incinme ihtimalini göze almaktır.
Affetmek, geçmişin yükünü bırakabilmektir.
Özür dilemek ise insanın kendi egosunun önüne sevgiyi koyabilmesidir.
Hayatta bazı insanları kaybetmek için büyük hatalar yapmaya gerek yoktur.
Bazen sadece yeterince değer vermemek yeterlidir.
Bir insanı sürekli ertelemek…
“Sonra konuşuruz.” demek…
“Sonra gideriz.” demek…
“Sonra buluşuruz.” demek…
“Sonra söylerim.” demek…
Hayatın en tehlikeli kelimesidir bazen sonra.
Çünkü “sonra” diye ertelediğimiz şeylerin bazılarını bir daha yapma fırsatımız olmayabilir.
Bugün konuşabildiğin insanla yarın konuşamayabilirsin.
Bugün sarılabildiğin insana yarın uzaktan bakmak zorunda kalabilirsin.
Bugün “İyi ki varsın.” diyebildiğin bir insan, yarın sadece anılarında yaşayabilir.
İşte o zaman insan anlar:
Hayat, ertelemek için sandığımızdan çok daha kısadır.
Keşke kırmadan konuşabilsek.
Kızdığımızda bağırmak yerine anlatabilsek.
Kırıldığımızda uzaklaşmak yerine “Bu sözün beni üzdü.” diyebilsek.
Haklı olduğumuzu kanıtlamaya çalışmak yerine, karşımızdaki insanın kalbini anlayabilsek.
Çünkü bazen bir tartışmayı kazanırken bir insanı kaybediyoruz.
Ve insan yıllar sonra dönüp baktığında, kazandığı tartışmayı değil, kaybettiği insanı hatırlıyor.
Ne kadar haklı olduğumuzun bir anlamı kalmıyor.
Çünkü bazı insanları kaybettikten sonra haklı olmak hiçbir şeyi geri getirmiyor.
Bu yüzden sevdiğimiz insanlarla aramızda duvarlar örmeden önce düşünelim.
Bir adım atmak gerçekten bu kadar zor mu?
İlk arayan olmak neden gururumuza dokunuyor?
Özür dilemek neden yenilmek gibi geliyor?
Affetmek neden zayıflık kabul ediliyor?
Belki de hayatın bize öğretmesi gereken en büyük derslerden biri şu:
Her zaman kazanmak zorunda değiliz.
Bazen kaybettiğimizi sandığımız şey, aslında huzurumuzdur.
Bazen kazandığımızı düşündüğümüz şey ise yalnızlığımızdır.
Keşke insan, anne babasının kıymetini onlar yanındayken daha çok bilebilse.
Bir annenin “Yedin mi?” sorusunun aslında dünyanın en büyük sevgilerinden biri olduğunu…
Bir babanın sessizce yaptığı fedakârlıkların aslında ne kadar büyük olduğunu…
Bir evladın küçücük sarılışının bütün yorgunluğu nasıl unutturduğunu…
Bir eşin, dostun, kardeşin, arkadaşın hayatımızdaki yerini…
Bunların hepsini zamanında anlayabilsek.
Çünkü hayat bize bazı insanları hediye eder.
Ama hiçbir insan bize sonsuza kadar verilmiş değildir.
Hepimiz bir gün ayrılacağız.
Kimimiz uzaklaşacağız.
Kimimiz başka şehirlere gideceğiz.
Kimimiz hayatın başka yollarında kaybolacağız.
Kimimiz ise bu dünyadan ayrılacağız.
O yüzden bugün hâlâ yanımızda olan insanların kıymetini bilelim.
Keşke dememek için bugün sevelim.
Bugün arayalım.
Bugün sarılalım.
Bugün teşekkür edelim.
Bugün gönül alalım.
Bugün affedelim.
Bugün güzel söz söyleyelim.
Çünkü sevgi ertelenecek bir şey değildir.
Sevgi, zamanında verilmesi gereken bir hediyedir.
Bir insana çiçek gönderecekseniz, o insan hayattayken gönderin.
Birine “Seni seviyorum.” diyecekseniz, bugün söyleyin.
Birinin gönlünü alacaksanız, yarını beklemeyin.
Çünkü bazı çiçekler mezar başında değil, yaşarken verilmelidir.
Bazı sözler cenazelerde değil, hayattayken söylenmelidir.
Bazı sarılmalar fotoğraflara bakarken değil, bugün yaşanmalıdır.
Hayat bize çoğu zaman neyi kaybettiğimizi değil, neyin kıymetini bilmediğimizi öğretir.
Bir insan gider ve ardından onun sesini özlersin.
Bir dost uzaklaşır ve onunla yaptığın sohbetlerin değerini anlarsın.
Bir evlat büyür ve çocukluğundaki o küçük ellerini özlersin.
Bir anne baba yaşlanır ve geçmişte sana söyledikleri sözlerin anlamını yıllar sonra fark edersin.
Bir sevdiğin senden uzaklaşır ve birlikte geçirilen sıradan günlerin aslında ne kadar güzel olduğunu anlarsın.
İşte hayat böyle bir öğretmendir.
Ama bazen derslerini çok geç verir.
Ben artık “Keşke”lerin değil, “İyi ki”lerin çoğaldığı bir hayat istiyorum.
İyi ki sevmişim.
İyi ki güvenmişim.
İyi ki sarılmışım.
İyi ki affetmişim.
İyi ki güzel sözler söylemişim.
İyi ki bir insanın hayatına dokunmuşum.
İyi ki birinin yanında olmuşum.
İyi ki gönül kırmak yerine gönül almayı seçmişim.
Çünkü insanın ömrünün sonunda sahip olduğu en büyük zenginlik, banka hesabındaki para değil;
kalbinde biriktirdiği güzel insanlardır.
Bir insanın arkasından söylenen güzel sözlerdir.
Bir evladın “Babam benim için hep yanımdaydı.” demesidir.
Bir dostun “Ne zaman ihtiyacım olsa yanımdaydı.” demesidir.
Bir eşin “Beni hep sevdi.” diyebilmesidir.
Bir insanın hayatında bıraktığımız güzel izdir.
Bazen hayat bizi çok yorar.
Bazen güvenimiz kırılır.
Bazen sevdiklerimiz bizi üzer.
Bazen hayal kırıklıkları yaşarız.
Ama yine de sevgiden vazgeçmemeliyiz.
Çünkü birilerinin yaptığı yanlışlar, bizim güzel kalbimizi değiştirmemeli.
Birileri bizi kırdı diye herkese mesafeli olmamalıyız.
Birileri kıymetimizi bilmedi diye kendimizi değersiz görmemeliyiz.
Birileri sevgimizi hak etmedi diye sevgiyi hayatımızdan çıkarmamalıyız.
Çünkü sevgi, karşımızdakinin davranışından önce bizim kim olduğumuzu gösterir.
Kalbiniz güzelse, güzel kalın.
İyilik yaptıysanız, iyilik yapmaya devam edin.
Sevdiyseniz, sevginizden utanmayın.
Çünkü bu dünyada en zor şeylerden biri, kalabalıkların içinde insan kalabilmektir.
Ve belki de hayatın sonunda hepimiz aynı şeyi söyleyeceğiz:
Keşke daha çok sevseydim…
Keşke daha az üzülseydim…
Keşke daha çok sarılsaydım…
Keşke daha az gurur yapsaydım…
Keşke insanları kırmadan önce iki kere düşünseydim…
Keşke elimde olanların kıymetini daha erken bilseydim…
Ama hayat bize bugün hâlâ bir fırsat veriyor.
Henüz geç değil.
Hâlâ arayabiliriz.
Hâlâ sarılabiliriz.
Hâlâ özür dileyebiliriz.
Hâlâ affedebiliriz.
Hâlâ sevebiliriz.
Hâlâ güzel sözler söyleyebiliriz.
Hâlâ bir insanın hayatına güzellik katabiliriz.
O halde geçmişin “keşke”lerini geleceğin “iyi ki”lerine çevirelim.
Gururumuzu biraz kenara bırakalım.
Sevdiğimiz insanların kıymetini bilelim.
Çünkü hayatın sonunda insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, daha fazla para, daha büyük bir ev veya daha yüksek bir makam değildir.
İhtiyacı olan şey, başını yaslayabileceği bir omuzdur.
Elini tutacak bir eldir.
Kalbini anlayacak bir insandır.
Ve geriye dönüp baktığında:
“İyi ki sevmişim.”
“İyi ki affetmişim.”
“İyi ki sarılmışım.”
“İyi ki söylemekten çekinmemişim.”
“İyi ki hayatımdaki insanların kıymetini onlar yanımdayken bilmişim.”
diyebilmektir.
Çünkü hayat, keşkelerle değil, zamanında yaşanmış sevgilerle güzeldir.
Ve unutmayalım:
Bazı insanlar hayatımıza bir kez gelir.
Bazı anlar bir kez yaşanır.
Bazı fırsatlar bir kez karşımıza çıkar.
Bu yüzden sevginizi ertelemeyin.
Gönül almayı yarına bırakmayın.
Sarılmayı geciktirmeyin.
Güzel sözünüzü içinizde tutmayın.
Çünkü yarının bize ne getireceğini bilmiyoruz.
Ama bugün elimizde çok güzel bir fırsat var:
Sevmek…
Değer vermek…
Affetmek…
Ve hayatımıza “keşke” değil, “iyi ki” bırakmak.