Bir toplumun gerçek zenginliği; sahip olduğu binalar, yollar, makamlar, paralar ya da kalabalıklar değildir.
Bir toplumun gerçek zenginliği, insanlarının birbirine nasıl davrandığıdır.
Birbirine selam veren insanların olduğu yerde huzur vardır.
Birbirinin derdini dinleyen insanların olduğu yerde kardeşlik vardır.
Yaşlısına saygı gösteren, çocuğuna sahip çıkan, komşusunun hakkını gözeten, ihtiyaç sahibinin elinden tutan insanların olduğu yerde gerçek anlamda bir toplum vardır.
Çünkü insan, tek başına yaşayamaz.
Hepimizin bir başkasına ihtiyacı var.
Bazen bir söze…
Bazen bir tebessüme…
Bazen bir yardıma…
Bazen yalnızca anlaşılmaya…
İşte bu yüzden insanları sevmeliyiz.
Ama sevmek sadece aynı düşüncede olduğumuz insanları sevmek değildir.
Asıl sevgi, farklılıklarımızla birlikte birbirimize saygı gösterebilmektir.
Herkes bizim gibi düşünmek zorunda değil.
Herkes bizim gibi yaşamayabilir.
Herkesin hayata bakışı, karakteri, alışkanlıkları, hayalleri ve mücadeleleri farklı olabilir.
Ama farklı olmak, birbirimizi incitmek için bir sebep değildir.
Tam tersine, farklılıklarımız bizi zenginleştirir.
Birbirimizi dinlemeyi öğrendiğimizde, anlamayı öğrendiğimizde, karşımızdaki insanın da en az bizim kadar duyguları olduğunu hatırladığımızda toplum olarak daha güzel bir yere ulaşabiliriz.
Çünkü insan olmak, yalnızca kendini düşünmek değildir.
Bir başkasının kalbini de hesaba katabilmektir.
Bazen çok kolay incitiyoruz insanları.
Bir söz söylüyoruz.
Belki bizim için sıradan bir cümle…
Ama karşımızdaki insan o cümleyi günlerce, aylarca, hatta yıllarca içinde taşıyabiliyor.
Bir bakış…
Bir küçümseme…
Bir alay…
Bir sert cevap…
Bir görmezden gelme…
Bazen insanın kalbinde hiç beklemediğimiz kadar büyük yaralar açabiliyor.
Bu yüzden konuşmadan önce düşünmeliyiz.
“Ben bunu söylersem karşımdaki ne hisseder?”
Bu soruyu kendimize daha çok sormalıyız.
Çünkü dilin kemiği yoktur ama sözü bazen çok ağırdır.
Kırılan bir camı değiştirebilirsiniz.
Kırılan bir eşyayı yenileyebilirsiniz.
Ama kırılan bir kalbin eski haline dönmesi her zaman mümkün olmayabilir.
İşte bunun için insanları incitmemeliyiz.
Haklı olsak bile…
Kızgın olsak bile…
Bir konuda anlaşamasak bile…
Karşımızdaki insanın onurunu, gururunu ve kalbini korumayı bilmeliyiz.
Çünkü haklı olmak, kırma hakkı vermez insana.
Toplum olarak birbirimize biraz daha tahammül etmeliyiz.
Birbirimizi dinlemeliyiz.
Birbirimizin hayatına saygı göstermeliyiz.
Çünkü hepimizin görünmeyen bir hikâyesi var.
Gülümseyen insanın içinde belki büyük bir acı vardır.
Sessiz duran insanın belki anlatamadığı binlerce derdi vardır.
Her zaman güçlü görünen insanın belki geceleri yalnız kaldığında gözyaşları vardır.
Bu yüzden kimseyi dışarıdan gördüğümüz haliyle yargılamayalım.
Bir insanın hayatını bilmeden onun hakkında hüküm vermeyelim.
Onun yaşadıklarını yaşamadan, taşıdığı yükü taşımadan, verdiği mücadeleyi bilmeden onu küçümsemeyelim.
Biraz empati…
Bazen dünyayı değiştirmek için bundan daha büyük bir şeye ihtiyacımız yoktur.
Sevgi, sadece ailemize karşı göstereceğimiz bir duygu değildir.
Sokakta karşılaştığımız insana da sevgidir.
Komşumuza saygıdır.
Yaşlı bir insana yardım etmektir.
Bir çocuğun başını okşamaktır.
Bir çalışanın emeğini takdir etmektir.
Bir güvenlik görevlisine “Kolay gelsin.” demektir.
Bir temizlik personeline teşekkür etmektir.
Bir esnafın emeğine saygı göstermektir.
Trafikte sabırlı olmaktır.
Sıra beklerken başkasının hakkına girmemektir.
Ortak yaşam alanlarını temiz bırakmaktır.
Bir başkasının huzurunu kendi rahatımız kadar önemsemektir.
İşte toplum olmak budur.
Çünkü saygı, insanın kendisine duyduğu değerin başkasına yansımasıdır.
Birbirimize üstünlük kurmaya çalışmak yerine birbirimize omuz olalım.
Bir insanın eksikliğini bulup onu küçültmek yerine, güzel tarafını görmeye çalışalım.
Birinin düştüğünü gördüğümüzde üzerine basmak yerine elinden tutalım.
Bir insan hata yaptığında onu tamamen silmek yerine, hatasını düzeltmesine fırsat verelim.
Çünkü hepimiz insanız.
Hepimiz hata yapıyoruz.
Hepimizin yanlış söylediği sözler, yanlış verdiği kararlar, pişmanlıkları ve eksiklikleri var.
Bugün eleştirdiğimiz insanın hatasını yarın biz de yapabiliriz.
Bugün küçümsediğimiz insanın yardımına yarın bizim ihtiyacımız olabilir.
Hayat böyledir.
Bugün el veren, yarın el arayabilir.
Bu yüzden insanlara yukarıdan bakmayalım.
Kimseyi makamıyla, parasıyla, kıyafetiyle, eğitimiyle, yaşadığı yerle değerlendirmeyelim.
İnsanı insan olduğu için sevelim.
Çünkü hepimiz aynı gökyüzünün altında yaşıyoruz.
Hepimiz aynı hayatın içindeyiz.
Ve hepimizin son durağı aynı.
Bence toplumların en büyük ihtiyacı daha fazla sevgi.
Daha fazla anlayış.
Daha fazla hoşgörü.
Daha fazla merhamet.
Daha fazla saygı.
Birbirimizi dinlemeye tahammül edemediğimiz, farklı düşünene düşman olduğumuz, hata yapanı hemen dışladığımız, başarılı olanı kıskandığımız, düşene yardım etmek yerine seyretmeyi tercih ettiğimiz bir toplumda huzur bulmak çok zordur.
Oysa birbirimizin mutluluğundan mutlu olabilsek…
Bir komşumuzun başarısını kıskanmak yerine tebrik edebilsek…
Bir arkadaşımızın güzel gününde yanında olabildiğimiz kadar zor gününde de yanında durabilsek…
Bir çocuğun başarısını kendi çocuğumuzun başarısı gibi görebilsek…
Bir yaşlının yalnızlığını fark edebilsek…
Bir ihtiyaç sahibinin elinden tutabilsek…
İşte o zaman yaşadığımız yer gerçekten yuva olur.
İnsanları incitmemek, hiç kimseyle tartışmamak anlamına gelmez.
Elbette anlaşmazlıklarımız olacak.
Elbette farklı düşüncelerimiz olacak.
Elbette zaman zaman kızacağız.
Ama önemli olan kızgınken bile insanlığımızı kaybetmemektir.
Sesimizi yükseltmeden konuşabilmek…
Hakaret etmeden eleştirebilmek…
Karşımızdakini aşağılamadan düşüncemizi ifade edebilmek…
Özür dilemekten utanmamak…
Hata yaptığımızda “Ben yanılmışım.” diyebilmek…
İşte gerçek olgunluk budur.
Çünkü insanın büyüklüğü, başkasını susturmasında değil; başkasını dinleyebilmesindedir.
Bir gün hepimiz yaşlanacağız.
Bugün genç olan yarın yaşlı olacak.
Bugün güçlü olan yarın bir başkasının desteğine ihtiyaç duyacak.
Bugün yardım eden yarın yardıma muhtaç olabilir.
Bugün bir çocuğun elinden tutan insan, yarın kendi evladının elinden tutulmasını isteyebilir.
Hayat bize ne getirecek bilmiyoruz.
Bu yüzden birbirimize iyi davranalım.
Çünkü dünya zaten yeterince zor.
İnsanların hayatını daha da zorlaştırmak yerine kolaylaştıralım.
Bir insanın yüküne yük eklemek yerine, mümkünse o yükten biraz alalım.
Bir insanın gözyaşına sebep olmak yerine, yüzünü güldürelim.
Bir insanın umudunu kırmak yerine, ona yeniden umut olalım.
Sevgi çoğaldıkça toplum güzelleşir.
Saygı arttıkça insanlar birbirine yaklaşır.
Merhamet büyüdükçe yalnızlık azalır.
Hoşgörü arttıkça kavga azalır.
Empati arttıkça kırgınlıklar azalır.
Ve insan insana iyi geldikçe, yaşadığımız dünya daha güzel bir yer olur.
Bazen büyük değişimler bekliyoruz.
Oysa değişim önce kendimizden başlamalı.
Bugün bir kişiye güzel davranalım.
Yarın bir başkasına yardım edelim.
Bir gün bir insanın gönlünü alalım.
Bir gün bir yaşlıya yol verelim.
Bir gün bir çocuğu sevindirelim.
Bir gün bir çalışana teşekkür edelim.
Bir gün komşumuzun kapısını çalıp “Bir ihtiyacınız var mı?” diye soralım.
Bunlar küçük şeyler gibi görünebilir.
Ama toplumları değiştiren şeyler çoğu zaman böyle küçük iyiliklerdir.
Ve ne olur, birbirimizi incitmeyelim.
Çünkü herkesin kalbi aynı değildir ama herkesin kalbi vardır.
Kiminin kalbi hassastır.
Kiminin geçmişinde yaralar vardır.
Kiminin güveni kırılmıştır.
Kiminin hayata karşı zaten yeterince mücadelesi vardır.
Bizim söylediğimiz bir söz, onun taşıdığı yükün üzerine yeni bir yük olabilir.
Bunu bilmeden konuşmayalım.
İnsanlara dokunurken dikkatli olalım.
Kalplere dokunduğumuzu unutmayalım.
İnsan kalbi, dünyanın en hassas emanetlerinden biridir.
Ben inanıyorum ki sevgiyle yaklaşan insan kaybetmez.
Belki her zaman kazanmaz.
Belki herkes onu anlamaz.
Belki iyiliğinin karşılığını hemen görmez.
Ama onun içinde büyük bir huzur vardır.
Çünkü insanın en güzel mirası, başkalarının kalbinde bıraktığı güzel izdir.
Bir gün ismimiz unutulabilir.
Yaptığımız işler değişebilir.
Sahip olduğumuz şeyler elimizden gidebilir.
Ama bir insanın hayatına kattığımız güzellik yıllarca yaşayabilir.
Bir çocuğun hafızasında güzel bir insan olarak kalmak…
Bir dostun kalbinde güven olmak…
Bir komşunun gözünde iyi bir insan olmak…
Bir çalışanın hatırasında saygılı bir yönetici olarak yer almak…
Bundan daha büyük bir miras var mı?
Öyleyse gelin;
Birbirimizi sevelim.
Birbirimizi dinleyelim.
Birbirimize saygı gösterelim.
Farklılıklarımızı düşmanlık değil, zenginlik olarak görelim.
Kırıldığımızda konuşalım.
Kırdığımızda özür dileyelim.
Affedebildiğimiz yerde affedelim.
Yardım edebildiğimiz yerde yardım edelim.
Gücümüz yettiğince iyilik yapalım.
Ve en önemlisi, insan olduğumuzu hiçbir zaman unutmayalım.
Çünkü hayatın sonunda hepimiz aynı şeyi arıyoruz:
Huzur…
Sevgi…
Güven…
Samimiyet…
Ve güzel insanlar…
O halde önce biz güzel insan olalım.
Birbirimizin hayatına yük değil, güzellik olalım.
Birbirimizin yarasını kanatmak yerine saralım.
Birbirimizi düşürmek yerine kaldıralım.
Birbirimizi küçültmek yerine yüceltelim.
Birbirimizi dışlamak yerine kucaklayalım.
Çünkü toplumları ayakta tutan duvarlar değil, insanların birbirine duyduğu güven ve sevgidir.
Ve unutmayalım:
Bir insanı incitmek bir an sürer, ama o yaranın iyileşmesi bir ömür sürebilir.
Bu yüzden sözlerimizi sevgiyle seçelim.
Adımlarımızı saygıyla atalım.
Kalbimizi merhametle büyütelim.
Ve bu dünyadan geçerken ardımızda kırılmış kalpler değil, iyilikle hatırlanan insanlar bırakalım.
Çünkü en güzel hayat, çok insan tanıdığımız hayat değildir.
Dokunduğumuz insanların hayatını güzelleştirdiğimiz hayattır.
Ve belki de insan olmanın en güzel anlamı şudur:
Sevmek…
Saygı göstermek…
Anlamak…
Affetmek…
Kucaklamak…
Ve hiçbir karşılık beklemeden, bir başka insanın hayatına biraz olsun ışık olabilmek.
İşte o zaman sadece kendimizi değil, toplumumuzu da güzelleştiririz.