SON DAKİKA
reklam
reklam

Yağmalar ve kavgalar dün de vardı

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 24 Ağustos 2026, Pazartesi - 11:58   Okunma Sayısı:

 

Saraydan Mal Kaçırma (!)

    Bu opera “Saraydan Kız Kaçırma” adıyla ilk defa 16 Temmuz 1782 tarihinde Viyana’da oynanmıştır. Türkiye’deki ilk temsil ise Ankara’da 1959 yılında icra edilmiştir. Genç bir İspanyol kişizadesi olan Belmonto’nun sevgilisi, hizmetçisi ve uşağının 16’ncı yüzyılda İstanbul’da yaşadıkları serüven ele alınmıştır.

    Avusturya İmparatoru II. Joseph, özellikle müzik ve tiyatro alanında yaptığı devrimlerle tanınmış, sanat eserlerinin ulusal karakter taşınması yolunda direktifler vermişti. Bunun sonucu olarak hafif Alman operaları hızla çoğalmış, dönemin Viyana’sında pek yaygın olan bale ve İtalyan operası tekeli sona ermişti.

    Mozart işte bu sıralarda İmparator’dan bir “Singspiel” bestelemesi için emir almıştı. Eserin metnini aktör Gottlieb Stephanie yazmıştır. Bu sanatçının eserin konusunu ve başlıca bölümlerini Christhoph Friedrich Bretzner adlı yazarın bir oyunundan aldığı daha sonraları anlaşılmıştır. Operanın temsil edildiği yılda Leipziger Zeitung gazetesinde şöyle bir ilan yayımlanmıştır:

    “Viyana’da Mozart isimli bir bestecinin Belmonte und Constanze” adlı oyununu opera olarak bestelediğini duydum. Durumu protesto eder, eser üzerinde hakkımı arayacağımı bildiririm. Chr. Fr. Bretzner”

    Sanat tarihi bu aktarışın sonucu çevresinde geniş bilgi vermiyor. Bilinen gerçek, oyunun Mozart’ın zarif müziği ile süslenerek insanlığın malı oluşudur. “Belmonte und Constanze hikâyesinin Orta Avrupa’da 1600’lü yıllardan itibaren moda olan Türkler konusundaki oyunlardan esinli olduğu sanılmaktadır.

    Opera büyük başarı kazanmış, fakat her zaman olduğu gibi bestecisine hemen hemen hiçbir şey bırakmamıştır. İlk temsilde Belmonte rolünü oynayan tenör Langlois’in besteciye verilen ücretin tam üç mislini aldığı bilinirse Mozart’ın eline geçen para hakkında bir fikir edinmiş oluruz. Sanatçı operayı eşi Constanze’ye düğün hediyesi olarak bestelemiş ve ona ithaf etmiştir.

Eser İtalyan biçiminde bir uvertürle başlar, davul, zil ve Türk Marşı’nı belirtir.

    Yazının konusu “Die Entführung aus dem Serail” orijinal adıyla “Saraydan Kız Kaçırma”dır. Dört asır önce bir Osmanlı paşasının sarayından yapılan “Kız kaçırma” olayı, günümüzde “Mal Kaçırma” hakikati şeklinde tecelli etmiştir. Yoksul Suriye halkının varlığı devrik lider Beşar Esad tarafından yurt dışına kaçırılmıştır; tıpkı Libya lideri Kaddafi ve Irak lideri Saddam’ın saraylarından mal kaçırılması ve yağmalanması gibi…

 

***                              ***                             ***

Müslüman liderler

    Dünyada en çok silah üreten ülkeleri ve üretilen silah ve mühimmatın tonajlarını daha önceki yazılarımda yazmıştım. Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Fransa, İngiltere, İsrail ve Almanya dünyanın en büyük silah üreticileridir. Bu ülkeler Müslüman olmamasına rağmen, her gün Suriye, Irak, Yemen, Libya, Filistin, Arakan gibi ülkelerde ölenler Müslümandır.

Kendi silah endüstrileri için ve haksızlığa müsaade etmeyecek güçlü bir İslam ülkesi olmasını istemeyen 6 büyük silah üreticisi ülkenin, İsrail hariç aynı zamanda Birleşmiş Milletlerin 5 daimi üyesi olması da dikkatlerden kaçmamalıdır.

Burada İslam ülkelerinin liderlerine büyük işler düşmektedir. Önce İslam ülkelerinin birbirleriyle iyi geçinmeleri, birbirlerine yardım etmeleri, uygar dünya ile barışık olmaları ve demokrasiyi içten benimsemeleri gerekir. İslam ülkelerinin liderleri bu çizginin dışına çıktıklarında diktatör olabiliyorlar. Libya ve Irak’tan sonra Suriye’de saltanatın yıkılması, sarayların yağmalanması hınç kültürünün bir parçası olabiliyor. 

 

***                              ***                             ***

Bir toplumun oluşması

Bugün Suriye’de farklı fraksiyonlar bulunmakta olup iktidarı ele geçirmek için zorlu mücadelelere girmişlerdir. Oysa her dinden her mezhepten insanın birbirleriyle didişmesine tanık olduk yıllarca… Üç asır öncesinden bir örnek vermek isterim:

17’nci yüzyılda Hollanda, eyaletler sistemiyle yönetilen bir ülkeydi. Daha 1482’de Hollanda toprakları veraset yoluyla Habsburg hanedanının eline geçmiş, V. Karl (Şarlken) tarafından Germen İmparatorluğu’nun bir parçası olan Bourgogne sınırlarına katılmıştır. Erasmusçu düşüncelerden bir hayli etkilenmiş olan V. Karl, bölge halkının yurttaşlık özerkliğine saygı göstermiş, Protestanlığın ve onun bir kolu olan Calvinizm’in yaygınlaşmasına göz yummuştu.

1555’te tahttan feragat edince yerine geçen oğlu II. Philip, Protestanlarla amansız bir mücadeleye girmiştir. 1566’da bölgede fanatik Katolikliğin simgesi olan Engizisyon Mahkemeleri kurulur. Bu sırada Anvers’te gittikçe zenginleşen Flaman tüccarlarını ezmek için çok ağır vergiler konur. Bu ortam içinde Orange Prensi Sessiz Wilhelm önderliğinde geniş bir ayaklanma başlatılır. Ayaklanma kısa sürede Katolik-Protestan savaşına dönüşür.

Wilhelm 1579’da Yedi Eyalet Cumhuriyeti’ni kurar. Bu eyaletlerin en güçlüsü olan Hollanda’nın genel valiliğine atanır. Katolik olan güney iller bile (Belçika) Gent Birliği adı altında toplanmış olan başkaldırmış bölgelerle birleşmişlerdi. Bu birleşme politik oyunlarla İspanya tarafından kısa sürede dağıtılır ve güney illeri İspanyol egemenliği altına girmeye zorlanır.

Katolik İspanya’yı hiçbir zaman kabul etmeyecek olan kuzey illeri, gittikçe güçlenen bir savaş filosu kurarak Yirmi Yıl Savaşları’nda ayakta kalmayı başarabilmişti. Sonunda 1648’de İspanya ile imzalanan Münster Antlaşması’yla Yedi Eyalet Cumhuriyeti (ya da Hollanda Cumhuriyeti) resmen bağımsızlığını kazanmıştır. 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam