SON DAKİKA
reklam
reklam

At sırtında Anadolu (Yazarı Fred Burnaby, Çev: Fatma Taşkent)

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 26 Ağustos 2026, Çarşamba - 15:44   Okunma Sayısı:

 

Yazarın kendi anlatımından

    “…Alaydaki görevim nedeniyle yaz mevsimini İngiltere’de geçirmek zornndaydım. Yolculuğa ancak kışın çıkabilecektim. 1876 yılının Aralık ve Ocak aylarında Kırgız bozkırlarının soğuğunu yaşamıştım. Tatar çöllerinden sağ salim dönmemi sağlamış olan giysilerin Kürdistan’ın iklimine karşı beni rahatlıkla koruyacağını düşünüyordum. 

Silah kullanmam gerekirse diye yanıma Henry yapımı küçük bir Expres marka tüfek almakla karar kıldım. Yolda herhangi bir hastalığa yakalanabileceğim olasılığını hesaba katarak heybelerime az miktarda ilaç depoladım. Hazırlıklarım tamamdı, yola çıkabilirdim…”

   1876 yılı sonbaharında İstanbul’a doğru yola çıkan Burnaby, kendi ifadesine göre beş ay geçireceği ülkemizde 3 bin 200 kilometre yol kat edecektir. 1876 yılında gerçekleştirdiği Orta Asya seyahati ile aynı yılın kış aylarında yaptığı Anadolu gezisi bu amaçla düzenlenmiş bilgi toplama çalışmalarıdır. Tarihimizde 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı öncesinde yaptığı Anadolu gezisinin ardından kaleme aldığı kitabından, son derece önemli bilgiler topladığı anlaşılmaktadır.

 

Yazar Frederic Gustavus Burnaby

    At sırtında 3.200 kilometre yol kat eden Fred Burnaby, Anadolu’da gördükleriyle duydukları arasındaki büyük farkı kayda geçirir. Onun satırları, Osmanlı’nın son dönemini ve Cumhuriyet’e uzanan mücadeleyi anlamak isteyenler için değerli bir belge niteliğindedir...

Şevket Raşit Hatipoğlu, Osmanlı döneminde Anadolu’nun devletin bir sömürgesi hâline gelmesi nedeniyle ülkenin bütün yükünü Anadolu halkının çektiğini ifade eder. Fred Burnaby’nin kaleme aldığı “At Sırtında Anadolu” adlı kitabı okuyunca aklıma bu sözler geldi ve Hatipoğlu’nun ne kadar isabetli bir tespit yaptığını daha iyi anladım.

At sırtında Anadolu, tam adı Frederick Gustavus Burnaby (1842-1885) olan yazar, Bedford’da dünyaya gelir ve Howard Koleji’nde eğitim görür. On altı yaşında süvari subayı olarak İngiliz ordusuna katılır, 1881 yılında alay komutanı olur. İzin dönemlerinde çeşitli gazetelerin özel muhabiri olarak savaş bölgelerini gezer. Gerçekte ise gazetecilik bir kamuflajdan ibarettir. Onun gerçek görevi, gezdiği bölgeler hakkında istihbarat toplamak, bölgenin topoğrafyası ve askerî durumu hakkında bilgi edinmektir.

 

Anadolu seyahati

    İstanbul’a gelen Burnaby, hemen istihbarat çalışmalarına başlar. Oteldeki bir konuşma sırasında etrafta çok hafiye olup olmadığını sorar. Aldığı cevap inanılmazdır: “Hayır, İstanbul’da bir şey varsa, o da aşırı özgürlüktür. Gazeteler dilediklerini yazarlar, hükümeti gönüllerince yerden yere vururlar, hemen hiç baskı görmezler. Bu arada, Rusça dergilerden daha amansızca Türkiye karşıtı yayın yapan bazı İngilizce gazeteler bütün kitapçılarda satılmaktadır.” (s. 43)

“Anadolu’nun tarafımızdan himaye edilmesi, yerli halk kadar kendi çıkarlarımızın da korunması ilkesi hayata geçirilmeli, sözde kalmamalıdır. Avrupalıların başkanlık ettiği, Bâbıâli’nin Hristiyan uyrukları kadar Müslümanların da kullanabilecekleri, Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde hizmet veren bir istinaf mahkemesi doğru yönde atılmış bir adım olur. İngiliz subayları emrinde çalışan, iyi örgütlenmiş bir jandarma topluluğu tamamıyla yetersiz kalan zaptiyenin yerini alabilir. 

 

Seyahatin amacı

Son olarak ve en önemlisi, Anadolu’daki askerî birlikler, özellikle Erzurum, Van ve Diyarbakır’dakiler, İngilizlerin komutasına geçmelidir… Anadolu’da can ve mal güvenliğini sağlayan bir devlet bulunursa, demiryolları döşenirse, ihraç edilebilecek olan gerek tahıl gerekse maden zenginliği, İngiliz ticaretinin bugünkü durgunluğunu önemli ölçüde canlandırır. Eski çağların Yunanistan ve Roma’sının zenginlikleri büyük çapta Anadolu’dan gelirdi. Bu toprakların doğal kaynakları hiçbir şekilde tüketilmemiştir. Anadolu’nun yeniden dünyanın en zengin ülkelerinden biri hâline gelmesi için tek gereken, İngiliz girişimi ve sermayesidir.” (s. 20-21)

Burnaby, İngiltere’den yola çıkarken yanına uşak olarak Radford adında, ordu mensubu eski bir askeri alır. İstanbul’a gelince bu kez kendisine Anadolu’da refakat etmesi için Osman adında ikinci bir uşak daha tutar. 8 Aralık 1876 tarihinde Kars’a doğru yola çıkar. Bu arada İstanbul’da bir dedikodu dolaşmaya başlar: Kars’a, Karadeniz ve Erzurum üzerinden gitmek yerine, Üsküdar’dan başlayarak karayoluyla gitmeye kalkışacak denli çılgın bir seyyah…

 

Kars bölgesinde duydukları

“…Çok yakın tarihte Orta Asya’da yaşananları hatırlatmak, Moskofların insanseverliğine inananlardan bazılarının hafızalarını tazelemeye yarayabilir. ‘Türkmenleri öldürün, hepsini öldürün’ emrini vermişti General Kaufmann Hive Seferi sırasında… ‘Çerkez usulü demek istiyorsunuz sanırım’ demişti, Rusların Çerkezlerle savaşma tarzını gayet iyi bilen yaşlı bir albay ruhsuz ifadesiyle…

‘Evet hepsini öldürün!  Ne yaşlarına ne de cinsiyetlerine bakın. Tek bir kişinin kaçmasına izin vermeyin!’ 

Paramparça edilmiş hâmile Çerkez kadınları…

    Bu yolculuğun esas amacı yalnızca Kars’a gitmek değildir. O sıralarda İngiltere’de dolaşan bir söylentiye göre Türkler, Anadolu’da yaşayan Hristiyanlara büyük eziyet yapmakta, onların can ve mal güvenliklerini tehdit etmektedirler.

Bu sözler, orijinal adı “On Horseback Through Asia Minor” olan ve 1877 yılında Londra’da yayımlanan kitabın yedinci baskısının ön sözünden alınmış olup, bu gezinin esas gayesini ortaya koyan en önemli açıklamadır…

 

Yorumlama

    1919 yılında başlayan Millî Mücadele’ye ve 29 Ekim 1923 tarihinde ilan edilen Cumhuriyet’e giden süreçte ülkemizin içinde bulunduğu içler acısı durumu anlatan Burnaby’nin gördüklerini ve yaşadıklarını okuyanlar, günümüzden geriye baktıklarında Mustafa Kemal Atatürk’ün ve ona gönül veren ülkemiz insanının ne kadar güç bir işi başardığını anlayacaklardır. Bu başarıya giden yolu belirleyen ve yılmadan o yolda yürümekte azimli ve kararlı olmalıyız.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam