Hayat biraz da nasıl baktığımızla ilgilidir.
Aynı gökyüzüne bakan iki insan, bambaşka şeyler görebilir. Biri bulutlara bakıp yağmuru ve karanlığı düşünür, diğeri aynı bulutların ardındaki güneşi hayal eder. Biri hayatın eksiklerine takılır, diğeri elindekilerin kıymetini bilir.
Çünkü insan, çoğu zaman dünyayı olduğu gibi değil, kendi gönlünden geçtiği gibi görür.
Güzel düşünen insan, hayatın içinde güzellik arar. İnsanların kusurlarına değil, güzel taraflarına bakar. Birinin yanlışını büyütmek yerine, yaptığı iyiliği hatırlar. Kırgınlıkları biriktirmek yerine affetmeyi öğrenir. Çünkü bilir ki kalbinde ne taşıyorsa, dünyaya da onu yansıtır.
Kötü düşünceler insanın önce kendi içini yorar.
Sürekli şikâyet eden, herkeste bir kusur arayan, insanların mutluluğundan rahatsız olan insanın dünyası zamanla daralır. Oysa güzel düşünen insanın gönlü genişler. Küçük bir tebessümden mutluluk çıkarır, güzel bir sözden umut bulur, bir dostun varlığını büyük bir nimet olarak görür.
Hayat herkese aynı şeyleri vermez.
Kiminin yolu uzun, kiminin yükü ağırdır. Kimi sessizce mücadele eder, kimi yaşadığı acıları kimseye anlatmaz. Bu yüzden insanları dışarıdan gördüğümüz kadarıyla yargılamamak gerekir.
Belki gülümseyen bir insanın içinde büyük bir mücadele vardır.
Belki sessiz duran bir insanın söyleyemediği çok şey vardır.
Belki güçlü görünen bir insanın bir tek güzel söze ihtiyacı vardır.
İşte güzel düşünmek, biraz da insanı anlamaya çalışmaktır.
Bir insanı anlamadan yargılamamak, bilmeden konuşmamak, duymadan hüküm vermemektir.
Çünkü bazen bir insanın hayatına dokunmak için büyük şeyler yapmaya gerek yoktur.
Bir “Nasılsın?” demek yeter.
Bir gönül almak yeter.
Bir tebessüm etmek yeter.
Bir insanın yanında olduğunu hissettirmek yeter.
Güzellik dediğimiz şey aslında çoğu zaman küçük şeylerin içinde saklıdır.
Bir annenin duasında…
Bir babanın sessiz sevgisinde…
Bir çocuğun gülüşünde…
Eski bir dostun hatırlamasında…
Bir komşunun kapıyı çalıp “Bir ihtiyacın var mı?” demesinde…
İşte hayatın gerçek zenginliği bunlardır.
Güzel düşünen insan, sahip olduklarının farkına varır.
Çünkü mutluluk her zaman daha fazlasına sahip olmak değildir. Bazen sahip olduklarının kıymetini bilmektir.
Sağlığının…
Ailesinin…
Dostlarının…
Ekmeğinin…
Evinin…
Huzurunun…
Ve yeniden başlayabilme gücünün…
İnsan bunların değerini kaybetmeden anlayabilirse, hayatın ne kadar büyük bir nimet olduğunu fark eder.
Hayatta herkesin bir sınavı var.
Kimse tamamen sorunsuz yaşamıyor.
Bu nedenle birbirimize daha fazla anlayış, daha fazla sabır ve daha fazla sevgi göstermeliyiz.
Bir insanın hayatını zorlaştırmak çok kolaydır.
Bir sözle kırabilirsiniz.
Bir davranışla üzebilirsiniz.
Bir yanlış anlaşılmayla yıllarca süren bir dostluğu bitirebilirsiniz.
Ama aynı şekilde bir insanın hayatına güzellik de katabilirsiniz.
Bir güzel sözle…
Bir özürle…
Bir teşekkürle…
Bir sevgiyle…
İşte insanın gerçek zenginliği burada ortaya çıkar.
Güzel düşünen, güzellikleri fark eder. Güzellikleri fark eden ise hayatın güzelliklerini çoğaltır.
Çünkü düşüncelerimiz davranışlarımızı, davranışlarımız alışkanlıklarımızı, alışkanlıklarımız ise hayatımızı şekillendirir.
Bu yüzden zihnimizde ne büyüttüğümüze dikkat etmeliyiz.
Kırgınlığı büyütürsek kalbimiz ağırlaşır.
Öfkeyi büyütürsek huzurumuz azalır.
Kıskançlığı büyütürsek mutluluğumuzu kaybederiz.
Ama sevgiyi büyütürsek gönlümüz genişler.
İyiliği büyütürsek çevremiz güzelleşir.
Umutları büyütürsek yarınlarımız aydınlanır.
Belki de hayatın en güzel sırrı budur:
Ne verirsen, onu çoğaltırsın.
Sevgi verirsen sevgi çoğalır.
Saygı verirsen saygı çoğalır.
Güven verirsen güven büyür.
İyilik yaparsan iyilik bir gün mutlaka başka bir kapıdan sana döner.
Bu yüzden hayatı güzelleştirmek için önce düşüncelerimizi güzelleştirmeliyiz.
İnsanlara bakarken eksiklerini değil, güzelliklerini görmeye çalışalım.
Çünkü kimse kusursuz değildir.
Hepimizin hataları vardır.
Hepimizin eksikleri vardır.
Hepimizin geçmişinde keşke dediği şeyler vardır.
Ama hepimizin içinde yeniden güzelleşmeye, yeniden sevmeye ve yeniden umut etmeye yetecek kadar güzel bir taraf da vardır.
O tarafı görmek gerekir.
İnsanları değiştirmeye çalışmadan önce onları anlamayı deneyelim.
Herkese kendi doğrularımızı kabul ettirmeye çalışmak yerine, birbirimizi dinleyelim.
Kırmak yerine onaralım.
Uzaklaştırmak yerine yakınlaşalım.
Kötü söz yerine güzel söz söyleyelim.
Çünkü dünya zaten yeterince ağır.
Biz birbirimizin yükünü biraz olsun hafifletelim.
Ve hayatımızdan geriye ne kalacak diye düşündüğümüzde, insanların bizim hakkımızda ne söylediğinden çok, onların kalbinde nasıl bir iz bıraktığımıza bakalım.
Belki yıllar sonra söylediklerimizin çoğu unutulacak.
Ama hissettirdiğimiz duygular unutulmayacak.
Bir insana verdiğimiz değer…
Bir gönülde bıraktığımız sevgi…
Bir zor zamanda uzattığımız el…
İşte gerçek mirasımız bunlar olacak.
Bu nedenle güzel düşünelim.
Güzel konuşalım.
Güzel davranalım.
Güzel insanları hayatımızda tutalım.
Ve mümkün olduğunca güzel insanlar olalım.
Çünkü hayatın güzelliği, sadece başımıza gelen güzel şeylerde değil; bizim hayata kattığımız güzelliklerde saklıdır.
Unutmayalım:
Güzel düşünen, güzellikleri görür.
Güzellikleri gören, güzellikleri çoğaltır.
Güzellikleri çoğaltan ise hem kendi hayatını hem de çevresindeki insanların hayatını güzelleştirir.
Belki de dünyaya bırakabileceğimiz en güzel iz budur:
İnsanların hayatından geçtiğimizde, onların gönlünde güzel bir hatıra bırakabilmek.
Çünkü sonunda herkesin kazancı para, makam ya da güç değildir.
Asıl kazanç, güzel bir kalp ve güzel insanların sevgisidir.