Çoğumuzun algılayabildiği kadarıyla hayat, yaşamak demektir. Bir yerde de “çizgi berisinde olmak” anlamına gelir. Yaşamanın da gerekleri vardır. Hayat güzeldir deyip hoyrat olmak veya eline imkân geçti diye X. Leon’un “Madem Tanrı bize Papalığı verdi, tadını çıkaralım” sözleri gibi davranmak yaşamanın icaplarıyla bağdaşmaz.
Derslerimizde iyi not almamızın ortaya çıkardığı sevincin, bir eser üretirken gösterdiğimiz çabaların ve sağlığımızı korumakla vücudumuza sağladığımız yararların, hayatımızı renklendirdiğini ve bizleri mutlandırdığını biliyoruz.
Üzüntü, keder, alkol ve sigara kullanımı, dengesiz beslenme, düzensiz uykunun ise hayatımızı zehir ettiğini, yaşamamızı güçleştirdiğini veya zora soktuğunu da söyleyebiliriz.
Farklı yönlerden ele alırsak
Hayat, 46 yıl dünyaya hükmeden koca Kanuni, Zigetvar Kalesi’nin kuşatması uzayınca sıkıntılar ve üzüntüler çekmiştir. “Bu kale benim yüreğimi yaktı. Dilerim Hak’tan, ateşlere yana!” demiştir. Kanuni gibi eza cefa çekenlerin bedduasında yer almıştır hayat…
Büyük aşkla birine bağlanan kişilerin beklediği karşılığı bulamaması karşısında ezgilerde, şiirlerde ve şarkı sözlerinde yer bulmuştur kendisine:
“Özleyen arayan, soran olmasın / Acıların bitmesin, çilen dolmasın / Gönül yaraların, deva bulmasın / Benden başkasını seversen eğer” dizeleriyle intizar dolu şarkı sözlerinde;
Onulmaz hastalığa sahip olanların yaşamak için dualarına; insanlar yaşadıkları sürece hayatın gereklerinde ve kaderin cilvelerinde de göze batar hayat sözcüğü…
“Asla vazgeçmedim yeni yollar aramaktan
Asla pes etmedim yorulmadım ayakta durmaktan
Sen aksine inansan bile sen uzağa kaçsan bile
Ümidi sırtıma vurup düştüm yollara
Düşünürüm kara kara şu halimi görse annem
Ak düşer saçlarına
Öptüm gözlerinden öptüm ellerinden
Ah bu hayat şarkısı her şeye rağmen”
Hayatı anlatmak isteyenler romanlarında, dizelerinde ve yazılarında yer vermişler hayat sözcüğüne… Ne benzetmeler yapmışlar yaşanan olaylarla bağlantılı…
“Hayat bir parça nakış işlemesine benzetilebilir. Hayatının ilk yarısındaki herkes, işlemenin ön tarafını görür, ikinci yarısında ise tersini. İkincisi o kadar güzel değildir; ama daha öğreticidir. İşlerin birbirine nasıl bağlandığımızı görmemizi sağlar.”
- Hayatı nasıl kavramalıyız?
Hayat veya yaşamak konusunu farklı şekillerde anlatımlarla dile getirmeye çalıştım. Aslında görünüşümüze süs katarak güzelliğe, kıyafetimize çeki düzen vererek tarzımıza, belleğimizi bilgiyle donatarak itibarımıza değer katıyorsak; yaşantımıza da değerler katabilir, hayatımızı daha anlamlı hale getirebiliriz.
Belki adı odundur; ama yakı, oyma, yontma ve boyama gibi işlemlerden sonra ahşaba dönüşür, mask denir, büst olur… Belki adı taştır; ama belli işlemler sonrasında heykele ve bibloya dönüşür.
İnsanlık için çalışmak, eser üretmek, çevreci olmak, düşkünlere yardım yapmak… Yaşamanın güzellikleri olduğu gibi hayatımıza zenginlik ve renk katacak niteliklerdir. İnsan olmanın onurunu yaşatır bizlere… Her şeyi öğrenebiliriz; ama bize yaşamın kendisini öğretecek kimseyi bulamayız. Yaşam, kendisini yaşantılarla, tecrübelerle öğretir. Acılarla dolu bir yaşam, bizi daha tecrübeli hale getirebilir. Hayat, “başa sar!” diyebileceğimiz bir film şeridi değildir.
- Yaşam sonrası
Öyle bir şey ki, hayatı yaşamayı bilmeyen bizler, ölümden sonra hayat olup olmadığını sorgulamaya kalkarız. Sanki burada hayatın tadını almışız da sonrasında da yaşam arıyoruz. İnsanoğlu işte!
“Öleceğini unutma!” diyen keşişe “Unutma yaşıyorsun” diyen bilginin sözüyle cevap vermek herhalde yaşayanlara ve yaşamdan ümidini kesmiş olanlara bir hatırlatma, yapmaları gereken işleri olduğu için de bir uyarı olsa gerek…
Bu açıklamalarımın ışığında hayattan kopmuş olanları yeniden oyun alanına çağırıyor, üzerlerine düşenleri kurallar içerisinde ve özgürce yerine getirmeye davet ediyorum.