Almanya'da aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin sandıktan birinci çıkarak seçim zaferi kazandığı eyaletler Saksonya-Anhalt ve Thüringen'dir. Özellikle Eylül 2026'da Saksonya-Anhalt'ta elde edilen rekor oy oranı, II. Dünya Savaşı'ndan bu yana Almanya siyasi tarihinde aşırı sağın ulaştığı en yüksek seviye olarak kayıtlara geçmiştir.
Saksonya-Anhalt Eyaleti (Eylül 2026 seçimleri)
Bir önceki seçime göre oranını yaklaşık 23 puan artırmış %44 civarındaki oy oranıyla birinci parti olmuştur. Euronews Türkçe'nin aktardığı sonuçlara göre Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ağır bir hezimet yaşamış ve yüzde 17,2 oy oranıyla ikinci sıraya gerilemiştir. Ancak AfD meclisteki 83 sandalyenin 39'unu kazanmasına rağmen tek başına hükümet kurabilecek salt çoğunluğu (42 sandalye) az farkla kaçırmıştır. Diğer merkez partilerin aşırı sağa karşı uyguladığı "güvenlik duvarı" (Brandmauer) politikası nedeniyle eyalette büyük bir koalisyon krizi yaşanmaktadır.
Thüringen Eyaleti (Eylül 2024 Seçimleri)
AfD, II. Dünya Savaşı'ndan sonra Almanya'da ilk kez bir eyalet meclisi seçimini Eylül 2024'te Thüringen eyaletinde oyların yaklaşık yüzde 32,8'ini alarak birinci sırada tamamlamıştı. Thüringen'de de benzer şekilde birinci parti olmasına rağmen diğer hiçbir parti AfD ile koalisyon kurmayı kabul etmediği için aşırı sağcılar eyalet yönetimini doğrudan devralamamıştı.
Diğer Doğu Eyaletlerindeki Durum
AfD, birinci olarak seçimi kazanamasa da eski Doğu Almanya topraklarında yer alan Saksonya (Sachsen) ve Brandenburg gibi eyaletlerde de yüzde 30 barajlarını aşarak kıl payı farklarla ikinci sıraya yerleşmiş ve eyalet meclislerindeki en güçlü siyasi aktörlerden biri haline gelmiştir.
Gelişmelerin Türklere etkisi
Almanya'da aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin eyalet seçimlerinde rekor oylar alarak birinci sıraya yükselmesi ve federal düzeyde ana muhalefet gücüne ulaşması, ülkede yaşayan yaklaşık üç milyon Türkiye kökenli nüfus için tarihi ve kritik bir dönüm noktası anlamına gelmektedir. Göçmen ve İslam karşıtı politikalarıyla bilinen bu siyasi çizginin güçlenmesi, Türk toplumu üzerinde hem sosyal hem de yapısal düzeyde çok boyutlu etkilere sahiptir. Gelişen bu durum,
---Almanya’daki Türk toplumunda güvenlik kaygıları yaratmıştır. Sokakta, okulda ve iş yerlerinde ırkçı tacizlerin olabilme ihtimali, geçmişteki NSU cinayetleri veya Hanau saldırısı gibi yabancı düşmanı terör eylemleri toplumsal huzuru etkilemiştir.
---AfD'nin resmi programlarında ve söylemlerinde, "Alman kültürüne entegre olamadığı" iddia edilen göçmen gruplarının ülkelerine geri gönderilmesi ("remigrasyon") için özel bir görev gücü kurulması gibi radikal vaatler yer almaktadır.
---Sağcı partilerin baskısıyla çifte vatandaşlık kolaylıkları, oturum izinleri ve aile birleşimi gibi bürokratik süreçlerin zorlaştırılması hedeflenmektedir.
---Bu iki eyaletteki Türk esnaf arasında dükkânlarını kapatma veya yatırım planlarını askıya alma gibi ciddi tedirginlikler ortaya çıkmaktadır.
--- İslam karşıtı söylemleriyle bilinen aşırı sağcı parti, cami derneklerinin faaliyetlerini, helâl kesim, başörtüsü kullanımı ve kurumsal düzeyde Müslümanların temsiliyeti üzerinde yasal kısıtlama girişimleri, inanç özgürlüğü üzerinde etkili olacaktır.
--- Sağcı partilerin baskısıyla çifte vatandaşlık kolaylıkları, oturum izinleri ve aile birleşimi gibi bürokratik süreçlerin zorlaştırılması hedeflenmektedir.
Türk toplumunun karşı tedbirleri
Türk sivil toplum kuruluşları, CDU başta olmak üzere tüm merkez partilere, aşırı sağa taviz verilmemesi yönünde baskı yapmaktadır. AfD ile hiçbir şekilde iş birliği yapılmaması ve bu partinin meşrulaştırılmaması için siyasi partiler nezdinde yoğun kulis faaliyetleri yürütülebileceği,
Aşırı sağcı söylem Türkleri hedef alsa da uzmanlar Almanya'nın ciddi bir iş gücü açığı olacağı ve göçmen karşıtı politikaların aslında Alman ekonomisine zarar verebileceği,
Türk örgütlerinin tek başlarına hareket etmek yerine, Almanya'daki sendikalar, kiliseler, insan hakları örgütleri ve çevre dernekleri ile bir araya gelerek "Demokrasi İçin Birlikte" gibi devasa anti-faşist ittifaklara katılım sağlayacağı,
Bu ortak dayanışma anlaşmaları sayesinde, ırkçı saldırıya veya tehdide uğrayan bir Türk esnaf ya da birey yalnız bırakılmayarak hukuki ve sosyal koruma altına alınacağı,
Türk sivil toplumu, Saksonya-Anhalt gibi eyaletlerin önümüzdeki 10 yıl içinde yaklaşık 200 bin kişilik iş gücü açığı ile karşı karşıya olacağını hatırlatmaktadır. Göçmenlerin dışlanmasının aslında bu eyaletlerin kendi ekonomik geleceklerini baltalayacağı tezi ("Bizi istemeyenler, aslında bize ihtiyaç duyacak") Alman kamuoyuna güçlü bir şekilde işlenmektedir.