Avrupa’da güvenlik anlayışı artık sadece tank, uçak ve asker sayısından ibaret görülmüyor. İnsansız hava araçları, siber saldırılar, sabotajlar, kritik altyapılara yönelik tehditler ve sınır güvenliği gibi başlıklar, Avrupa’nın karşı karşıya olduğu yeni risklerin boyutunu değiştiriyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in 16 Eylül 2026’da yaptığı “Birliğin Durumu” konuşmasında açıkladığı yeni güvenlik yaklaşımı da tam olarak bu değişimin bir sonucu olarak ortaya çıktı.
Bana göre burada asıl dikkat edilmesi gereken nokta, Avrupa Birliği’nin güvenlik meselesine artık yalnızca dış politika konusu olarak değil, ekonomik ve stratejik bağımsızlığın temel unsurlarından biri olarak bakmaya başlamasıdır.
Von der Leyen’in önerilerinin merkezinde yeni bir Avrupa Güvenlik Stratejisi bulunuyor. Bu stratejinin önümüzdeki dönemde AB’nin güvenlik yapılanmasını yeniden şekillendirmesi bekleniyor. Komisyon Başkanı, mevcut kurumların ve karar alma mekanizmalarının bugünün tehditlerine yeterince hızlı cevap veremediğini vurguladı. Özellikle hibrit tehditler konusunda Avrupa’nın ortak hareket etmesi gerektiğine dikkat çekti.
Avrupa’nın “4. maddesi” mi geliyor?
Planın en dikkat çekici başlıklarından biri Acil Güvenlik Protokolü.
NATO’nun 4. maddesi, bir üye ülkenin güvenliğinin tehdit altında olduğunu düşündüğü durumda diğer üyelerle istişare mekanizmasını devreye sokmasına imkân veriyor. Von der Leyen ise Avrupa Birliği’nin de benzer bir mekanizmaya ihtiyacı olduğunu savunuyor.
Öneriye göre bir AB ülkesi ciddi bir güvenlik tehdidiyle karşılaştığında diğer ülkeler bir araya gelerek Avrupa’nın ortak tepkisini koordine edecek. Amaç doğrudan askeri çatışmaya girmekten ziyade tehdidin büyümesini önlemek, caydırıcılık oluşturmak ve saldırının etkilerini azaltmak.
Bu ayrım önemli. Çünkü günümüzde saldırı kavramı değişiyor. Bir ülkenin enerji altyapısına yönelik sabotaj, hava sahasına giren bir drone, büyük çaplı siber saldırı veya kritik tesislere yönelik operasyon, klasik anlamda savaş ilanı olmayabilir. Ancak ekonomik ve toplumsal etkileri son derece ciddi olabilir.
Avrupa Güvenlik Konseyi kurulması öneriliyor
Bir diğer önemli öneri ise Avrupa Güvenlik Konseyi.
Bu yapının Avrupa’nın güvenliği konusunda liderler düzeyinde özel bir istişare platformu olması planlanıyor. İngiltere, Kanada, Norveç ve Ukrayna gibi Avrupa güvenliği açısından önemli ortakların da bu yapıya dahil edilmesi düşünülüyor.
Burada benim dikkat çekmek istediğim konu şu: Avrupa artık güvenliği sadece AB sınırları içinde değerlendirmiyor. Ukrayna savaşı, enerji güvenliği, NATO’nun geleceği ve Atlantik ötesi ilişkiler düşünüldüğünde Avrupa’nın güvenlik haritası çok daha geniş bir alana yayılmış durumda.
Savunmada “stratejik destek” dönemi
Von der Leyen’in planında sadece siyasi mekanizmalar yok. Avrupa’nın savunma kapasitesini güçlendirmeye yönelik ekonomik ve teknolojik yatırımlar da bulunuyor.
Yeni bir Avrupa Stratejik Destek Kabiliyetleri Aracı oluşturulması planlanıyor. Burada hava ve füze savunması, stratejik ulaşım, havadan yakıt ikmali, uzay ve siber kapasite gibi alanlara ağırlık verilmesi öngörülüyor. Ukrayna’daki savaşın, bu tür destek unsurlarının modern savaşta ne kadar önemli olduğunu gösterdiği belirtiliyor.
Bence bu gelişmenin ekonomik tarafı da en az askeri tarafı kadar önemli.
Çünkü Avrupa savunma harcamalarını artırdıkça savunma sanayisinin yanında elektronik, yazılım, yapay zekâ, uydu teknolojileri, haberleşme, havacılık ve lojistik sektörlerinde de yeni yatırımlar gündeme gelebilir. Dolayısıyla Avrupa’nın güvenlik politikası, önümüzdeki yıllarda sanayi politikasıyla daha fazla iç içe geçebilir.
NATO’nun alternatifi değil, tamamlayıcısı
Burada özellikle altını çizmek gereken bir başka konu ise AB’nin NATO ile ilişkisi.
Von der Leyen, Avrupa’nın savunma kapasitesini artırırken NATO ile uyum içinde hareket edilmesi gerektiğini açıkça ortaya koyuyor. Dolayısıyla açıklanan mekanizmaların NATO’nun yerine geçmesinden çok, Avrupa’nın kendi kapasitesini güçlendirmesi ve NATO ile koordinasyonu artırması hedefleniyor.
Ancak uygulamada önemli sorular var. Kararların ne kadar hızlı alınacağı, ülkelerin ne ölçüde ortak hareket edeceği ve yeni mekanizmaların mevcut NATO yapılarıyla nasıl uyumlaştırılacağı zaman içinde görülecek.
Türkiye açısından da önemli
Bu gelişmeler Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor.
Türkiye hem NATO üyesi hem de Avrupa’nın enerji, ticaret, ulaşım ve güvenlik denkleminde önemli bir ülke. Avrupa’nın savunma yatırımlarını artırması, Türkiye’nin savunma sanayisi açısından yeni iş birliği alanları oluşturabilir. Aynı zamanda Karadeniz, Akdeniz, Orta Doğu ve enerji koridorları nedeniyle Türkiye’nin Avrupa güvenlik mimarisindeki stratejik önemi de gündemde kalacaktır.
Sonuç olarak Avrupa yeni bir güvenlik dönemine hazırlanıyor. Bunun arkasında yalnızca Rusya-Ukrayna savaşı değil; teknolojik dönüşüm, hibrit tehditler, enerji güvenliği, siber saldırılar ve kritik altyapıların korunması gibi çok daha geniş bir tablo bulunuyor.
Benim açımdan bu planın en önemli mesajı şudur: Avrupa güvenliği artık yalnızca askeri güçle değil, teknoloji, ekonomi, enerji, istihbarat, altyapı ve ortak karar alma kapasitesiyle birlikte ele alınıyor.
Önümüzdeki dönemde Avrupa’nın asıl sınavı ise plan açıklamak değil, bu planları hızlı ve ortak biçimde hayata geçirmek olacak. Çünkü yeni dönemde güvenlikte en büyük avantaj, sadece güçlü olmak değil; tehdidi ortaya çıkmadan görmek ve ortak hareket edebilmek olacak.
Kaynak: Euronews