SON DAKİKA
reklam
reklam

Yüzyıllar Geçti, İnsan Değişti mi?

Köşe Yazarı: İlknur İnsaf TURAN   Eklenme Tarihi: 19 Eylül 2026, Cumartesi - 15:04   Okunma Sayısı:

 

Bu hafta Charles Dickens’ın İki Şehrin Hikâyesi ile başladım haftaya.

Birkaç gün boyunca elimden bırakamadığım bir kitabın içinde yaşadım. Londra’dan Paris’e gittim, kalabalıkların arasına karıştım. Bir dönemin insanlarına baktım; yoksulluğu, zenginliği, öfkeyi, korkuyu, umudu ve çaresizliği gördüm.

Sonra kitabı kapattım.

Kendi hayatıma geri döndüm.

Ama aklımda tuhaf bir düşünce vardı.

Yüzyıllar geçmişti ama insanlık sanki o kadar da değişmemişti.

Dickens’ın anlattığı dünya başka bir dünya. Krallar, aristokrasi, devrimler, sokaklarda biriken öfke… Bugün bunların çoğu bize uzak görünüyor. Fakat insanın kendisine baktığımızda mesafe bir anda kapanıyor.

Çünkü insan hâlâ adalet istiyor.

Hâlâ özgür olmak istiyor.

Hâlâ kendisini duyurmak, hakkının teslim edilmesini istiyor.

Ama güç el değiştirdiğinde insanın değişip değişmediği de kitabın düşündürdüğü en önemli meselelerden biri.

Bir zamanlar haksızlığa uğrayan biri, eline güç geçtiğinde aynı haksızlığı başkasına yapabilir mi?

Yapabilir.

Belki de insanlığın en büyük sınavlarından biri tam da burada başlıyor.

Adalet isterken adaletsizleşmemek.

Özgürlük isterken başkasının özgürlüğünü elinden almamak.

Bize yapılmasını istemediğimiz şeyi, başkasına yapmamak.

Kitabı okurken bunları düşünmeden edemedim. Sonra ister istemez günümüze baktım.

Bugün de adalet ve özgürlük kelimelerini sık sık konuşuyoruz. Kimin ne söylediği, kimin sustuğu, hangi düşüncenin rahatça dile getirilebildiği, hangi insanın kendini ifade ederken iki kez düşünmek zorunda kaldığı üzerine tartışıyoruz.

Bazen bir insanın yalnızca konuşabilmesinin bile neden bu kadar önemli olduğunu unutuyoruz.

Oysa özgürlük biraz da budur.

Benim gibi düşünmeyen insanın da konuşabilmesi.

Benim sevmediğim bir fikrin de kendini ifade edebilmesi.

Adalet ise yalnızca benim başıma geldiğinde hatırladığım bir kavram olmamalı.

Başkası için de adil olabilmeliyim.

Sanırım Dickens’ın kitabını bugün okurken beni en çok düşündüren tarafı buydu.

Toplumlar değişiyor. Yönetimler değişiyor. Şehirler büyüyor. Teknoloji hayatımızı bambaşka bir yere taşıyor. Birkaç saniyede dünyanın öbür ucundaki insana ulaşabiliyoruz.

Ama insanın güç karşısındaki tavrı, korkuları, hırsları ve adalet arayışı hâlâ tanıdık.

Belki de bu yüzden bazı kitaplar eskimiyor.

Çünkü bize geçmişi anlatırken aslında kendimize bakmamızı sağlıyor.

Ben bu hafta Paris’ten döndüm.

Kitabı kapattım ama aklımdaki soru hâlâ açık:

Şehirler değişti, dünya değişti… Peki insan gerçekten değişti mi?

Sevgilerimle

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam