SON DAKİKA
reklam
reklam

Petrol Piyasasında Arz Daralması

Köşe Yazarı: Zafer ÖZCİVAN   Eklenme Tarihi: 22 Eylül 2026, Salı - 12:13   Okunma Sayısı:

Petrol piyasasında son dönemde yaşanan gelişmeler, dünyanın enerji dengesi açısından yeni ve oldukça kritik bir döneme girdiğini gösteriyor. Artık mesele yalnızca petrol fiyatlarının yükselmesi değil. Asıl önemli konu, piyasaya ulaşabilecek petrol miktarının giderek daralması ve mevcut stokların bu açığı ne kadar süre karşılayabileceği.

Uluslararası Enerji Ajansı’nın eylül ayı değerlendirmesine göre, Orta Doğu’daki kesintiler nedeniyle petrol arzının normalleşmesi 2027’ye sarkabilecek durumda. Ajans, küresel petrol piyasasında arz ve talebin 2026’da daha önce öngörülenden fazla gerilemesini bekliyor.

Bana göre burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta şudur: Petrol piyasasında sorun yalnızca üretim miktarı değildir. Üretilen petrolün dünya piyasalarına hangi güzergâhlardan taşınabildiği de en az üretim kadar önemlidir.

Arz sıkışıklığının nedeni sadece üretim değil

Hürmüz Boğazı'ndaki taşımacılık sorunları, Körfez ülkelerinin ihracat kapasitesini ciddi biçimde etkiledi. Bunun üzerine Suudi Arabistan'ın Doğu-Batı petrol boru hattında yaşanan kesinti eklendi.

Reuters'ın 13 Eylül tarihli haberine göre, Suudi Arabistan'daki boru hattı kesintisinin küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 4'ünü tehdit edebileceği değerlendirildi. Aynı dönemde Suudi petrol üretiminin de önceki seviyelerin oldukça altında kaldığı bildirildi.

İşte bu nedenle piyasada psikolojik baskı da oluşuyor.

Petrol piyasasında herkes aynı soruyu soruyor:

“Bir sonraki tanker nereden gelecek?”

Bu soru bile fiyatları yukarı taşıyabilecek güçtedir.

Çünkü petrol piyasası geleceği satın alan bir piyasadır. Bugün fiziksel olarak yeterli petrol bulunuyor olsa bile yarın arzın azalacağı beklentisi oluştuğunda rafineriler, traderlar ve ülkeler stoklarını artırmaya çalışır. Bu da fiyatları daha fazla yukarı çekebilir.

Stoklar da sınırsız değil

Arz sıkışıklığının ikinci önemli ayağı stoklar.

IEA'nın ağustos raporuna göre küresel gözlenen petrol stokları temmuz ayında 69 milyon varil azaldı. Savaşın başlangıcından temmuz sonuna kadar stoklardaki toplam gerileme yaklaşık 410 milyon varile ulaştı.

Bu rakamlar bize şunu anlatıyor:

Petrol piyasasının tamponu küçülüyor.

Normal dönemlerde üretimde meydana gelen bir aksama stoklardan karşılanabilir. Ancak stoklar sürekli kullanılırsa bir noktadan sonra piyasanın manevra alanı daralır.

Benim açımdan en büyük risk de burada.

Çünkü petrol piyasasında fiyatın yükselmesi kadar önemli olan başka bir gelişme daha var: fiyat yükseldiği halde fiziksel ürünün bulunabilirliğinin zorlaşması.

Bu durum özellikle motorin ve jet yakıtı gibi ürünlerde daha belirgin hissedilebilir.

Motorin açısından daha büyük risk

Ham petrol arzındaki sıkışıklık doğrudan akaryakıt piyasasına yansıyor. Fakat rafineri kapasitesi ve ürün taşımacılığındaki sorunlar nedeniyle motorin piyasasında baskı daha da artabiliyor.

IEA, 2026 yılında rafineri faaliyetlerinin de önemli ölçüde gerilediğine dikkat çekiyor. Temmuz ayında küresel rafineri ham petrol işleme kapasitesi önceki yılın aynı döneminin yaklaşık 5 milyon varil/gün altında kaldı. Özellikle motorin ve jet yakıtı piyasalarında arz sıkışıklığı rafineri marjlarını yukarı taşıdı.

Bu gelişme Türkiye açısından da önem taşıyor.

Çünkü Türkiye enerji ihtiyacının önemli bölümünde dış kaynaklara bağlı bir ülke. Petrol fiyatındaki artış yalnızca benzin ve motorin tabelasına yansımaz.

Nakliye maliyetleri yükselir.

Üretim maliyetleri artar.

Tarımın maliyeti yükselir.

Gıda fiyatları üzerinde baskı oluşur.

Ve sonunda enflasyon üzerinde yeni bir yük meydana gelir.

Fiyatlar neden bu kadar hassas?

Eylül ortasında Brent petrolün 108 dolar seviyesinin üzerine çıkması, piyasadaki arz endişesinin ne kadar güçlü olduğunu gösterdi. Daha sonra Suudi Arabistan'ın Umman üzerinden alternatif ihracat kanalları oluşturmasıyla fiyatlarda bir miktar gevşeme görüldü. Reuters'a göre Suudi Arabistan'ın eylül ve ekim aylarında Ras Tanura üzerinden yaklaşık 60 milyon varil petrol ihraç etmeyi planlaması piyasadaki arz kaygılarını kısmen hafifletti.

Ancak ben bu gelişmenin piyasadaki temel sorunu tamamen ortadan kaldırdığını düşünmüyorum.

Çünkü alternatif güzergâhların devreye alınması maliyetsiz değil.

Tanker taşımacılığı pahalanıyor, sigorta maliyetleri yükseliyor ve nakliye süreleri uzuyor. Dolayısıyla petrolün varil fiyatı aynı kalsa bile petrolü tüketiciye ulaştırmanın maliyeti artabiliyor.

OPEC+ faktörü

Petrol piyasasında OPEC+ kararları da yakından izleniyor. OPEC'in 6 Eylül 2026 açıklamasında Suudi Arabistan, Rusya, Irak, Kuveyt, Kazakistan, Cezayir ve Umman'ın ek üretim düzenlemeleri kapsamında ekim ayı için eylül üretim seviyelerini koruma kararı aldığı bildirildi.

Burada önemli olan, piyasaya yeni petrolün ne kadar hızlı girebileceğidir.

Kâğıt üzerinde üretim kapasitesinin bulunması başka, o petrolün güvenli biçimde üretilip dünya piyasalarına taşınabilmesi başka bir konudur.

Bugün petrol piyasasının temel problemi tam da budur.

Türkiye açısından tablo

Türkiye'nin önündeki en önemli risklerden biri petrol fiyatlarındaki yükselişin kur ve enflasyon kanalıyla ekonomiye yansımasıdır.

Petrol fiyatı yükseldiğinde ilk akla gelen motorin ve benzin fiyatlarıdır. Ancak etkisi bununla sınırlı değildir.

Otobüs bileti, uçak bileti, kargo, lojistik, üretim, tarım ve hatta market rafındaki ürünlerin maliyetleri bundan etkilenebilir.

Özellikle motorin fiyatındaki yükseliş, Türkiye'nin geniş kara taşımacılığı ağı nedeniyle ekonominin tamamına yayılan bir maliyet unsuru haline geliyor.

Bu nedenle petrol arzındaki sıkışıklığı sadece enerji piyasasının sorunu olarak görmek doğru değildir.

Bu aynı zamanda enflasyon, cari açık, üretim maliyetleri ve hane halkı bütçesi meselesidir.

Sonuç olarak

Petrol piyasasında bugün yaşananları geçici bir fiyat dalgalanması olarak değerlendirmek bana göre doğru olmaz.

Hürmüz Boğazı'ndaki sorunlar, bölgesel çatışmalar, Suudi Arabistan'ın ihracat altyapısındaki kesintiler, Rusya'nın enerji tesislerine yönelik saldırılar ve düşükleyen stoklar aynı anda piyasayı sıkıştırıyor. IEA da 2026 üçüncü çeyreğinde küresel petrol piyasasında yaklaşık 1,8 milyon varil/günlük arz açığı beklediğini bildirmişti.

Buradan çıkarılacak ders çok açık:

Petrol piyasasında artık yalnızca “varil fiyatı kaç dolar?” sorusuna bakmak yetmez.

Petrol nerede üretiliyor?

Hangi güzergâhtan taşınıyor?

Stoklar ne kadar?

Rafineriler ne kadar çalışıyor?

Alternatif taşıma yolları ne kadar maliyetli?

Ve en önemlisi, bu arz sıkışıklığı ne kadar sürecek?

Bence önümüzdeki dönemde petrol piyasasının kaderini bu sorular belirleyecek.

Eğer jeopolitik riskler kısa sürede azalır ve petrol taşımacılığı normalleşirse fiyatlarda rahatlama görülebilir. Ancak kesintiler uzarsa, bugünkü yüksek fiyatların daha kalıcı hale gelmesi ve bunun dünya ekonomisinde yeni bir enflasyon dalgası oluşturması ihtimali güçlenir.

Petrolün pahalı olması elbette önemli.

Ama petrolün bulunmasının zorlaşması, dünya ekonomisi açısından çok daha büyük bir sorundur.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam