Hani derler ya "üreten yorulmaz, üreten aç kalmaz" diye...
Bizim bu toprakların bereketi dildedir, dilden gönüle geçer.
Ama dervişin fikri neyse zikri odur; bugün bizim en büyük derdimiz ne?
Bir yanda tezgâhtaki pahalılık, diğer yanda boş duran tarlalar, köylerde yalnız kalan yaşlılar...
Gençler desen, "Köyde geleceğim yok" deyip şehre göçüyor.
Şehirde de asgari ücretle geçinmeye çalışıyor.
Dünyanın gelişmiş yerleri bu işi nasıl çözüyor, bir bakmak lazım.
Gelişmiş ülkelere şöyle bir göz atalım.
Mesela Danimarka’ya, Hollanda’ya gidin; adamlar sadece tarım yapmıyor, işi "sosyal kooperatif" ve "ortak üretim" modeliyle çözüyorlar.
Almanya’da "Toplum Destekli Tarım" denen bir sistem var.
Vatandaş tarlayı görmüyor sanma; şehirde yaşayanlar bu projelere ortak oluyor, çiftçiyle el ele veriyor.
Çiftçi pazar derdi çekmiyor, ürettiği an alıcısı hazır; şehirdeki de "Ne yiyorum, ne içiyorum?" diye kara kara düşünmüyor, zehirsiz, taze gıdaya ulaşıyor.
Fransa’da köylü ile şehirli omuz omuza verip kooperatifler kuruyor; ne tekelciler fiyatla oynayabiliyor ne de ürün tarlada çürüyor.
Adamlar bunu aşmış, üretimle sosyal huzuru birleştirmişler.
Bizim güzel ülkemizde ise potansiyel var ama organizasyon eksikliği var.
Toprağımız bereketli, insanımız çalışkan. Karadeniz’in yeşili, İç Anadolu’nun sarısı, Ege’nin zeytini boş durmayı hak etmiyor.
Eğer biz Türkiye’de Sosyal Üretim Çiftliği modelini hayata geçirirsek ne olur?
Önce etkilerine bakalım:
Gençler Köye Döner:
Gençler iş bulamadığı için şehre kaçıyor.
Ama bu çiftliklerde modern teknolojiyle, ortak akılla üretim yapılırsa, genç orada kendi işinin patronu olur.
Mutfaktaki Yangın Söner:
Tarladan sofraya olan o upuzun yol, aradaki elli tane aracı yüzünden uzuyor, fiyatlar şişiyor.
Sosyal çiftlik doğrudan halka ulaştığı için fiyatlar dengelenir.
Yalnızlaşma Biter:
İnsanlar sadece domates, biber üretmez; orada bir dayanışma kültürü, komşuluk, "birlik" ruhu yeniden yeşerir.
Peki, bu işin çözüm yolu nedir, nasıl yapacağız?
Kötülemek yok, suçlamak yok; yol göstermek var.
Çare bizde, yöntem belli...
Ortak Akıl ve İmece Modeli:
Devletin ilgili kurumları, yerel yönetimler ve köydeki üretici ele ele verecek.
Boş atıl duran hazine arazileri veya kullanılmayan meralar, bu sosyal üretim projeleri için tahsis edilecek.
Şehirle Köy Arasında Köprü:
Büyükşehirlerdeki okullar, mahalleler, kooperatifler bu çiftliklerin ortağı olacak.
"Ben bu sezon bu tarlanın ekimine destek oluyorum" diyen şehirli, hasat zamanı ürününü alacak.
Bu, güven bağı demektir.
Eğitim ve Teknoloji:
Çiftçimize sadece "çapa yap" demeyeceğiz.
Akıllı sulama sistemlerini, modern seracılığı, dijital pazarlamayı öğreteceğiz.
Bilimle toprağı buluşturacağız.
Yerel Tohum ve Birlik:
Herkes kendi başına kavgaya tutuşmayacak.
Kooperatif çatısı altında birleşilecek; ne üreteceğimiz, nereye satacağımız baştan planlanacak.
Lafın özü şudur:
Bu topraklar bize mertliği, üretmeyi öğretmiştir.
Çıkış yolu arıyorsak, çözümü başka yerde aramaya gerek yok.
Toprağımıza basacağız, birbirimize omuz vereceğiz, üretimi sadece bir ticaret değil, bir memleket meselesi, bir "sosyal adalet" işi yapacağız.
Bizim milletimiz isterse dağları deler, bu sistemi de en güzel şekilde kurar, dünyaya da örnek olur.