Sanayicinin Güveni Sınırlı da Olsa Artıyor
Türkiye ekonomisinin geleceğine ilişkin önemli göstergelerden biri olan İktisadi Yönelim İstatistikleri ve Reel Kesim Güven Endeksi, eylül ayında sanayicinin ekonomiye bakışında sınırlı da olsa bir iyileşme olduğunu ortaya koydu. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) açıkladığı verilere göre, mevsimsellikten arındırılmış Reel Kesim Güven Endeksi (RKGE-MA) eylül ayında bir önceki aya göre 0,1 puan artarak 102,5 seviyesine yükseldi. Mevsimsellikten arındırılmamış endeks ise 0,8 puan gerileyerek 102,0 oldu.
İlk bakışta 0,1 puanlık artış çok küçük görülebilir. Ancak güven endekslerini değerlendirirken yalnızca rakamın büyüklüğüne değil, ekonominin hangi koşullarda bu noktaya geldiğine de bakmak gerekir. Çünkü reel kesim güveni, özellikle imalat sanayisindeki işletmelerin mevcut durumu nasıl değerlendirdiğini ve önümüzdeki döneme ilişkin beklentilerini anlamamız açısından önemli bir göstergedir. TCMB'nin İktisadi Yönelim İstatistikleri de imalat sanayisindeki işletmelerin yakın geçmiş, mevcut durum ve gelecek beklentilerini izlemeyi amaçlamaktadır.
Eylül ayındaki gelişmenin dikkat çekici tarafı, endeksi yukarı taşıyan unsurlar ile aşağı çeken unsurların aynı anda bulunmasıdır. Genel gidişata ilişkin değerlendirmeler, mevcut toplam sipariş miktarı, son üç aydaki toplam siparişler ve gelecek üç aya ilişkin istihdam beklentileri güven endeksini desteklemiştir. Buna karşılık gelecek üç aydaki ihracat siparişleri, mevcut mamul mal stokları, sabit sermaye yatırım harcamaları ve gelecek üç aydaki üretim hacmine ilişkin beklentiler endeksi aşağı yönlü etkilemiştir.
Burada özellikle istihdam beklentisinin olumlu olması önemlidir. İşletmeler üretim ve satış konusunda tamamen karamsar olsaydı, yeni çalışan ihtiyacına ilişkin beklentilerinin de zayıflaması beklenirdi. Gelecek üç ay için istihdam beklentisinin endeksi desteklemesi, işletmelerin en azından belirli bir bölümünün faaliyetlerini koruma veya geliştirme konusunda temkinli bir iyimserlik taşıdığını gösteriyor.
İç piyasaya ilişkin gelişmeler de dikkat çekici. Son üç aya yönelik değerlendirmelerde iç piyasa sipariş miktarında azalış bildirenler lehine olan görünümün, artış bildirenler lehine döndüğü görülüyor. Bu durum iç talep açısından olumlu bir sinyal olarak değerlendirilebilir. Ancak ihracat siparişlerinde aynı tabloyu görmek mümkün değil. İhracat siparişlerinde artış bildirenler lehine olan görünümün azalış bildirenler lehine dönmesi, dış talep konusunda sanayicinin daha temkinli olduğunu ortaya koyuyor.
Türkiye açısından ihracat son derece önemli olduğu için bu ayrım üzerinde özellikle durmak gerekiyor. İç piyasadaki toparlanma sanayi açısından destekleyici olabilir ancak sürdürülebilir büyüme için dış pazarların da güçlü olması gerekiyor. Avrupa başta olmak üzere Türkiye'nin önemli ihracat pazarlarındaki talep koşulları, rekabet gücü, enerji maliyetleri, kur hareketleri ve finansman koşulları sanayicinin kararlarını doğrudan etkiliyor.
Bir diğer dikkat çekici konu ise yatırımlarla ilgili beklentiler. Sabit sermaye yatırım harcamalarının güven endeksini aşağı çeken unsurlar arasında bulunması, işletmelerin yeni yatırım konusunda halen temkinli davrandığını gösteriyor. Bunun arkasında yüksek finansman maliyetleri, işletme sermayesi ihtiyacı, talep belirsizliği ve yatırımın geri dönüş süresine ilişkin kaygılar bulunabilir. Ancak burada neden-sonuç ilişkisini kesin biçimde kurmak doğru olmaz; anket sonuçları işletmelerin değerlendirmelerini ölçmektedir.
Sanayicinin yatırım yapması yalnızca şirketler açısından değil, ekonominin tamamı açısından önemlidir. Yeni makine ve teknoloji yatırımları üretim kapasitesini artırırken verimliliği yükseltir, maliyetleri düşürür ve rekabet gücünü artırabilir. Özellikle yapay zekâ, otomasyon, robotik sistemler, enerji verimliliği ve dijital üretim alanlarında yapılacak yatırımlar Türkiye sanayisinin geleceği açısından önem taşımaktadır.
Eylül verilerinde üretim beklentilerinin de endeksi aşağı çeken unsurlar arasında bulunması, önümüzdeki dönemde sanayi üretiminin yakından izlenmesi gerektiğini gösteriyor. Güven endeksi tek başına üretim artışını garanti etmez. Ancak işletmelerin beklentilerindeki değişimleri erken aşamada görmek açısından önemli bir öncü göstergedir.
Bence burada asıl mesaj, sanayicinin ne tamamen iyimser ne de tamamen kötümser olduğudur. 102,5 seviyesindeki mevsimsellikten arındırılmış endeks, güvenin 100 seviyesinin üzerinde kaldığını gösterirken, artışın yalnızca 0,1 puan olması güçlü bir iyimserlikten söz etmemize izin vermiyor. Bu nedenle eylül verisini “temkinli güven” olarak okumak daha doğru olacaktır.
Ekonomide güvenin güçlenmesi için yalnızca beklentilerin olumlu olması yetmez. Fiyat istikrarının sağlanması, finansmana erişimin öngörülebilir hale gelmesi, iç ve dış talebin dengeli biçimde gelişmesi, yatırım ortamının güçlendirilmesi ve sanayicinin rekabet gücünün korunması gerekir.
Sonuç olarak eylül ayı Reel Kesim Güven Endeksi, Türkiye sanayisinin ekonomiye bakışında küçük fakat önemli bir iyileşme olduğunu gösteriyor. İç siparişler ve istihdam beklentileri olumlu sinyaller verirken, ihracat, üretim ve yatırım tarafındaki temkinli görünüm devam ediyor. Önümüzdeki aylarda bu göstergelerin aynı yönde hareket edip etmeyeceği, sanayideki güvenin kalıcı bir toparlanmaya dönüşüp dönüşmeyeceğini anlamamız açısından belirleyici olacaktır.
Sanayicinin güveni aslında ekonominin nabzıdır. Bu nabzın yükselmesi için yalnızca bugünkü sorunlara değil, üretimin ve yatırımın geleceğine de bakmak zorundayız.