İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’ın 23 Eylül 2026 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma, yalnızca İran-ABD gerilimi açısından değil, Türkiye’nin güvenliği, ekonomisi ve dış politikası bakımından da dikkatle değerlendirilmesi gereken mesajlar içeriyor. ABD ile İran arasındaki savaşın devam ettiği, Hürmüz Boğazı’nın küresel enerji piyasaları açısından kritik bir sorun haline geldiği bir dönemde yapılan konuşma, bölgedeki gelişmelerin önümüzdeki dönemde hangi yöne evrilebileceğine ilişkin önemli ipuçları verdi.
Pezeşkiyan’ın konuşmasının temel mesajlarından biri, İran’ın ABD karşısında teslim olmayacağı, ancak diplomasi ve müzakereye açık olduğuydu. İran Cumhurbaşkanı, görüşmelerin tehdit ve güç kullanma dili yerine diplomasi temelinde yürütülmesi gerektiğini söyledi. Pezeşkiyan ayrıca İran’ın nükleer silah peşinde olmadığını, barışçıl nükleer teknoloji hakkından vazgeçmeyeceğini savundu.
Bu mesajın önemli tarafı, Tahran’ın bir yandan savaş konusunda sert tutumunu korurken diğer yandan diplomasi kapısını tamamen kapatmadığını göstermesidir. Nitekim konuşma öncesinde İran ve ABD temsilcileri arasında New York’ta temaslar gerçekleşmişti. Dolayısıyla BM kürsüsünden verilen mesaj, sadece kamuoyuna yönelik sert bir siyasi açıklama olarak değil, olası diplomatik sürecin de bir parçası olarak okunabilir. Ancak görüşmelerin kalıcı bir anlaşmaya dönüşüp dönüşmeyeceği konusunda bugün itibarıyla kesin bir sonuç bulunmuyor.
Pezeşkiyan’ın konuşmasında Hürmüz Boğazı özel bir yer tuttu. Çünkü bu bölge yalnızca İran açısından değil, dünya ekonomisi açısından da hayati önem taşıyor. Reuters’ın aktardığına göre savaş öncesinde Hürmüz Boğazı küresel petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz taşımacılığının yaklaşık beşte birinin geçtiği bir güzergâhtı.
İşte Türkiye açısından en önemli konu da burada ortaya çıkıyor.
Türkiye enerji ihtiyacının önemli bölümünü dış kaynaklardan karşılayan bir ülke. İran çevresindeki savaşın uzaması veya Hürmüz Boğazı'ndaki ulaşımın ciddi biçimde aksaması, petrol ve doğal gaz fiyatlarını yükseltebilir. Enerji maliyetlerinin artması ise Türkiye’de akaryakıt fiyatlarından ulaştırma giderlerine, üretim maliyetlerinden gıda fiyatlarına kadar geniş bir alanda hissedilebilir.
Bu nedenle Pezeşkiyan’ın diplomasi vurgusu Türkiye açısından önem taşıyor. Bölgedeki çatışmanın sona ermesi ve enerji yollarının güvenliğinin sağlanması, yalnızca İran’ın değil Türkiye’nin de ekonomik çıkarlarıyla bağlantılıdır.
Türkiye açısından ikinci önemli başlık sınır güvenliğidir. İran, Türkiye’nin doğrudan komşusudur. İran’daki istikrarsızlığın uzun süre devam etmesi; sınır güvenliği, göç hareketleri, kaçakçılık ve bölgesel güvenlik dengeleri üzerinde yeni baskılar oluşturabilir. Bu nedenle Ankara açısından temel hedeflerden biri, İran’daki gelişmelerin Türkiye’ye doğrudan güvenlik maliyeti oluşturmasının önlenmesidir.
Üçüncü konu ise Türkiye’nin diplomatik rolüdür. Ankara, İran ile Batı arasındaki gerilimde doğrudan taraf olmadan diplomatik kanalların açık tutulmasını savunan bir pozisyon açısından hareket alanına sahip olabilir. Pezeşkiyan’ın komşu ülkelerle ilişkiler konusunda olumlu mesajlar vermesi de bu açıdan önemlidir. Konuşmasında İran’ın komşularını rakip olarak görmediğini ve güçlü komşular istediğini ifade etmesi dikkat çekti.
Türkiye ile İran arasında enerji, ticaret, sınır ekonomisi ve ulaştırma başta olmak üzere çok sayıda ortak alan bulunuyor. Dolayısıyla iki ülke arasındaki ilişkilerin istikrarlı olması, özellikle sınır bölgelerindeki ekonomik faaliyetler bakımından önem taşıyor.
Pezeşkiyan’ın Gazze ve bölgesel güvenlik konusundaki mesajları da konuşmanın diğer önemli unsurları arasında yer aldı. İran Cumhurbaşkanı, Filistin meselesinin bölgesel barış açısından merkezi bir konu olduğunu savundu ve uluslararası mekanizmaların yetersiz kaldığını ileri sürdü.
Bütün bunlara Türkiye açısından baktığımızda, İran’daki gelişmelerin artık yalnızca dış politika başlığı olmadığını görüyoruz. Enerji fiyatları, enflasyon, dış ticaret, turizm, ulaştırma, sınır güvenliği ve diplomasi birbirine bağlı hale gelmiş durumda.
Pezeşkiyan’ın BM konuşması bu nedenle Türkiye açısından yakından izlenmesi gereken bir gelişmedir. İran’ın savaşı sürdürme kapasitesi kadar diplomasiye ne ölçüde alan açacağı da önemlidir. Aynı şekilde ABD’nin bundan sonraki tutumu ve Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmeler, Türkiye ekonomisinin önündeki riskleri doğrudan etkileyebilir.
Sonuç olarak, Pezeşkiyan’ın mesajlarında iki farklı çizgi öne çıktı: İran’ın baskı altında geri adım atmayacağı ve diplomasiye açık olduğu. Türkiye açısından ise en önemli beklenti, savaşın genişlememesi, enerji yollarının açık kalması ve bölgesel diplomasinin güçlenmesidir.
Çünkü Ortadoğu’da yaşanan her siyasi kriz, Türkiye için aynı zamanda ekonomik bir mesele haline gelmektedir. Enerji maliyetlerinden enflasyona, ihracattan sınır güvenliğine kadar uzanan geniş bir alanda Türkiye’nin çıkarı, bölgesel istikrarın yeniden sağlanmasından geçmektedir.