SON DAKİKA
reklam
reklam

Bâb-ı Âli

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 27 Eylül 2026, Pazar - 12:15   Okunma Sayısı:

 

Binanın tarihçesi 

Osmanlı devleti, yapımına 1460 yılında başlanıp 1478’de bitirilen Topkapı Sarayı’ndan yönetilmiştir. Aynı zamanda Padişahın ve ailesinin ikâmetgâhı olan Saray, hükümetin diğer üyelerinin de günlük çalışmalarını sürdükleri yönetim merkezidir aynı zamanda… 

Osmanlı Devleti büyüdükçe sadrazamların yetki ve sorumlulukları artmıştır. Sadrazamlar, Topkapı Sarayı’na yakın olması bakımından İstanbul’un Eminönü ilçesindeki Cağaloğlu’nda yaptırılan konaklarda oturmaya başladılar. 

Bina 1755 yılındaki yangında bütünüyle yanmıştır. 1756’da Sultan III. Osman tarafından bu semtte yaptırılan Sadrazamlık konağı ilk bilinen resmi nitelikteki Sadrazamlık binasıdır. İlk önceleri binaya “Paşa Kapısı” ve “Bâb-ı Âsafi” deniyordu.

 

Seri yangınlar

Meydana gelen yangınlara karşı kullanılmak üzere su havuzlarının yetersizliği anlaşılmış ve suyollarının yeniden elden geçirilmesi için 150 kuruşluk tahsisat ayrılmış, onarım ve genişletme için Suyolcu Ahmet Kalfa görevlendirilmiştir. 

1808 yılında Alemdar Mustafa Paşa’nın sadrazamlığı sırasına çıkan ayaklanma sırasında binada olan patlama sonucu bina tamamen kül olmuştur. Yeniden inşa edilen binaya dönemin padişahı II. Mahmut’tan dolayı Mahmud-ı Adli denilmiş, zamanla Bâb-ı Adl ya da Bâb-ı Adlî olarak da zikredilmiştir. 

Maliye Nezareti’ne yazılan bir yazıda Ramazan ayı münasebetiyle Bâb-ı Âli’de çalıştırılmak üzere dört kandilciye ödenek çıkarılması istenmiştir. Buradan anlaşılıyor ki, yangınlara kandilin erimesinin veya kandil yağının parlamasının sebep olduğu anlaşılmaktadır.

1826 ve 1839 yıllarında bina yine yanmıştır. Tulumba Kârhanesi, güçlendirilerek hem amelelere hem de Seraskeri’de nöbetçi personel bulundurulması gereği doğmuştur.

1844’te bina kâgir şekilde inşa edilmiş ve bu tarihten sonra da sadrazamın ikâmetgâhı olarak kullanılmak yerine devlet dairesi olmuştur. 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında Bâb-ı âli deyimine dönüşmüştür. Bina, daha sonra yangınlar ve tamirler sonucu değişikliklere uğramakla birlikte günümüze kadar gelen binanın esasını oluşturmuştur.

 

Bâb-ı Âli’nin konumunda değişiklikler

1878 yangında Şura-yı Devlet Dairesi, Ahkâm-ı Adliye Dairesi, Dahiliye ve Hariciye nezaretleri tamamen yanmış ve yeniden inşa edilmiştir. 1910 yılında Bâb ı âli’ye küçük bir yapı eklenmiştir. 

1911 yılındaki yangında yine Şura-yı Devlet ve Dahiliye Nezareti ile Mektubcu, Teşrifatçı, Beylikçi, Sadaret Kalemi daireleri ve Vakanüvis daireleri tamamen yanmıştır. Bu en son yangında zarar gören bölümler o zamanlar tek bir bina olan Babıali’nin orta bölümünü oluşturuyordu. Yangından sonra bu orta bölüm tekrar eski haline getirilmeyerek ortadan kaldırıldı. Böylece Babıali ilk defa olarak iki binaya ayrılmış oldu.

 

 

 

Bâb-ı Âli Baskını  

Bâb-ı Âli Baskını, 23 Ocak 1913'te, Balkan Savaşı'nın yenilgiyle sonuçlanacağının anlaşıldığı günlerde Bulgar orduları Edirne ve Çatalca önlerindeyken yapıldı. İttihat ve Terakki Fırkası'nın önde gelen ismi Binbaşı Enver, yanında çalıştığı Harbiye Nazırı Nazım Paşa'nın makamını, yanında fırkanın silahşorlarından Yakup Cemil ve adamları olduğu halde bastı. Baskında Nazım Paşa öldürüldü. Daha sonra Sadrazam Kamil Paşa'nın makamına giden baskıncılar, sadrazamı silah zoruyla istifaya zorladılar. Bu olay İttihat ve Terakki'nin yönetime el koymasına giden yolu açtı. Osmanlı İmparatorluğu'nun 1914'te I. Dünya Savaşı'na Almanya safında girişi ve imparatorluğun çöküşüne varan gelişmeler zinciri de böyle başlamış oldu.

Cumhuriyet Dönemi ve Türk Basını[değiştir | kaynağı değiştir]

Cumhuriyetin ilanından sonra eski Sadaret dairesi Vilayet Konağı olarak kullanılmaya başlandı. Yapı üzerindeki neoklasik ayrıntılar kaldırıldı ve bina yalın bir biçimde sıvandı. 1980’lerin sonlarında ve 1997 yılında binayı eski görünümüne kavuşturmak için bazı restorasyonlar yapıldı.

Babıali'nin çevresinde Türk basınının yoğunlaşmaya başlaması, Osmanlı dönemine dayanır. Osmanlı hükûmetinin bu binada çalışması yeni ortaya çıkan Türk basınının haber kaynağına yakınlığı açısından bu binanın çevresinde odaklaşmasına neden oldu. Sirkeci'den başlayıp Babıali binasının önünden geçerek giden Cağaloğlu yokuşunun iki yanındaki ve yan sokaklarındaki matbaa ve gazete binalarını kapsayan yerin adı Babıali olarak anılmağa başlandı.

Nutuk'ta da belirtildiği üzere Kurtuluş Savaşı'nın organizasyonunun yapıldığı yıllarda Babıali, "İstanbul basını" olarak anılmış ve Kurtuluş Savaşının hazırlanmasına büyük negatif etkileri olmuştur. Bu nedenle Ankara'da yeni bir millî basın oluşturulması yoluna gidilmiştir.

Cumhuriyet döneminde hükûmetin Ankara'ya taşınmış olmasına rağmen Türk basını bu bölgede gelişmesine devam etti. Bütün 20. yüzyıl boyunca Türkiye'nin bütün önemli gazetelerinin merkezleri ve basımevleri bu bölgede bulunuyordu. Ayrıca birçok kitabevleri de bu bölgede açıldı. 1950'lerin sonlarında bölgenin yerleşim planında yeri olan başlıca gazeteler şunlardı: Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet, Türkiye, Vatan, Akşam, Son Posta, Son Telgraf, Yeni Sabah, İstanbul Ekspres ve Yeni Gazete. Ancak 20. yüzyılın sonlarında gazeteler bu bölgeye sığamaz oldular ve yavaş yavaş bölgeyi terk ettiler. 2005 yılında Cumhuriyet gazetesinin tarihi binasından taşınmasıyla Babıali'nin Türk basınına adını veren işlevi son buldu.

 

Kaynaklar: Başbakanlık Osmanlı Arşivi

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam