SON DAKİKA
reklam
reklam

Kitap ve Ekran

Köşe Yazarı: İlknur İnsaf TURAN   Eklenme Tarihi: 27 Eylül 2026, Pazar - 21:35   Okunma Sayısı:

 

Bir çocuğun elindeki telefona bakarken aklımdan şu geçti: Acaba bugün bir çocuğa “Hadi biraz kitap oku” dediğimizde, onun zihninde bizim gördüğümüz kitapla aynı kitap mı canlanıyor?

Biz kitabı bir hikâyenin kapısı olarak gördük. Onlar ise aynı anda yüzlerce kapının açıldığı bir dünyanın içinde büyüyor.

Bir ekrana dokunuyorlar; oyun başlıyor. Birkaç saniye sonra başka bir video, başka bir görüntü, başka bir hikâye karşılarına çıkıyor. Dünya onların önüne bu kadar hızlı akarken biz hâlâ onlardan bir kitabın ilk sayfasında sabırla beklemelerini istiyoruz.

Belki de önce kendimize şu soruyu sormalıyız:

Çocuklar kitaptan mı uzaklaştı, yoksa dünya mı kitaptan çok daha hızlı bir hâle geldi?

Bizim çocukluğumuzda bir kitabın başına oturmak, başka dünyalara açılan en güzel kapılardan biriydi. Bir hikâyeye başladığımızda saatlerce onun içinde kalabilir, merakla bir sonraki sayfayı çevirebilirdik.

Bugün ise çocukların ve gençlerin önünde çok daha fazla seçenek var.

Bir tuşla başka bir dünyaya geçebiliyorlar. Bir oyun saatlerce onları içinde tutabiliyor. Bir dizinin bölümü bitmeden yenisi başlıyor. Sosyal medyada parmağımızı biraz kaydırdığımızda önümüze bambaşka bir görüntü çıkıyor.

Kitap ise bizden başka bir şey istiyor.

Sabır.

Biraz yavaşlamayı…

Biraz beklemeyi…

Hayal etmeyi…

Belki de en önemlisi, kendi içimizde sessiz kalabilmeyi.

Bu yüzden çocukların kitaptan uzaklaşmasını yalnızca onların tercihi olarak görmüyorum.

Onlara nasıl bir dünya sunduğumuzu da düşünmemiz gerekiyor.

Çocuğa sürekli hızın, eğlencenin ve tüketmenin olduğu bir hayat gösterip sonra eline bir kitap verdiğimizde, onun kitabı neden sıkıcı bulduğuna şaşırmamalıyız.

Belki de önce kitabın neden güzel olduğunu yeniden hatırlatmalıyız.

Bir kitabın içinde kimsenin bize yetişemeyeceği bir dünya vardır. Orada hikâyeyi kendi hızımızda yaşarız. Bir karakteri sever, bir başkasına kızar, hiç gitmediğimiz yerlere gideriz.

Ve bütün bunları bir ekranın bize hazır olarak vermesinden farklı olarak, kendi hayal gücümüzle kurarız.

Ben bir yazar olarak da bir kitapçı olarak da çocukların kitapla kurduğu ilişkinin yalnızca “kaç kitap okudu?” sorusuyla ölçülmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Önemli olan, bir gün kendi isteğiyle bir kitabı eline alması.

Bir karakteri merak etmesi.

Bir hikâyenin sonunu öğrenmek için sabırsızlanması.

Ve belki yıllar sonra o kitabın bir sayfasını açtığında çocukluğundan bir parçayı hatırlaması…

Çünkü kitap yalnızca bilgi vermez.

İnsana kendisiyle baş başa kalabileceği bir alan da açar.

Bugün çocukların elinden ekranları tamamen almak mümkün değil. Belki buna gerek de yok. Yeni dünyanın imkânlarını inkâr etmek yerine, onun yanında kitaba da bir yer açmayı öğrenmeliyiz.

Çünkü mesele kitap mı, ekran mı? diye sormak değil.

Mesele, çocuğun hayatında ekrandan başka bir dünyanın da olduğunu gösterebilmek.

Belki bir çocuğa verebileceğimiz en güzel hediye, ona bir kitap seçmek değil; kendi kitabını seçebileceği bir dünya bırakmaktır.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam