Bazen insan anlatmak ister.
İçinden geçenleri, yaşadıklarını, neden sustuğunu, neden kırıldığını…
Uzun uzun konuşur. Cümleler kurar, örnekler verir, kendini ifade etmeye çalışır. Çünkü anlaşılmak ister. Haklı çıkmak için değil; sadece karşısındaki insanın, yüreğinden geçenleri biraz olsun görebilmesi için…
Ama zamanla şunu öğreniyor insan:
Anlatmak çok güzel… Yeter ki anlayana anlat.
Çünkü bazı insanlara saatlerce konuşsanız da boşuna. Söylediğiniz kelimeler kulağına ulaşır ama kalbine ulaşmaz. Dinler gibi yapar, fakat anlamaya çalışmaz.
Bazıları ise tek bir cümlenizden ne demek istediğinizi anlar.
İşte fark burada başlar.
Anlamak, sadece söyleneni duymak değildir.
Anlamak; söylenmeyeni de hissedebilmektir.
Bir insanın suskunluğunda ne sakladığını, gülümserken içinde ne yaşadığını, “iyiyim” derken gerçekten iyi olup olmadığını fark edebilmektir.
Hayat bana şunu öğretti:Kendini herkese anlatmaya çalışma.
Çünkü seni gerçekten anlamak isteyen insan, sadece söylediklerini değil, sustuklarını da dinler.Bazen en uzun açıklamalar bile yetmez. Bazen de göz göze gelmek yeterlidir.
Gerçek dostlukta, gerçek sevgide ve gerçek insanlıkta sürekli kendini ispat etmek zorunda kalmazsın.
Çünkü karşındaki seni anlamak için çaba gösterir.
Ve insan en çok da burada huzur bulur.
Artık herkesin anlamasını beklemiyorum.
Beni yanlış anlayanlara kendimi anlatmak için yorulmuyorum. Çünkü bazı insanlara ne söylersen söyle, kendi görmek istediğini görür.
Ben ise artık kelimelerimi kıymet bilenlere saklıyorum.
Çünkü insanın sözleri de emeği gibidir.
Her yere harcanmaz.Anlatmak güzeldir.
Derdini anlatmak…
Sevdiğini anlatmak…
Kırıldığını anlatmak…
Bir insanı neden önemsediğini anlatmak…
Ama en güzeli, bütün bunları anlatmak zorunda kalmadan anlaşılmaktır.
Bir gün karşınıza, konuşmadan sizi anlayan biri çıkarsa, kıymetini bilin.
Çünkü bu hayatta herkes sizi dinleyebilir.
Ama herkes sizi anlayamaz.Ve belki de insanın aradığı en büyük huzur şudur:
“Beni anlatmama gerek kalmadan anlayan biri var.”
İşte o zaman kelimeler susar…
Kalp konuşur.