Ortadoğu’da dengelerin yeniden şekillendiği oldukça kritik bir dönemden geçiyoruz. Son günlerde yaşanan gelişmeler, yalnızca bölgesel güvenlik açısından değil, Türkiye’nin dış politikası, ekonomisi ve gelecekteki stratejik konumu açısından da dikkatle değerlendirilmesi gereken bir tablo ortaya koyuyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın Mekke İttifakı kapsamında Türkiye ve Pakistan’ın Suudi Arabistan’a destek verme kararını olumlu karşılaması da bu tablonun önemli başlıklarından biri oldu.
Trump, Türkiye ve Pakistan’ın Suudi Arabistan’a yardım etmek istediğini belirterek bu gelişmenin kendisini memnun ettiğini ifade etti. İlk bakışta bu açıklama oldukça kısa ve sıradan görülebilir. Ancak uluslararası siyasette kullanılan kelimelerin ve verilen mesajların önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü söz konusu olan Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan gibi bölgesel ağırlığı yüksek üç ülkenin ortak savunma mekanizması oluşturmasıdır.
Mekke İttifakı, ağustos ayında imzalanan ortak savunma anlaşmasıyla ortaya çıktı. Anlaşmanın temel mantığı, üye ülkelerden birine yönelik saldırının diğerlerine de yönelik saldırı kabul edilmesi. Son gelişmelerle birlikte ittifakın kolektif savunma mekanizmasının fiilen işletilmesi gündeme geldi. Suudi Arabistan’ın Yemen kaynaklı saldırılarla karşı karşıya kalması üzerine üç ülke, askeri kapasite ve kuvvetlerin hızlı şekilde konuşlandırılması konusunda adımlar atma kararı aldı.
Burada Türkiye açısından çok önemli bir ayrıntı var. Ankara, ittifakın savunma amaçlı olduğunu özellikle vurguluyor. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da Türkiye’nin Suudi Arabistan’ın savunmasına ne şekilde katkı sağlayabileceğinin değerlendirildiğini, ancak bunun saldırı operasyonlarına katılma anlamına gelmediğini açıkladı. Hava savunması, elektronik harp ve teknik destek gibi alanlar öne çıkıyor.
Bence Türkiye’nin burada izleyeceği politika son derece önemli. Çünkü Türkiye bir taraftan NATO üyesi, diğer taraftan bölgesel ülkelerle kendi güvenlik mekanizmalarını geliştiren bir ülke konumunda. Dolayısıyla Mekke İttifakı’nı NATO’ya alternatif bir yapı olarak değil, Türkiye’nin bölgesel güvenlik kapasitesini artıran tamamlayıcı bir mekanizma olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.
Trump’ın açıklamasının bir başka boyutu ise ABD’nin Ortadoğu’daki güvenlik yaklaşımıdır. Washington yıllardır bölgedeki müttefiklerinin kendi güvenlik sorumluluklarını daha fazla üstlenmesini istiyor. Bu nedenle Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan’ın kendi aralarında savunma mekanizması oluşturması, ABD açısından da tamamen olumsuz bir gelişme olmayabilir. Hatta Trump’ın açıklamasında bunu olumlu karşılaması, Washington’ın müttefiklerinin savunma yükünün daha fazla paylaşılmasını istediğini gösteriyor.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken çok önemli bir konu var: Bölgesel savunma ittifakları, güvenlik sağlamayı amaçlarken yeni çatışmaların içine çekilme riskini de beraberinde getirebilir.
Ortadoğu’da bugün yalnızca Yemen meselesi yok. İran-ABD gerilimi, Kızıldeniz’deki güvenlik sorunları, enerji yollarının geleceği ve bölgedeki vekâlet savaşları birbirine bağlı durumda. Böyle bir ortamda Türkiye’nin herhangi bir askeri adımı çok dikkatli hesaplanmalıdır.
Türkiye’nin ekonomik açıdan da bu gelişmelerden etkilenmesi mümkündür. Ortadoğu’daki jeopolitik risklerin yükselmesi petrol fiyatlarından taşımacılık maliyetlerine, sigorta primlerinden ihracat ve ithalat rotalarına kadar birçok alanı etkileyebilir. Özellikle enerji ithalatçısı bir ülke olan Türkiye açısından petrol fiyatlarındaki yükseliş, cari denge ve enflasyon üzerinde baskı oluşturabilir.
Buna karşılık Suudi Arabistan ile Türkiye arasındaki savunma ve teknoloji işbirliğinin gelişmesi savunma sanayimiz açısından yeni fırsatlar da yaratabilir. Türk savunma sanayisinin hava savunma sistemleri, insansız hava araçları, elektronik harp ve diğer teknolojilerde elde ettiği kapasite düşünüldüğünde, bölgesel işbirliklerinin ekonomik karşılığı da olabilir.
Benim açımdan asıl mesele şudur: Türkiye, Ortadoğu’daki gelişmelerin içinde olmak zorunda ancak çatışmaların merkezinde olmak zorunda değildir.
Diplomasi, caydırıcılık ve savunma kapasitesi birlikte yürütülmelidir. Türkiye’nin güvenliği kadar ekonomik istikrarı da önemlidir. Çünkü güçlü ekonomi olmadan güçlü dış politika yürütmek mümkün değildir.
Trump’ın Mekke İttifakı’na yönelik olumlu açıklaması, bölgede yeni bir güvenlik mimarisinin şekillenmekte olduğunun işareti olarak okunabilir. Önümüzdeki dönemde bu ittifakın nasıl kurumsallaşacağı, başka ülkelerin katılıp katılmayacağı ve Türkiye’nin ittifak içerisindeki rolünün ne olacağı önem kazanacaktır.
Sonuç olarak Ortadoğu’da yeni bir dönem başlıyor. Türkiye’nin önünde önemli fırsatlar kadar ciddi riskler de bulunuyor. Bence Türkiye’nin temel hedefi, bölgesel gücünü artırırken savaşların tarafı olmamak, diplomatik ağırlığını korumak ve ekonomik çıkarlarını güvenlik politikalarıyla birlikte değerlendirmek olmalıdır.
Çünkü günümüzde ülkelerin gücü yalnızca sahip oldukları silahlarla değil; ekonomileri, diplomatik etkileri, teknolojileri ve krizleri yönetebilme kabiliyetleriyle ölçülüyor. Türkiye de bu yeni dönemde bütün bu unsurları birlikte kullanmak zorundadır.