SON DAKİKA
reklam
reklam

İşsizlik Maaşında Hesaplama Değişirse Vatandaşın Cebine Ne Girecek?

Köşe Yazarı: Zafer ÖZCİVAN   Eklenme Tarihi: 22 Ekim 2026, Perşembe - 11:20   Okunma Sayısı:

İşsizlik maaşı, çalışma hayatında gelirini kaybeden vatandaşların yeni bir iş buluncaya kadar ekonomik açıdan ayakta kalmasını sağlayan en önemli sosyal güvenlik araçlarından biridir. Ancak işsizlik ödeneğinin ne kadar olacağı, hangi şartlarla alınacağı ve hesaplamada hangi ücretin esas kabul edileceği, işini kaybeden milyonlarca çalışan açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle işsizlik maaşı hesaplamasında gündeme gelen yeni dönem tartışmalarını yalnızca teknik bir mevzuat konusu olarak değerlendirmek doğru değildir. Burada söz konusu olan, doğrudan vatandaşın geçim mücadelesi ve sosyal devlet anlayışıdır.

İşini kaybeden bir çalışanın önündeki ilk soru bellidir: Yeni bir iş bulana kadar nasıl geçineceğim? Kira, elektrik, doğal gaz, mutfak masrafları, eğitim giderleri ve varsa kredi taksitleri beklememektedir. Üstelik yüksek enflasyonun hane halkı bütçeleri üzerindeki baskısı devam ederken, işsizlik maaşının gerçek satın alma gücü her zamankinden daha fazla önem kazanmaktadır.

Hesaplamada hangi kriterler belirleyici?

Türkiye'de işsizlik ödeneği, genel olarak sigortalının son dört aylık prime esas kazançları üzerinden hesaplanan günlük ortalama brüt kazancının yüzde 40'ı esas alınarak belirlenmektedir. Bununla birlikte ödenek, aylık brüt asgari ücretin yüzde 80'ini aşamamaktadır. Hesaplanan tutardan damga vergisi dışında kesinti yapılmaması da uygulamanın temel unsurlarındandır.

İşsizlik maaşından yararlanabilmek için kişinin kendi istek ve kusuru dışında işsiz kalması, işten ayrılmadan önceki son 120 gün hizmet akdine tabi olması ve son üç yıl içinde en az 600 gün işsizlik sigortası primi ödemiş bulunması gibi koşullar aranmaktadır. Ayrıca işten ayrılışı izleyen 30 gün içinde İŞKUR'a başvurulması gerekir. Mücbir sebepler dışında başvurunun gecikmesi, hak kazanılan toplam süreden düşülebilmektedir.

Buradaki temel mesele, hesaplama yönteminin değişip değişmediğinden önce, mevcut sistemin çalışanların gerçek gelir kaybını ne ölçüde karşılayabildiğidir. Yeni bir düzenleme yapılacaksa bunun hangi ücret dönemini esas alacağı, alt ve üst sınırları nasıl etkileyeceği ve kimlerin yararlanacağı açık biçimde ortaya konulmalıdır.

Önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: İşsizlik maaşının hesaplanmasında yeni bir dönemin başladığını söyleyebilmek için yürürlüğe girmiş bir mevzuat değişikliğinin veya resmî düzenlemenin bulunması gerekir. Resmî olarak doğrulanmış bir değişiklik olmadan hesaplama sisteminin kesin biçimde değiştiğini ileri sürmek, çalışanlarda yanlış beklenti yaratabilir.

 

İki işyerinde çalışanlar için önemli değişiklik

20 Ekim 2026 tarihinde gündeme gelen gelişme, işsizlik maaşında hesaplama yöntemine ilişkin dikkat çekici bir değişikliği içeriyor. Kamu Denetçiliği Kurumu (KDK), aynı dönemde iki ayrı işyerinde çalışan bir kişinin işsizlik ödeneği hesabında, iki işyerinden bildirilen prime esas kazançların toplamının dikkate alınması yönünde tavsiye kararı verdi. İŞKUR da başvuru sahibinin ödeneğinin yeniden hesaplanacağını, varsa eksik ödemenin karşılanacağını ve ilgili genelgede değişiklik için çalışma başlatıldığını bildirdi. 

Bu gelişmenin önemi oldukça açık. Bir çalışan aynı anda iki işyerinde çalışıyor, her iki işyerinden de sigorta primi ödeniyor ve toplam kazancı üzerinden sosyal güvenlik sistemine katkı sağlıyorsa, işsizlik durumunda bu kazançların hesaplamada nasıl değerlendirildiği belirleyici hale geliyor. Kazançların toplamı yerine farklı bir yöntemle hesaplama yapılması, kişinin alacağı ödeneği azaltabiliyor.

KDK'nın yaklaşımı, aynı aylara ait prime esas kazançların birlikte değerlendirilmesini; buna karşılık prim ödeme gün sayılarının mükerrer biçimde hesaba katılmamasını öngörüyor. Üstelik yeniden hesaplama, kanunda belirtilen alt ve üst sınırlar çerçevesinde yapılacak. 

Burada özellikle altını çizmek gerekiyor: Bu gelişme, bütün işsizlere otomatik zam yapılacağı anlamına gelmiyor. Öncelikle aynı dönemde birden fazla işyerinde çalışan ve hesaplama yöntemi nedeniyle mağduriyet yaşayan sigortalıları ilgilendiriyor.

Sosyal güvenlikte hakkaniyet meselesi

İşsizlik maaşının temel amacı, işini kaybeden vatandaşa yeni bir istihdam kapısı buluncaya kadar nefes aldırmaktır. Ancak destek mekanizmasının adil işlemesi de en az ödeme miktarı kadar önemlidir. Aynı ekonomik koşullarda çalışan, prim ödeyen ve işini kaybeden kişiler arasında hesaplama yönteminden kaynaklanan farklılıkların giderilmesi, sosyal güvenliğe duyulan güveni güçlendirecektir.

Öte yandan işsizlik ödeneğinin gerçek değerini yalnızca nominal tutar üzerinden değerlendiremeyiz. Enflasyon karşısında kira, gıda ve ulaşım giderleri yükselirken ödeneğin satın alma gücü gerileyebilir. Bu nedenle hesaplama yönteminin adil olması kadar, ödeneğin ekonomik koşullara karşı koruyucu niteliğinin de tartışılması gerekir.

Sonuç olarak işsizlik maaşında yeni dönem, yalnızca rakamların yeniden hesaplanmasından ibaret değildir. Asıl mesele, çalışanın ödediği primin ve elde ettiği kazancın hakkaniyetli biçimde değerlendirilmesidir. İŞKUR'un başlattığı düzenleme çalışmasının benzer mağduriyetleri önleyecek açık ve uygulanabilir bir çerçeveye kavuşması önem taşıyor. Çünkü işsiz kalan vatandaşın ihtiyacı, belirsizlik değil güvencedir. Sosyal devletin başarısı da tam bu noktada, vatandaşın en zor gününde ne kadar adil ve etkili bir destek sunabildiğiyle ölçülür.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam