SON DAKİKA
reklam
reklam

Ucu kırık bir kalem

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 22 Ekim 2026, Perşembe - 11:42   Okunma Sayısı:

 

Benim de bir yaşantım vardı, var olduğum sürece… İlkokula yeni başlamış, öğrenme hevesiyle dopdolu bir çocuğun elinde onunla birlikte coşku dolu olmuştum; beyaz sayfaların üzerinde bembeyaz bir geleceğe hazırlamak için o çocuğu… Ucumu kırsa da heyecanına verir, kalan kısmımla yazmaya deva ederdim. Annesini çağırır, bıçak veya çakıyla yeniden açtırırdı ucumu. Sonra kalemtraş kullanmaya başlamıştı…

 

İşlevlerim ve karşılıkları

    Yıllar geçip benim üzerimden kâğıda kuvvetle bastırması azaldıkça benim de tükenme gücüm artıyordu. Noktayla, noktalı virgülle, virgülle ve ünlem işaretiyle dostluğum artmıştı. Bazen tamamlamak istediğim bazı tümceleri noktalı virgüle bile havale ediyordum.

Resimlerin açıklanmasından tutun da  π (pi),  α (alfa),   γ (gama),  Δ (delta), ve Σ (sigma) gibi harflerin açıklamalarına; sayfa üzerindeki her türlü çizgiden çeşitli yay ve eğrilere kadar çizimler benden soruluyordu. Renk ayırımı için üzerime az baskı tatbik edildiğinde sorun çıkmıyordu; ama daha koyu renk elde edebilmek için bastırıldığında yırtılmasına veya yüzeyinin tahrip olmasına neden olduğum için sayfayla aram açılıyordu.

 

Kaybolan sadece zaman mı?

    Elden ele dolaşırdım bazen. El vardı şefkatliydi, sayfa üzerinde akarcasına kayardım satırlar arasında. El vardı ölçüsüzdü, kırılmama neden olurdu. Sayfa üzerinde kirlilik, kalemtraşta doluluk yaratırdı. Sadece bu kadar mı? Toplantılarda, derslerde ve seminerlerde konuyu dinlemeyen insanların beni rastgele çizgiler çizmeye itmelerine ve benim kaybolan zamanıma ne demeli? 

Benim gibi nice kalem arkadaşımın da yaşadığı benzer hoyratlıklar var elbette. Boyu kısaldığı için kullanılmayıp çöpe atılan kalem arkadaşlarımdan üzüntü dolu mektuplar alıyorum. Kendilerine bir ekleme yapılarak daha nice yazım ve çizimde kullanılacaklarını söylüyorlar. Konuyu bu boyutuyla da ele alırsak bir “milli servetin heba olduğu”nu göz ardı etmemek gerektir. 

 

Duyguların yansıtılması

    Sevgililerin birbirlerine yazdıkları duygu ve övgü dolu yazılar, askerdeki bir oğula annenin yazdığı hasret dolu satırlar, özgürlüğü kısıtlanmış bir mahpusun dışarıdaki avukatına yazdığı pişmanlık ifadeleri, mahkeme kararıyla özgürlüğü kısıtlanacak kişinin hüküm kâğıdına yargıcın attığı imzalar da benim vasıtamla olur. 

Yazının özüne göre ben de bunların bazılarıyla hüzünlenir, bazılarıyla sevinir, bazılarıyla da sevinir ve övünürdüm. Bu halimle sizden farkım var mı? Zaten sizin duygularınız değil miydi benim üzerimden kâğıda yansıyan? 

 

Gerçeklerin saptırılması      

    Yalan yazılara, iftiralara, sahte işlemlere de alet edildim istemeden… Bunları yazanların ruh hallerini anlasam da yardımcı olamazdım. Uyarsam da beni dinlemezlerdi. Yazmamak istesem bir başka kalem arkadaşıma yaptırırlardı benim hoşnut olmadığım şeyleri…

    Toplum kurallarının böyle şeyleri kabul etmeyeceğini, hukuk nazarında bunun mutlaka bir yaptırımı olacağını ima ettim birkaç kez. 

    “Doğruyu söyleyeni dokuz köyden kovarlar” diye bir atasözü vardı. Kovulmak pahasına da olsa doğruyu söylemenin erdem olduğuna inanırdım.  Bir gün direniştim yazmamak için. Başıma gelmeyen kalmadı. Biliyorsunuz benim iskeletim ağaçtandır. Beni tutan el, bana “odun kafalı” diyerek fırlatıp attı. Yoldaki birisi de üzerime basarak geçti, bir diğeri tekmeledi…

 

Geriye doğru bakış 

    Şimdi ucu kırık, boyu kısalmış ve oldukça hasarlı bir kurşun kalemim. Geçen günlerim gözümün önünde. Boyum gibi ömrüm de kısa sürdü. Ben insanlığa daha çok yararlı olabilirdim. Böyle faydalar sağladıkça mutlu olacak belki ömrüm de uzayacaktı. Nasıl mı?

    Eski devirlerde kutsal kitaplar elle yazılmış. İnançlar bütününde aracı olabilirdim.  Şiir ve şarkı sözleri yazan bir “yetenek”in elinde olsaydım dizelerde ve şarkılarda yaşardım. Teknolojik gelişme sağlayan bir projeye imza olsaydım yüzyıla damgamı vurabilirdim. 

    Bakmayın hayıflandığıma siz! Bu da şans… Kalem vardır, bazı ellerde köledir; kalem vardır, bazı ellerde efendidir. İkisinin ortası bir derecelendirme yok. Sizlere daima iyi şeyler yazmanızı, insanlığa yararlı olmanızı ve hoyratlıktan uzak kalmanızı tavsiye ediyor ve sözlerime son veriyorum. Sağlıcakla kalın!

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam