SON DAKİKA
reklam
reklam

KENDİNİ DÜŞÜNÜRKEN BAŞKASINI UNUTMA!

Köşe Yazarı: Selami BALTAOĞLU   Eklenme Tarihi: 23 Ekim 2026, Cuma - 13:21   Okunma Sayısı:

İnsan olmanın gerçek ölçüsü, kendine açtığın yolda başkalarına ne kadar yer bıraktığındır.

İnsan bazen kendi hayatını güzelleştirmek için öyle bir mücadeleye girer ki bu telaşın içinde başkalarının kalbini, emeğini ve haklarını görmezden gelmeye başlar. Kendi yolunu açarken kimin yolunu kapattığını, kendisi kazanırken kimin kaybettiğini, rahatına kavuşurken kimin yükünü ağırlaştırdığını düşünmez. Her şeyin merkezine kendisini koyar; beklentilerini hak, isteklerini öncelik, çıkarlarını ise hayatın değişmez gerçeği sanır.

Oysa hayat, yalnızca kendimiz için kazandıklarımızdan ibaret değildir. Asıl mesele, kendi mutluluğumuzu ararken başkasının huzurunu bozmamak, kendi geleceğimizi kurarken bir başkasının bugününü karartmamaktır.

Çünkü insanın gerçek değeri, kendisi için ne kadarını aldığıyla değil, başkalarını unutmadan ne kadarını paylaşabildiğiyle anlaşılır.

Elbette insan kendisini düşünmeli, emeğinin karşılığını almalı, haklarını korumalı ve geleceği için çalışmalıdır. Bunlar hayatın doğal gereklilikleridir. Ancak insanın kendisini önemsemesiyle yalnızca kendisini önemsemesi arasında büyük bir fark vardır. Birincisi kendine saygıdır, ikincisi ise zamanla bencilliğe dönüşebilir.

İşte asıl mesele, bu ince çizgiyi koruyabilmektir.

Hayatın içinde öyle insanlarla karşılaşıyoruz ki kendi işleri görülsün diye başkalarının işini zorlaştırıyor, kendi sesleri duyulsun diye başkalarının sesini bastırıyor, kendi çıkarları korunsun diye ortak menfaatleri bir kenara itebiliyorlar. Kendileri için anlayış beklerken başkalarına anlayış göstermiyor, kendilerine saygı duyulmasını isterken başkalarının onurunu incitebiliyorlar.

Peki, insan yalnızca kendi tarafından baktığında hayatın bütününü görebilir mi?

Bir olayın sadece bize dokunan tarafını değerlendirerek adil olabilir miyiz? Kendi rahatımızı düşünürken başkasının yaşadığı zorluğu hesaba katmazsak vicdanımızın sesini ne kadar duyabiliriz?

İnsanın kendisine karşı dürüstlüğü, başkasının hakkını kendi çıkarının önüne koyabildiği anlarda belli olur.

Çünkü gerçek karakter, insanın yalnızca kendi kazancını hesapladığı zaman değil, bir kararın başkaları üzerindeki etkisini de düşündüğü zaman ortaya çıkar.

Bir ailede herkes yalnızca kendi rahatını düşünürse o evde huzur azalır. Bir iş yerinde herkes kendi başarısının peşinden koşup diğerlerinin emeğini görmezden gelirse dayanışma kaybolur. Bir toplumda herkes yalnızca kendi menfaatini korumaya çalışırsa ortak yaşamın temelleri sarsılır.

Oysa hayat dediğimiz şey, birbirimize görünmez bağlarla bağlı olduğumuzu fark ettiğimizde anlam kazanır. Bazen bir insanın gösterdiği anlayış bir tartışmayı bitirir, bazen yapılan küçük bir iyilik bir gönlü kazanır, bazen de başkasının hakkını gözeterek verilen bir karar onlarca insanın huzurunu korur.

Bunlar küçük davranışlar gibi görünebilir. Fakat bir toplumun vicdanı, tam da bu küçük davranışlarla şekillenir.

KENDİ ÇIKARINI DÜŞÜNMEK BAŞKA, BAŞKASININ HAKKINI UNUTMAK BAŞKADIR

Hayatta herkesin beklentileri, ihtiyaçları ve hedefleri vardır. Kimseye kendi hayatından vazgeçmesini söyleyemeyiz. Herkesten fedakârlık yapmasını, her yükü omuzlamasını ya da herkesi memnun etmesini bekleyemeyiz.

Ancak kendimiz için istediğimiz hakların başkaları için de geçerli olduğunu kabul etmek zorundayız.

Biz dinlenmek istiyorsak başkasının da dinlenmeye ihtiyacı olduğunu düşünmeliyiz. Biz emeğimizin takdir edilmesini bekliyorsak başkasının emeğini de görmeliyiz. Bizim fikrimize değer verilmesini istiyorsak farklı düşünen insanların da konuşma hakkına saygı göstermeliyiz.

Kendimiz için adalet isterken başkasına haksızlık ediyorsak, savunduğumuz şey adalet değil, kendi çıkarımızdır.

Adalet, yalnızca bizim lehimize olduğunda savunduğumuz bir ilke değildir; aleyhimize olduğunda da saygı göstermemiz gereken bir vicdan ölçüsüdür.

İnsan, kendisini haklı çıkaracak nedenleri her zaman bulabilir. Fakat olgunluk, kendi düşüncesini savunurken karşısındakinin haklı olabileceğini de kabul edebilmektir. Herkesin kendi penceresinden baktığı bir dünyada önemli olan, yalnızca kendi penceremizi açık tutmak değil, başkasının penceresinden de bakmayı öğrenmektir.

İşte empati budur.

Empati, başkasının yerine geçip onun yaşadığı her şeyi birebir hissetmek değildir. Onun da duyguları, kaygıları, beklentileri ve kendine göre haklı nedenleri olabileceğini kabul etmektir. Bir insanı anlamaya çalışmak, onunla aynı fikirde olmak anlamına gelmez. Ancak anlaşamadığımız bir insana bile adil davranabilmek, insanlığımızın önemli bir göstergesidir.

BAŞKASINI DÜŞÜNMEK, KENDİNDEN VAZGEÇMEK DEĞİLDİR

Burada önemli bir ayrıntıyı da unutmamak gerekir: Başkalarını düşünmek, kendimizi yok saymak demek değildir.

İnsan kendi sınırlarını korumalı, emeğinin karşılığını istemeli ve gerektiğinde hayır diyebilmelidir. Herkesin sorumluluğunu üstlenmek, her sorunu çözmek ya da sürekli fedakârlık yapmak zorunda değildir. Başkalarına değer vermek kadar kendi değerini bilmek de önemlidir.

Ancak kendi sınırlarımızı korurken başkalarının sınırlarını ihlal etmemek, kendi mutluluğumuzu ararken başkasının mutluluğunu engellememek mümkündür.

Gerçek denge tam da burada başlar.

Bir insanın elindekini paylaşması için zengin olması gerekmez. Bazen bir selam, bazen içten bir teşekkür, bazen bir insanı dikkatle dinlemek, bazen de ihtiyacı olduğunda ona destek olmak yeterlidir.

Başkalarını düşünmek her zaman büyük fedakârlıklarla ölçülmez. Bazen söylenecek kırıcı bir sözden vazgeçmek, bazen bir insanın emeğini takdir etmek, bazen de bir karar vermeden önce onun hayatını nasıl etkileyeceğini düşünmek, insanlığın en değerli örnekleridir.

Vicdan, yalnızca bize yapılan haksızlığı fark etmek değil, başkasına yaptığımız haksızlığı da görebilmektir.

Bir başkasının üzüntüsünü anlayabiliyorsak, onun emeğine saygı duyabiliyorsak ve kendi çıkarımızla başkasının hakkı karşı karşıya geldiğinde adaletten yana durabiliyorsak, insan olmanın anlamını davranışlarımızla gösteriyoruz demektir.

HAYAT GEÇİCİ, BIRAKTIĞIMIZ İZ KALICIDIR

Hayatın bir gerçeği var: Bugün sahip olduğumuz makamlar, imkânlar, kazançlar ve başarılar zamanla geride kalacak. İnsanların hafızasında ise çoğu zaman onlara nasıl davrandığımız, zor zamanlarında yanlarında olup olmadığımız ve kendimizi düşünürken onları unutup unutmadığımız kalacak.

Kimse yalnızca ne kadar kazandığıyla, ne kadar yükseldiğiyle ya da kaç kişiden daha iyi bir konuma geldiğiyle hatırlanmak istemez. İnsan, ardında güzel bir iz bırakmak ister. Güven duyulan, sözüne inanılan, adaletiyle bilinen ve varlığıyla huzur veren biri olarak anılmak ister.

Bunun yolu da yalnızca kendimiz için yaşamaktan değil, hayatı başkalarıyla birlikte güzelleştirmekten geçer.

Bir adım öne geçmek için başkasını geriye itmek yerine birlikte ilerlemenin yollarını arayalım. Kendi çıkarımızı korurken ortak iyiliği unutmayalım. Başarılarımızla gurur duyalım ama bu başarılarda başkalarının emeği varsa hakkını teslim edelim. Bir karar alırken yalnızca bize sağlayacağı faydayı değil, başkalarına getireceği sonuçları da düşünelim.

Çünkü gerçek kazanç, başkasının kaybı üzerine kurulan değil, adaletle ve karşılıklı saygıyla elde edilen kazançtır.

İnsanlığın büyüklüğü, bir kişinin her şeyi kendisi için alabilmesinde değil, elindekilerle başkalarının hayatına da güzellik katabilmesindedir.

SON SÖZ: KENDİ YOLUMUZDA YÜRÜYELİM, AMA BAŞKALARININ YOLUNU KAPATMAYALIM

Hayat, yalnızca kendimizi düşünerek geçirebileceğimiz kadar uzun; fakat başkalarını unutarak anlamını bulamayacağımız kadar değerlidir.

Kendimizi sevelim, emeğimize sahip çıkalım, geleceğimiz için çalışalım. Ancak bütün bunları yaparken yanımızdaki insanı görmezden gelmeyelim. Bizim de bir gün anlayışa, yardıma, desteğe ve güzel bir söze ihtiyaç duyabileceğimizi hatırlayalım.

Kendimize istediğimiz saygıyı başkalarına da gösterelim. Kendimiz için beklediğimiz adaleti başkasından esirgemeyelim. Kendi mutluluğumuza yer açarken başkasının huzurunu bozmayalım.

Çünkü dünya, herkesin yalnızca kendisini düşündüğü zaman değil, insanların birbirini de düşünmeyi öğrendiği zaman güzelleşir.

Unutmayalım: Kendini düşünmek insanın hakkıdır; başkasını yok saymak ise vicdanın sorgulaması gereken bir tercihtir.

Hayatta yükselirken insanlığımızdan uzaklaşmayalım. Kazanırken paylaşmayı, konuşurken dinlemeyi, karar verirken adaleti, yaşarken de vicdanı unutmayalım.

Çünkü bir gün geriye dönüp baktığımızda bizi gerçekten değerli kılan şey, yalnızca kendimiz için yaptıklarımız değil, başkalarının hayatında bıraktığımız güzel izler olacaktır.

Kendimize bir hayat kuralım ama başkalarının hayatını daraltmadan… Kendi mutluluğumuzu arayalım ama başkasının gözyaşı pahasına değil… Yükselmeyi isteyelim ama kimseyi ezmeden…

İşte insan olmanın gerçek erdemi budur.

Çünkü hayatın en büyük başarısı, yalnızca kendin için güzel bir dünya kurmak değil; içinde başkalarının da huzurla yaşayabileceği bir dünya bırakabilmektir.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam