SON DAKİKA
reklam
reklam

Kredi ve Kredi Kartı Borçlarında Alarm

Köşe Yazarı: Zafer ÖZCİVAN   Eklenme Tarihi: 25 Ekim 2026, Pazar - 13:05   Okunma Sayısı:

Türkiye ekonomisinde kredi ve kredi kartı borçları, yalnızca bankacılık sektörünün bilançosunu ilgilendiren bir konu olmaktan çıkarak hane halkının geçim koşullarını, tüketim harcamalarını ve ekonomik büyümenin sürdürülebilirliğini belirleyen önemli göstergelerden biri hâline geldi. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verileri, borçlanmanın boyutunu ve geri ödeme risklerini değerlendirirken dikkatle incelenmesi gereken bir tablo ortaya koyuyor. Asıl mesele, vatandaşın ne kadar borçlandığından çok, bu borcu hangi gelirle ve hangi maliyetle geri ödeyebildiğidir.

Kredi hacmi büyüyor, borç yükü ağırlaşıyor

BDDK'nın 16 Ekim 2026 tarihli haftalık verilerine göre bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi yaklaşık 28,68 trilyon TL düzeyinde bulunuyor. Tüketici kredileri 3,49 trilyon TL'ye, bireysel kredi kartı alacakları ise 3,39 trilyon TL'ye ulaşıyor. Böylece tüketici kredileri ile bireysel kredi kartlarının toplam büyüklüğü yaklaşık 6,88 trilyon TL'yi buluyor.

Bu rakamlar, bireysel borçlanmanın ekonomideki ağırlığını açıkça gösteriyor. Ancak yüksek enflasyon dönemlerinde kredi hacmindeki nominal artışı doğrudan refah artışı olarak değerlendirmek doğru değil. Fiyatlar yükseldikçe vatandaşın temel ihtiyaçları için ayırdığı para yetersiz kalabiliyor; işletmelerin de işletme sermayesi ihtiyacı büyüyor. Dolayısıyla kredi artışının ne kadarının ekonomik canlılıktan ne kadarının nakit sıkışıklığından kaynaklandığı önem taşıyor.

Yüksek faiz ortamında yeni kredi kullanmak pahalılaşırken mevcut borçların taksitleri de hane bütçesini zorluyor. Özellikle ihtiyaç kredileri, eğitim, sağlık, ev eşyası ve beklenmedik harcamalar için kullanıldığında önemli bir destek sağlasa da geri ödeme kapasitesi doğru hesaplanmadığında uzun vadeli bir yük oluşturabiliyor.

Kredi kartı geçim aracına dönüşüyor

Kredi kartları, ödeme kolaylığı sağlayan finansal araçlardır. Ancak gelirlerin temel tüketim harcamalarını karşılamakta zorlandığı dönemlerde bu araçlar, geçici finansman olmaktan çıkarak sürekli borçlanma mekanizmasına dönüşebiliyor.

Bireysel kredi kartı borçlarının büyümesi kadar dönem borcunun ne ölçüde ödendiği de önemlidir. Yalnızca asgari tutarın ödenmesi, kalan bakiyenin faiz yüküyle büyümesine neden olabilir. Vatandaşın maaşının önemli bir bölümünü önceki aylardan kalan borçlara ayırması, yeni harcamalar için yeniden kredi kartına başvurmasını beraberinde getirebilir. Böylece borç, kendi kendini besleyen bir döngüye dönüşür.

Takipteki alacaklardaki artış dikkat çekiyor

Borç tablosundaki en önemli göstergelerden biri, geri ödenemediği için takibe alınan alacaklardır. BDDK verilerinden derlenen bilgilere göre 2 Ocak–2 Ekim 2026 döneminde ihtiyaç kredilerindeki takipteki alacaklar yüzde 52,36 artarak 176,7 milyar TL'ye, bireysel kredi kartlarındaki takipteki alacaklar ise yüzde 59,51 yükselerek 199,8 milyar TL'ye çıktı.

Aynı dönemde takip oranı ihtiyaç kredilerinde yüzde 5,26'dan yüzde 6,75'e, bireysel kredi kartlarında yüzde 4,48'den yüzde 5,65'e yükseldi. Bu gelişmeler, borçların geri ödenmesinde yaşanan güçlüklerin yakından izlenmesi gerektiğini gösteriyor.

Takipteki alacakların artması yalnızca borçluyu değil, bankaları ve reel sektörü de etkileyebilir. Risklerin yükselmesi kredi koşullarının sıkılaşmasına, finansmana erişimin zorlaşmasına ve özellikle küçük işletmelerin yatırım ve istihdam kararlarını ertelemesine yol açabilir.

Çözüm, gelir ve borç dengesini kurmakta

Kredi ve kredi kartı borçlarının yönetiminde amaç, finansal istikrarı korurken vatandaşın ödeme gücünü desteklemek olmalıdır. Bankaların kredi tahsisinde gelir ve geri ödeme kapasitesini dikkate alması, ödeme güçlüğü yaşayan müşteriler için sürdürülebilir yapılandırma seçeneklerinin değerlendirilmesi önem taşıyor. Vatandaşların ise bütçelerini planlaması ve kredi kartını sürekli gelir açığını kapatmak için kullanmaktan kaçınması gerekiyor.

Sonuç olarak BDDK verilerinin ortaya koyduğu gerçek şudur: Borçlanmanın artması tek başına ekonomik refahın yükseldiğini göstermez. Asıl ölçüt, borcun gelirle karşılanabilmesi ve zamanında ödenebilmesidir. Kalıcı gelir artışı sağlanmadan ve yaşam maliyetleri üzerindeki baskı hafiflemeden borç yükünün azalması kolay görünmüyor. Türkiye ekonomisinin önündeki temel sınav, kredi hacmini büyütmek değil, vatandaşın borcunu çevirebildiği, tüketimini sürdürebildiği ve geleceğe güvenle bakabildiği bir ekonomik denge kurmaktır.

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam