İnsan, en çok da kıymetinin bilinmediği yerde yorulur.
Hayat insana çok şey öğretir. En acı öğretilerinden biri de şudur: Ne kadar hizmet edersen et, ne kadar emek verirsen ver, bazen yaptıkların görülmez, fedakârlıkların hatırlanmaz, iyi niyetin anlaşılmaz. Hatta kimi zaman, uğruna kendinden vazgeçtiğin insanlar, senin yaptıklarını bir görevmiş gibi görür. Sanki sen yorulmazsın, kırılmazsın, üzülmezsin… Sanki senin de bir kalbin, bir sabrın, bir sınırın yoktur.
Oysa insan, en çok da karşılık beklemeden verdiği yerde incinir.
Bir işi sahiplenirsin, herkes rahat etsin diye kendi huzurundan vazgeçersin. Bir sorun çıkmasın diye geceni gündüzüne katarsın. Kimsenin görmediği yükleri omuzlar, kimsenin bilmediği sıkıntıları içine atarsın. Herkesin eksiğini tamamlamaya çalışırken kendi eksiklerini unutursun. Birileri huzurla otursun diye sen ayakta kalırsın. Birileri mutlu olsun diye kendi yorgunluğunu ertelersin.
Sonra bir gün durup geriye bakarsın. Onca emeğin, onca çaban, onca fedakârlığın içinde kendine şu soruyu sorarsın:
“Ben bu kadar çabalarken neden kimse görmedi? Neden bir teşekkür bile çok görüldü? Neden yaptıklarım unutuldu da yapamadıklarım hemen hatırlandı?”
İşte insanın içini acıtan tam da budur.
Çünkü bazı insanlar yapılan iyilikleri çabuk unutur, yapılmayan tek bir şeyi yıllarca hatırlar. Senin yüz kez gösterdiğin anlayışı görmez de bir kez gösteremediğin sabrı önüne koyar. Senin verdiğin emeği değil, kendisinin elde edemediğini konuşur. Ne yazık ki bazıları için fedakârlık yaptıkça değer kazanmaz, yalnızca daha fazlası beklenen biri hâline gelirsin.
Unutulmamalıdır ki alışılmış iyilik, zamanla görev sanılır; sınırsız fedakârlık ise bazen değersizlikle karıştırılır.
Ama bütün bunlar, yaptığın iyiliklerin değersiz olduğu anlamına gelmez. Bir insanın kıymeti, başkalarının onu ne kadar takdir ettiğine göre ölçülmez. Senin emeğini görmeyenlerin varlığı, emeğinin olmadığı anlamına gelmez. Teşekkür etmeyenlerin sessizliği, yaptıklarını küçültmez. Senin iyi niyetin, başkasının vefasızlığı yüzünden kirlenmez.
Yine de insan bir şeyi öğrenmeli: Herkese yetişmeye çalışırken kendine geç kalmamalı.
Kimseyi üzmemek uğruna kendini üzmemeli. Her yükü tek başına taşımayı görev bilmemeli. İyilik yaparken kendi huzurunu, sağlığını ve onurunu unutmamalı. Çünkü fedakârlık güzeldir ama insanın kendisini tüketmesi pahasına olduğunda artık bir erdem olmaktan çıkar, sessiz bir tükenişe dönüşür.
Elbette insan hizmet etmeli, çalışmalı, üretmeli, bulunduğu yere değer katmalı. Ancak bunları yaparken şunu da bilmeli: Herkes senin kadar düşünceli, senin kadar vefalı, senin kadar duyarlı olmayabilir. Senin yüreğindeki hassasiyeti başkasının kalbinde ararken kendini yıpratmamalısın.
Bazen susmak gerekir, ama bu suskunluk yenilgi değildir. Bazen geri çekilmek gerekir, ama bu vazgeçmek değildir. Bazen de insan, yıllardır herkese verdiği değerin birazını kendisine vermeyi öğrenmelidir.
Çünkü hayat, yalnızca başkaları için harcanacak kadar uzun değildir. Senin de huzura, anlaşılmaya, saygıya ve güzel bir söze ihtiyacın var. Senin de yorulduğunda dinlenmeye, kırıldığında anlaşılmaya, emek verdiğinde takdir edilmeye hakkın var.
Ve şunu asla unutma: Seni gerçekten tanıyan insan, yalnızca yaptıklarını değil, o yaptıklarının arkasındaki niyeti de görür. Seni gerçekten önemseyen insan, her zaman haklı olduğunu söylemese bile emeğini küçümsemez. Vefalı insan, senin yanında olduğun günleri unutmaz; bir gün yorulduğunda seni hemen yargılamaz.
Çünkü vefa, insanın her şey yolundayken yanında durmak değil; emek verenin yorgunluğunu, fedakârlık yapanın sessizliğini ve kırılanın kalbini fark edebilmektir.
Son sözüm şudur:
Ne kadar hizmet edersen et, herkesin gönlünde yer bulamayabilirsin. Ne kadar fedakârlık yaparsan yap, herkes bunun değerini bilemeyebilir. Bazen ömrünü versen de bir teşekkür alamaz, bir ömür emek versen de bir gün haksızlıkla karşılaşabilirsin.
Ama sen yine de iyiliğinden vazgeçme; yalnızca iyiliğini kime, ne kadar ve hangi sınırlar içinde vereceğini öğren.
Çünkü iyi insan olmak, kendini tüketmek değildir. Fedakâr olmak, kendini yok saymak değildir. Hizmet etmek, karşılığında hiç değilse saygı görmeyi hak etmediğin anlamına gelmez.
Bir gün herkes yaptıklarını unutsa bile sen, hangi niyetle yola çıktığını bil. Vicdanın rahat, başın dik olsun. Fakat bundan sonra kendi kıymetini de bil. Seni görmeyenlere kendini ispatlamak için ömrünü harcama. Herkesi memnun etmek uğruna kendi huzurunu feda etme.
Unutma; insanın değeri, başkalarının ona verdiği değerle değil, kendi duruşuyla ölçülür.
Ve bazen hayattaki en büyük olgunluk, daha fazla fedakârlık yapmak değil, artık kendini de düşünmenin zamanının geldiğini anlamaktır.
Çünkü insan, herkese ışık olmaya çalışırken kendi içindeki ışığı söndürmemelidir.