SON DAKİKA
reklam
reklam

Bir bekleme süresinde karşılaştıklarım

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 24 Mart 2018, Cumartesi - 10:00   Okunma Sayısı:

Birini beklemem gerekiyordu. Şişhane Belediye binasının önündeki metro çıkışında bir saat süreyle bekledim. Gelen geçen bana sorular sormaya başladı. 
*Abi, buradan İstiklâl Caddesi’ne nasıl gidebilirim?
*Taksim’e nasıl gidiliyor?
*Emlak vergisini yatıracağım. Belediyenin bir yeri varmış?
*Adakule nerede? (Odakule’yi kastediyor olsa gerek)
*Metro girişi burası mı?
*Bir Arap turistten; Taksim Andı nerde? (Taksim Anıtı’nı anlatmak istiyor olsa gerek)
*Afedersin beyim, buralarda bir tuvalet var mı?
*Elinde projelerle iki kız bana doğru geliyor. Ozalit çektirmek istiyoruz. Bildiğiniz bir yer var mı?

Şimdi genel bir soruyla karşılaştım
    ---Siz buralı mısınız?
    ---Neden sordunuz?
    ---Bir yer soracaktım da.
    ---Sorun bakalım, bilecek miyim?
    --- Şeye nasıl gidilir?
    ---Neye?
    ---Tramvaya.
    ---Hangi tramvaya?
    ---Kaç tramvay var?
    ---Metro, tünel, metrotren, tramvay, Marmaray, füniküler sistem.
    ---Allah Allah!
    ---Siz nereye gitmek istiyorsunuz?
    ---Ada’ya.
Gayet mütebessim bir çehreyle bu dut olmuş, sonradan İstanbul görmüş adama tarif etmeye başladım 
    ---Buradan yukarıya doğru devam edin. İhtiyari tramvay durağı var.  Kınalıada’ya bilet istersiniz. Oradan biner gidersiniz (!).

***                     ***                      ***
16 Mart Dünya Uyku Günü olarak kabul edilmiş. Dünya bunu yılda bir kez kutlarken biz her gün uyuyoruz, bize her gün bayram.

***                          ***                       ***
Sabah günlük toplantımızı yapıyoruz. Sevgili Muharrem Demir çalıştığı otelde muhatap olduğu olayı anlatıyor:
Abi, geçen akşam saat 19.50… Birisi geldi yanıma ve bir duble viski istedi. Ayakta duracak hali yoktu. Durumunun pek iç açıcı olmadığını görünce başka bir şey vermeyi önerdim; ama kabul etmedi. Viskisi az buzu fazla şekliyle bir kadeh getirdim. 
Arkadaşının düğününe geldiğini, kadehinde viskisi bitince düğün salonuna geçeceğini belirtti. Bir süre sonra kadehi bitmiş ve o tarafa yönelmişti.  15 dakika sonra tekrar yanıma geldi.

    ---Arkadaşım ne kadar gençleşmiş, dedi. 
    ---Abi bu düğün arkadaşınıza ait değil o zaman?
    ---Yapma yav!  İkisini de öptüm. Resim çektirdim. Geline altın, arkadaşıma para taktım… 
Geçtiğimiz ay okuduğum kitapların içinde sizlere Mermi Uygur’un “Yaşama Felsefesi”, isimli (Baskı: 4, Yıl: 1993) kitabını tavsiye etmiştim. Kendisi bir felsefe profesörü… Hayata bakışı çok farklı. Günün hengâmesi arasında kendinize fırsat yaratıp bu kitabı okumanızı tavsiye etmiştim. Sizlere bazı satırlarını yeniden aktarıyorum: 

Kimi durup dururken çakıverir, yakar, aydınlatır.
Kimi parlarken söner, iz bile bırakmaz.  (s: 14)
Düşünce ekonomisi: Az çabayla çok bilmek (s: 18)
Akıllı, daha az akıllıdan daha çok akıllıysa aptal, kendinden daha aptaldan daha mı az aptaldır (s: 26)
Aklı delicesine övmektense deliliği akıllı akıllı göklere çıkarmak yeğdir. (s: 26)
Dalda, toprakta, yelde kokuda, kuşta böcekte bir telâş, bir telâş… (s: 30)
Yeni bir ışık yakmak zorunda olmadığımıza inanabiliriz. Yine de zorundaymışız gibi davranmamız gerekir (s: 26) 
Kırk hadım nasıl bir erkeğin yerini tutmazsa, kırk düzmece dost da tek bir gerçek dostun yerini tutmaz. (s: 35)
Caneriği, çağla, badem, kiraz, dut, çilek… şeftali, mısır, kavun, karpuz, ceviz, incir, üzüm, kestane…  Erikle başlar, kestaneyle sona erer sıcak günler. (s: 47)
Öğrenme, yanlışların yardımıyla yetişmektir… Kendi kendisinin efendisi olmak isteyen, bu isteğin birlikte getirebileceği yanılmalara göğüs germek zorundadır.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam