SON DAKİKA
reklam
reklam

22 Mart Dünya Su Günü

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 28 Mart 2018, Çarşamba - 11:00   Okunma Sayısı:

    “Doğanın her şeyden haberi vardır: 
Kendiliğinden hiçbir şey öğrenmeden gerekeni yapar.”  (Hippokrates)

    Dünyada meydana gelen iklim değişiklikleri ülkemiz üzerinde de etkisini sürdürüyor. Bilim adamları, küresel ısınmaya ilişkin araştırmalarının sonunda ülkelerin, şirketlerin, bireylerin alması gereken tedbirleri sıraladılar.
    Ülkemiz, yüksek dağlarının sağladığı imkânlarla Ortadoğu’nun su deposudur. Bu dağların üzerinde her mevsim kar görmek mümkündür. Eriyen karlar, çataklardan süzülerek küçük dereleri, çayları ve nehirleri oluşturur. Geçtikleri her bölgeye güzellik verir, nimetler sunar bu nehirler... Yer altı su kaynaklarını besler. Dağların zirvesinde bulunan göller, damarlarla belli kaynaklara bağlanır. 
    Böyle de olsa son birkaç yıldan beri gerek yağmur gerekse kar yağışı olmaması nedeniyle topraklarımız kuraklık çekmektedir. Ağaçların, yağmur bulutlarını çektiğini ilkokul yıllarından beri hepimiz biliyoruz. Orman alanlarının –çimlendirilmiş yeşil alan değil- azalması ve nüfusun İstanbul’da yoğunlaşması, şehrin ısınmasına neden oluyor. Yağmur yüklü bulutlar şehre su bırakmadan terk edip gidiyor.

Ağaç ve su ürünleri, suyu önemli kılar
    Kaz Dağları’nın kokulu sedir ağaçlarına ve çamlarına gözümüz gibi bakmalıyız. Bu bölge Türkiye’nin adeta oksijen deposudur. Yer altı servetleri bakımından da bu dağların engin bir zenginliğe sahip olduğu hepimizce biliniyor.  Altın çıkarma ve rezerv tespiti adı altında Kaz Dağlarını köstebek yuvasına çevrilmesi pek hoş olmamıştı.     
    Manyas Gölü’nün bir kuş cenneti olduğu unutulmamalıdır. Burası aynı zamanda mevsimlik kuşların göç yolu üzerindedir. Türkiye’nin tabii tuz deposu olan Tuz Gölü’nün elbette kirletilmemesi ve çevresinde yapılaşmaya müsaade edilmemesi gerekir. 
    Deliçay, Van Gölü’nün kıyı ilçesi Erciş’te göle dökülür. Bu kavuşma noktası, “inci kefali”nin muhteşem göçüne tanıklık eder. Tunceli’nin içinden geçen Munzur Çayı, dünya çapında tanınan pespembe etli (veya kırmızı benekli) alabalığın yaşam sahasıdır.
    Deniz ve göller iklimi yumuşatır. Kuşların yumurtlamalarına, göç eden kuşların yönlerini tayin edebilmelerine ve mola vermelerine yurt olur; pınarlar, su kaynakları, artezyenler, insanımızın dinlendiği ve susuzluğunu giderdiği, türkü ve maniler yazdığı yerlerdir. Şiirlere, filmlere ve edebi yazılara konu olurlar.  
Suyun kıymetini bilmemizi sağlayan kuraklık
    2000 yılından itibaren akademisyenlerin ve bilim adamlarının, 2002 yılında ise dünyanın en büyük su firmalarından Thames Water’in Türkiye’de kuraklık yaşanacağı yönündeki açıklamalarını basından öğrenmiştik. Tasarruf edilmesi gerektiği anlatılıyordu.    
    Tasarruf, bilinçli bireylerden hane halkına, evlerden şirketlere, illerden ülke geneline kadar uygulanabilirdi. Bu uygulama, tüm ayrıntıları ile hazırlanmış bir “Su Yönetim Projesi”ne temel teşkil edebilirdi. Kuraklığı, susuzluğun yarattığını söylemeye gerek var mı?
    Coğrafyamıza ve nüfus yoğunluğumuza göz atacak olursak, nüfusun neredeyse yarısı, sahillerden 30 km. içeriye kadar şerit şeklinde dar bir alana yığılmıştır. En verimli ovalarımız sudan nasibini alamamaktadır. 
    Ege’nin verimli ovalarında çapa yapan köylüler, önceki yaz mevsimlerinde 30-40 m. derinlikten çıkardıkları suyu şimdilerde 300 m.ye inmelerine rağmen çıkaramadıklarını, kaynakların kuruduğunu söylüyorlardı.

 Kuraklığa neden olan etkenler
    Tüm verimli topraklar üzerine bina ve tesisler yapılıyor, ağaçlar kesiliyor. Elbette bu ülkenin derelerinin, ağaçlarının bir envanteri vardır. Tarıma elverişli yeni alanları üretmeden yok ettik koca Çukurova’yı, Menderes Vadisi’ni… 
    Koruyamadık Kelkit Vâdisi’ni, Kızılırmak Havzası’nı… Bu vadilerde sular gri-siyah akıyor, Ergene ve Tunca zehir saçıyor. Dicle ve Fırat ise yaz aylarında çağıldamıyor.  Zararlı atıklarını geceleyin Yeşilırmak’a salan ve 30-40 ton balığın telef olmasına neden olan zihniyeti de basından okumuştuk.  
    Ergene Havzası, yıllardır konuşulur. Durumu iç açıcı değildir. Bugüne kadar da ciddî önlemler alındığına dair bir açıklama da yapılmamıştır. Göllerimiz kurudukça sazlık alanlarımız azalıyor. Sazlıklardan az da olsa istifade eden bir iş kolu vardır. Üstelik yumurta bırakan hayvanlar için barınaktır sazlıklar. Burada yetişen larva, solucan, kabuklu böcekler ve diğerleri, besin zincirinin halkasını oluşturur. Eksiklikleri, kuşların yok olmalarına yol açar.

Suyun kıymetini nasıl bilemedik  
    “Nasıl olsa parasını ödüyorum” diye evlerimize gelen suyu hoyratça kullandık. Sakal traşı olurken akan musluğumuzu kısmadık. Arabamızı yıkamaya, bahçelerimizi sulamaya devam ettik. Sifonlardaki kaçaklar için önlem almadık. Her üç parça çamaşır için çamaşır makinemizi çalıştırdık. Sokaklarda patlayan su borularını belediyelere hemen bildirmedik.
    En son düşünülecek olsa bile deniz suyundan kullanım suyu elde edecek tesisleri kurmadık. Gelişmiş ülkeler her gün atmosfere tonlarca uçak, gemi, araç egzozu ve baca gazı salıp dünya denizlerini kirletir, balıkları katlederken bizim gibi gelişmekte olan ülkelere doğayı onarma görevi verirler. Yabancı ortaklı şirketlere sosyal proje veya doğayı koruma adı altında “ağaçlandırma projeleri” –bana göre kaleci çalıştırma- dayatırlar. 
    “Greenpeace” aktivistleri dövülür ve faaliyetleri engellenirken onlara destek vermedik.    Dağ kıvrımlarının arasında gölet yapılacak ne yerler varken baraj yapılacak yerler aradık. Vasıfsız inşaatlar için nehir yataklarından kepçelerle dere kumu çekerek nehir yataklarının değişmesine ve suyun kurumasına yol açtık. Sınaî tesislere arıtma ünitelerini yaptırma zorunluluğu getirmedik. Basit siyasi hesaplar ve oy kaygısıyla su havzaları içinde gerçekleştirilen kaçak yapılaşmalara göz yumduk. 
  
Suyun kıymetini bilmek istiyorsak
*Birey olarak kaynak israfını önlemeli ve tasarruf yapmalıyız,
*Doğaya zarar veren olay ve tesisleri ilgili mercilere bildirmeli ve denetlenmelerini sağlamalıyız,
*Yer altı su kaynaklarının ve toprağın kirletilmesine kayıtsız kalmamalıyız.  
     Su kaynaklarını hoyratça tüketiyor ve acımasızca kirletiyoruz. Geleceğin savaşlarının petrol için değil su yüzünden çıkacağı söyleniyor.  

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam