SON DAKİKA
reklam
reklam

Fransa’nın terör anlayışı

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 5 Nisan 2018, Perşembe - 10:00   Okunma Sayısı:

Suriye olayları 
Suriye’deki çaresizlik Batılı emperyalistleri fikir değişikliğine zorluyor, Rusya, farklı çıkışlarıyla Suriye’yi Batı’nın kötü emellerine düşmekten koruyordu. “Cepheleşme değil diyalog” arayışları başlamıştı.
ABD ve müttefikleri Suriye’deki çaresizliğe çözüm olabilecek ciddi bir adım atmayı başaramadı.  Batı’nın Suriye stratejisi bir felâkete yol açtı. Kararsız davrandılar başarısız kaldılar. Nice insanın ölümüne sebep oldular. Ülke yakılıp yıkılarak uçurumun kenarına getirildi. Bosna’daki müdahaleden ders alınmamış gibi Suriye’de II. Bosna faciasının yaşanmasına sebep oldular.
Dayatma denince
Bir kanalda yapılan konuşmada dünyadaki servetlerin birkaç ülkenin tekelinde bulunduğundan ve bölüşümden nasibini alamayan ülkelerin terör olaylarının artmasına neden olduğundan söz edilerek Fransa örneği veriliyordu.
Biraz derine inmeye çalışırsak Almanya’nın NATO’ya tahsisli diye tanklarımızı teröristlere karşı kullanmamıza izin vermediği, büyük müttefikimizin terör örgütünün Kuzey Irak bölgesindeki yuvalarına havadan ikmal yaptığı hatırlanabilir.
Fransa’nın geçmişte teröre bakışı 
Evet doğrudur, geçmişte Fransa’nın terörle mücadelede sicili pek de iyi değildir. Türkiye’nin çağrılarını hep kulak arkası etmiştir. Mitterrand döneminde bu PKK terörüne karşı ilgisi tavan yapmış, terör örgütünün adeta sırtını sıvazlamıştır. Bugünün Fransası, Suriye’ye müdahalede dikkatleri üzerine çekmiştir.
19’uncu yüzyıldan beri Afrika’da başlayan ezme ve üzme serüvenleriyle Fransa önde gelen bir ülkedir. Fransa’nın önceki cumhurbaşkanları, Türkiye’nin PKK ile olan münasebetlerine hep duyarsız kalmışlardır. Bunlar doğrudur. Fakat bu örnekleri vererek Fransa’yı bu şekilde itham etmek belki uygun değildir. Fransa da kalkıp “siz önce Müslüman olan Arap yönetiminin servetine ve yaşam biçimine bakın” derse verecek cevabımız da olamaz herhalde?
2000’li yıllarda başlayan kaygılar
Yabancı basında çıkan haberlerde, İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşturulan ve Türkiye’nin de parçası olduğu ortak güvenlik sisteminin güvenilirliğini ölçme fırsatının değerlendirilmesi gerektiği ele alınıyordu. 
Ankara’nın 1991’de Irak operasyonlarına istemeyerek katıldığı, 2003’te de Amerikan askerlerinin Türkiye üzerinden Irak’a girişini engellediği hatta bu nedenle “NATO üyeliğinin sorgulanması” gerektiği belirtiliyordu. 
Fransız Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IRIS) Türkiye uzmanı Didier Billion ise, “uluslararası ilişkilerde düşmanlarınızın düşmanları her zaman dostunuz değildir” diyerek Ankara’nın Suriye politikasında “hata yaptığını” söylemişti. 
Fransız uzman, sadece Ankara’nın değil, Washington, Paris ve Londra’nın da Suriye’deki güçler dengesini ve Baas Partisi ile Suriye toplumunu oluşturan değişik unsurlar arasındaki dinamikleri gerektiği gibi analiz edemediğini de belirtmişti.
Ankara’nın Suriye dosyasındaki radikal siyasi tutumuyla tehlikeli ve kendi çıkarlarına aykırı bir siyasi çizgiye sürüklendiğini” savunan Billion, “hiçbir dış politika dini görüşler üzerine inşa edilemez, bu konuda sadece ulusal çıkarlar pusula işlevi görmelidir” şeklinde konuşmuştu. Fransız uzmana göre Arap Baharı, Türkiye’nin “bölgesel güç olma” kapasitesinin sınırlarını da açığa vurmuştu.
Ankara ağlamaz
Le Point dergisi yazarlarından Pierre Beylau, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Türk hükümetini “Neo-Osmanlıcı” bir politika izlemek, bağımsız bir Kürdistan’ı engellemek ve mümkünse Suriye’den ödün koparma peşinde olmakla” itham ediyordu. 
Fransa içinden geçirdiklerini zaman içinde ve satır aralarında çeşitli kesim ve kişiler aracılığıyla bu şekilde dile getiriyordu. PKK olayına bakışında değişiklik olmadığı görülüyordu. Nitekim yeni Cumhurbaşkanı Macron da PKK’ya destek veren sözler etmişti.
Küresel akıl ne diyor? Olması gereken nedir?
Bir ülkedeki terör eylemine duyulan tepki başka ülkelerde de aynı şekilde duyulabiliyorsa anlam kazanır. Batı’nın ittifak içi ülkeleri istihbarat üretimini bırakmış, birbirlerini dinler hale gelmiştir (ABD’nin Almanya’yı, Almanya’nın Türkiye’yi dinlemesi vb). 
İstihbarat üretimi, küresel veya bölgesel paylaşıma dönüşmedikçe kıymetli bilgilerin uygun zaman ve yerlerde bir işe yaramayacağı aşikârdır. Yeni bir istihbarat anlayışı üzerinde çalışılmalı uluslararası camia önce bu çizgi üzerinde buluşmayı bilmeli ve yeni konsepti uygulamaya geçmelidir. 
Unutmayalım ki, bu olayın meydana gelmesini planlayan ve fail olan devlet de ah-vah edenlerin içindedir. Dünya artık bu hale gelmiştir. Her şey kurulmuş saat gibi…

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam