SON DAKİKA
reklam
reklam

İran, Türkiye ve ABD (I)

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 7 Nisan 2018, Cumartesi - 10:00   Okunma Sayısı:

Tarihte Pers savaşlarıyla tanıdığımız İran, Osmanlı döneminde 1639 Kasr-ı şirin Antlaşması’ndan bu yana Türkiye ile dostça kalmıştır. İran Şahı Rıza Pehlevi’nin iktidar yıllarında Türkiye’ye karşı gizli üstünlük arayışları içine girmiştir.
İlk Hanedanlıkla başlayan Türk-İran ilişkileri
1797 yılında kurulan Kaçar Hanedanlığı, Osmanlı Hanedanlığına yönelik olumlu bir tavır sergilemiş ve bu dönemdeki Türk-İran ilişkileri Rusya ve Avrupa güçlerinin her iki imparatorluğa şiddetli bir şekilde baskı uygulamaları sonucu olumlu anlamda etkilenmiş ve bu durum 1850’lere değin devam etmiştir. 
1925’te Kaçar Hanedanlığının yerini alan Pehlevi Hanedanlığı 1 ile de Türkiye ve İran arasında süregelen iyi ilişkiler devam etti. Bazı küçük gerginliklere rağmen Türk-İran ilişkileri, Pehlevi rejimi zamanında en iyi seviyeye ulaşmıştır.  1923 yılında Ahmet Şah’ı tahttan indiren Rıza Şah Pehlevi, 15 Aralık 1925’te kendini şah ilan etmiştir. Böylece kapanan Kaçarlar döneminin ardından Pehleviler dönemi başlamıştır. 

Sınır anlaşmaları
Türk Kurtuluş Savaşı’nı izleyen yıllarda Türkiye’nin doğu sınırında İran ile bazı sınır anlaşmazlıkları olmuştur. Bu anlaşmazlıklar özellikle Musul uyuşmazlığının sürüp gittiği yıllara rastlar ve Türkiye’de 1925 yılında ortaya çıkan ‘’Doğu İsyanı’ndan’’ sonra da devam eder. 22 Nisan 1926 yılında sınır sorunlarına son vermek amacıyla; Tahran’da imzalanan “Güvenlik ve Dostluk Antlaşması’’ Türk-İran ilişkilerinde önemli bir adım olmuştur. 
Bu antlaşmaların ilkinde sınırda soygunları önlemek amacıyla Ağrı bölgesindeki sınır hattında bazı değişiklikler yapıldı. 5 Kasım 1932’de Ankara’da imzalanan antlaşma 22 Nisan 1926 tarihli antlaşmayı yeniledi. 
1960’larda ilişkiler
Bu suretle iki ülkenin ilişkileri daha dostça bir havaya girmiş oldu.  1956 yılında Bağdat Antlaşması, 1960 yılında CENTO antlaşması, 1965 yılında RCD diye adlandırılan Bölgesel Kalkınma Teşkilatının oluşturulması gibi adımlar bu cümledendir. 
Yine 1960’lı yıllarda Türkiye-İran ilişkilerinin yeni bir çerçeveye oturduğunu, ABD çerçevesinden çıkarak doğrudan iki ülke çıkarları açısından tanımlanmaya başlanmıştır. Pehlevi Hanedanlığı, ya da gerçekte monarşik anayasal düzen 11 Şubat 1979’da İmam Humeyni önderliğinde gerçekleştirilen İslami halk devriminin zafere ulaşması ile sona ermiştir.
İran-ABD ilişkileri
1979 yılının Kasım ayında İranlı üniversite öğrencileri Tahran’daki ABD Büyükelçiliği’nde çalışan 52 Amerikalıyı rehin almıştır. Öğrencilere eylemlerine son vermek için Şah Pehlevi’nin İran’a geri dönmesini ve hukukun karşısına çıkarılmasını şart koşmuşlardı. 
ABD Başkanı Jimmy Carter bunu reddetmiş ve rehineleri kurtarmak için, başarısızlıkla sonuçlanacak bir komando baskını tertipletmişti. Altı Amerikalı, işgal altındaki elçilikten kaçmayı başarmış, Kanada Büyükelçiliğine sığınmıştı. Rehineleri 444 gün boyunca tutan öğrenciler, 1981’de ABD Başkanı Ronald Reagan’ın görevi devraldığı gün rehineleri serbest bırakmışlardı.
ABD, 1980’lerdeki İran-Irak Savaşı sırasında, silah ambargosu olmasına rağmen İran’a gizlice silah göndermiş, satıştan kazandığı paraları Nikaragua’da savaşan ABD destekli asi ‘Kontralar'a aktarmıştı. 
Askeri açıdan yaşanan tehlikeler
Yine İran-Irak Savaşı içinde bir Amerikan firkateyni mayına çarparak batma tehlikesi yaşayınca, her iki ülke savaşın eşiğine gelmişti. Amerikan donanması İran’ın iki petrol tesisine saldırarak altı İran gemisini batırmıştı. 
Temmuz 1988’de, Hürmüz Boğazı’ndaki USS Vincennes gemisi, Dubai’ye uçmakta olan İran Hava Yolları’na ait -Uçuş 655 olarak da bilinen- uçağına 'savaş uçağı sandık' bahanesiyle saldırmış ve 290 kişinin ölümüne sebep olmuştu.
11 Eylül saldırılarına kadar
Taliban’ı devirmek için Afganistan’ı işgal eden ABD’ye İran yardımda bulunmayı vaat etmişti. ABD Başkanı George W. Bush, 2002’nin başlarında Kuzey Kore, İran ve Irak’ı "aktif olarak kitle imha silahlarının peşinde koşan üç ülke" olarak tanımlayınca, İran ABD’ye yaptığı yardımı hemen kesmişti.
2003 yılında Irak’ın işgali tamamlanmıştı. ABD, İran Devrim Muhafızları’na bağlı Kudüs Gücü’nün Iraklı militanlara bomba yapımı eğitim verdiğini söyleyince İran bu iddiayı reddetmiş ve Hizbullah ile birlikte Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’a yardım etmişti. 
İran ayrıca, ABD-Suudi Arabistan koalisyonunun desteklediği, uluslararası kuruluşlar tarafından resmen tanınan Yemen hükümetinin onarımı karşısında duran Şii asilere destek olmayı da teklif etmişti.
Devamı Yarın

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam