Ahmedinejad dönemi
2005 yılında Mahmud Ahmedinejad İran Cumhurbaşkanlığına gelmişti. Batı, İran’ın nükleer programının aniden yükselişe geçeceğinden endişe etmeye başlamıştı. ABD-İsrail ortak yapımı olduğu iddia edilen bilgisayar virüsü Stuxnet, İran’ın santrfüjlerini yok etmişti. Yeni ekonomik yaptırımlar ise İran ekonomisini darboğaza sokmaya yetmişti bile…
Ahmedinejad 2009’da yeniden seçilmiş; ama seçim sonuçları tartışmaya açılmıştı. Sokak eylemleri görülmeye başlayınca bunlar şiddetle bastırılıyordu. ABD sadece şiddeti eleştirmekle kalıyor; ancak müdahil olmuyordu.
Nükleer çalışmalar
İran, Şah Rıza Pehlevi döneminde silahlı kuvvetlerini çok güçlendirmişti. Türkiye’yi aşma hatta tepeden bakma havasına girmişti. Türkiye o zaman da rahatsızlık duyduğu bu durumdan Ayetullah yönetiminin işbaşına gelmesiyle kurtulmuştu. Bu yönetim zamanında ise nükleer silah programlarını geliştirmeye açtı.
Türkiye, İran’ın barışçıl nükleer çalışmalarını kabullense bile nükleer silaha sahip olmaması, gelecekte bu silahların sıcak bir çatışmada kullanılması gibi olasılıkları göz ardı etmemektedir. Sorunların çözümünde BM kararları çerçevesinde çözüm aranması konusunda İran’ı ikna etmeye çalışan Türkiye, iki ülke arasındaki ilişkilerin zedelenmemesi konusuna özel önem vermektedir.
İran’ın avantajları neler olabilir?
Asya’nın Orta Doğu’ya açılan kapısı durumundaki İran, nükleer silahlara sahip olmasıyla Kafkaslardan Suriye’ye kadar Doğu Akdeniz’e ulaşabilir. Bu durum İran’ın ciddi stratejik avantajlar elde etmesi ve Türkiye’yi “Şii Hilâli” içine alması demektir.
Hele hele İran, Rusya ile işbirliğine yönelir de Azerbaycan’ı yedeğine alırsa Türkiye’nin çıkarlarını tamamen ve olumsuz yönde etkileyebilir. Burada söz konusu olan Azerbaycan’ın enerji kaynaklarının Türkiye’nin enerji politikalarını etkilemesine meydan verilmesidir.
İran’ın nükleer silah çalışmaları İsrail’in dikkatini çekmekte ve rahatsızlık vermektedir. İran’ın nükleer alandaki bütün gelişmelerini aşama aşama izleyen İsrail ve dolayısıyla ABD, yeri geldiğinde bu tesis ve çalışmaları havadan vuracak ve bölgede sıcak çatışma ihtimalini arttıracaklardır.
İran’ın tavırları
Bölgedeki sıcak çatışma ve sonrasında oluşacak belirsizlik ortamı Türkiye’nin zararına olacağından Türkiye’yi insiyatif almaya iten diğer bir husustur. İran’ın, dayatma ve diretmelerle öne sürdüğü bu konu, Türkiye’yi başka çareler almaya da itebilir. Türkiye ile birlikte AB, Rusya ve Çin de ile benzer kaygılara sahip ise de onlardan çok daha fazla olumsuz etkilenme potansiyeline de sahiptir.
İran’ın tüm nükleer sorunlarına rağmen Türkiye uluslararası arenada ve her defasında İran’ın yanında yer almıştır. Ancak İranlılar, üçüncü bir ülkeyle sorunlarının çözülemeyeceğine inanmış ve Türkiye’nin çabalarına karşı mesafeli olmuşlardır.
Türkiye’ye karşı güç dengesini koruma
Nükleer gücünü geliştirmeye çalışan İran, gerek UAEK (Uluslararası Atom Enerjisi Komisyonu)’nin uyarılarına gerekse ABD ve İsrail’in tehditlerine karşı koymaya çalışırken güç olarak Rusya’ya ve ABD baskısını azaltarak Batı’nın hoşgörü ve desteğini sağlamak için Türkiye’ye yaslanmıştır.
Türkiye’nin, askerî amaçlarla yürütülecek nükleer çalışmalara başından beri karşı çıkması İran’ın, Türkiye’ye karşı içten içe bir sızı hissetmesine ve onu gizli bir üstünlük sevdasına itmesine neden olduğu izlenimini vermektedir.
Tarihsel süreç içinde Panislamizm politikasıyla başlayan endişe, Türkiye’nin Türkî cumhuriyetlerle dayanışma ve işbirliği çabalarının İran tarafından tehdit şeklinde algılanmasıyla devam etmiştir.
İran’ın diğer ihtirasları
Şiî yayını genişletme sevdasından vaz geçmeyen İran, Suriye olayları patlak verdiğinde Rusya ile birlikte Suriye safında yerini almıştır. Üstü kamufleli tehditlerle İran, silah ve mühimmat yardımını, uluslararası platformlarda Suriye’ye destek sağlama çabalarını sürdürmüştür. Astana görüşmelerinde Suriye’nin çıkarlarını ve Beşar’ın saltanatının devamını isteyen tutum takınmaktadır.
Kuveyt’in terör örgütlerine büyük destek sağladığı söylemleri hemen yaptırıma dönüşmüştür. Kuveyt’in Körfez ülkeleri tarafından dışlanması karşısında İran, onun yanında yer almış Suudî Arabistan’ın karşısına dikilerek siyasî nüfuz alanını genişletme cüretini göstermiştir.
Başı sıkışınca Türkiye’ye yanaşan, çıkarları söz konusu olunca Türkiye’ye sataşan bir İran ile ilişkilerimizin daha dikkatli yürütülmesi gerektiği açık değil mi? Görünmeyeni görünenlerden çıkarmak çok mu zor?