Akdeniz’in tarihteki önemi
İpek Yolu’nun başlangıcı olması, Mısır’ın fethedilerek Osmanlı hâkimiyetine geçmiş olması ve Süveyş Kanalı vasıtasıyla Hint Okyanus’u ve Kızıldeniz’e çıkış imkânının bulunması İngiltere ve Fransa’nın dikkatini çeken olaylardır. Bu avantajların sağlanmasında Kıbrıs’ın öneminin de fark edilmesiyle başlayan Doğu Akdeniz’e egemen olma ihtirası, siyasi ve askeri gündemdeki yerini hep korumuştur.
Hatta hatırlarsanız, Mısır’ın Şarm El Şeyh kentinde düzenlenen ve ortak askeri güç oluşturma kararının alındığı Arap Birliği zirvesine daimi gözlemci statüsüne sahip olmasına rağmen Türkiye çağrılmamış, Mısır basınında da “Türkiye toplantıya gözlemci olarak katılmak için ısrarcı şekilde talepte bulundu” iddiası ortaya atılmıştı.
Akdeniz’in ekonomik zenginlikleri
Son beş altı yıldan beri Akdeniz’de Kıbrıs Adası’nın güneyinde petrol ve doğalgaz rezervleriyle ilgili dip araştırmaları başlatılmış, GKRY (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi), Yunanistan, İsrail ve Mısır’ın ortak katkılarıyla çalışmalara hız kazandırılmıştır.
İsrail açıklarında Amerikan Noble enerji firması tarafından 500 milyar metreküplük Leviathan sahası keşfedilmiş, bu gazın uluslararası pazarlara iletilmesi için Mısır’ın atıl durumdaki sıvılaştırma tesislerinin kullanılabileceği belirtilmişti
Türkiye bu şekildeki araştırmaya şiddetle karşı çıkarak ya Türk tarafının da dahil edilmesini ya da çalışmaları engelleyeceğini belirtmiştir. Kıbrıs Rum ve Yunan gazeteleri abartılı haberler yaysalar da bu konuda küçük bir gerçeklik payı olduğu ortada… Doğu Akdeniz sahillerine 160 km. Anadolu sahillerine de 110-120 km olan Kıbrıs’ın önemi bir kez daha net olarak anlaşılmıştır.
İtalyan enerji şirketlerinin araştırmaları
Son olarak İtalyan enerji firması ENI’nin üst yöneticisi Claudio Descalzi, firmalarının kısa süre önce Mısır açıklarında bulduğu büyük doğalgaz yatağının altında bir rezerv daha olabileceğini bildirmişti.
Hatta kamuoyuna da duyurulan tarihi keşfe ilişkin açıklama İtalyan parlamentosuna da taşınmıştı. Keşiflerinin tamamının saf gaz olmayabileceğini yoğunlaşmış gaz veya yağ da çıkabileceğini, verileri doğrulamaları gerektiğini kaydeden Descalzi, bölgeye ilişkin önemli beklentilerinin bulunduğunu ifade etmişti.
Gözlemciler nasıl değerlendiriyor?
Atlantik Konseyi Global Enerji Merkezi Kıdemli Uzmanı ve ABD’nin eski Bakü Büyükelçisi Matthew Bryza, İtalyan enerji şirketinin Mısır açıklarında keşfettiğini açıkladığı 850 milyar metreküplük doğalgaz sahasının Mısır’ın sadece iç ihtiyacını karşılamakla kalmayacağını, ülkenin LNG tesisleri vasıtasıyla ihtiyaç fazlası gazı sıvılaştırarak diğer pazarlara da iletebileceğini belirtmişti.
Bryza, son keşfin İsrail’in Leviathan sahasından çıkacak gazı sıvılaştırmak için, Mısır’daki LNG tesislerinden birini işleten İspanyol Fenosa ile yaptığı mutabakat anlaşmasını zora düşüreceğini ve dolayısıyla İsrail’in elindeki gazı satmak için yeni yollar aramak zorunda kalacağını dile getirmişti.
Diğer bir uzmanın görüşü
Brookings Enstitüsü Enerji Güvenliği İnsiyatifi Direktörü Dr. Tim Boersma ise Zohr sahasındaki rezervlerin kanıtlanmasının ve işletime alınmasının ardından, Mısır’ın yakın gelecekte büyük miktarlarda doğalgaz üretmeye tekrar başlayabileceğini ifade etmişti.
Mısır’ın doğalgaz talebi ve tüketiminin hâlâ yüksek miktarda olduğunu, üretilecek gazın büyük bir bölümünün de yine iç pazarda tüketileceğini söylemiştir. Boersma, “Sahanın işletilmesinde başarılı olunur ise İsrail ve Güney Kıbrıs'ın Mısır'ın iç pazarına gaz satma hayalleri bitebilir” diyerek sürdürdüğü konuşmasına, “Mısır'ın ihtiyacından fazlasını satmak için mevcut LNG terminallerini tercih edebileceği” değerlendirmesini de eklemişti.
Türk bilim adamının görüşü
Yakın Doğu Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ata Atun, Zohr bölgesinde bulunan gazın İsrail, Mısır ve Kıbrıs Rum yönetimi ortaklığının önemini azaltacağını kaydetmiştir. “Türkiye'nin önemli bir alıcı olması, Orta Asya gazı ile Rus gazının Türkiye üzerinden geçerek Avrupa’da pazarlanması gibi nedenlerin Mısır ve İsrail'i süreç içinde Türkiye ile işbirliğine zorlayacaktır” demiştir.
Sonuçta
Mısır’ın siyasi arenada öneminin neden arttığı ortada ise de Türkiye’nin ısrarlı direnişi ve kuvvet kullanacağını belirtmesi karşısında İtalyan petrol şirketi bölgeden çekilmiştir.
Bu kadar rezervin koruyuşu olmak yine ABD’ye nasip olmuş ve bir Amerikan petrol şirketi Kıbrıs açıklarında aramalara başlamıştır.
Rusya’dan aldığı iki savaş gemisi siparişini Batı’nın baskıları sonucu iptal etmek zorunda kalan Fransa, elinde kalan gemileri satacağı ilk ülkenin Mısır olacağını da belirtmiştir. Fransa’nın sinsi yaklaşımlar peşinde olduğu bir kez daha kanıtlanmıştır.
Türkiye’nin ise deniz alâka ve menfaatlerini korumakta ısrarlı olması gayet doğaldır. Akdeniz’in doğusunda karasal alanda ABD ile karşı karşıya gelen Türkiye, deniz sahasında da yine ABD ile karşı karşıya gelecektir. Bu yayılmacılığın ne zaman biteceği ise meçhuldür.