PKK yayın organlarını bu devlet izlemiyor mu? Her gün kan ve kin kusuyorlar... “TC’nin şu kadar askeri...” diye başlayan PKK yayınlarını durduramıyor muyuz?
Onlara kimlerin silah verdiğini bildiğini söyleyen devletin en üst yetkilileri, bu devletin de bir yaptırım gücü olduğunu bilmiyorlar mı?
Yayın yasağı getirmek yerine onların da inlerine girip oradan yayın yapmayı neden denemiyoruz?
Şehitler veriyoruz
Son bir haftadaki şehit sayımız oldukça yüksek... TSK, -Ankara’daki karargâh personeli dahil- bölgeye odaklanmış durumda... Bu kadar enerji ve bu kadar çaba sarf etmenin yazık olduğuna inanıyorum. Ta baştan uygulanan yanlış politikalar, bölgedeki valileri hükümet emri diye vurdumduymazlıkları, makam ve memuriyetleri işgal edenlerin beklentileri nedeniyle birtakım zevatın sessiz kalması onları sorumluluktan kurtaramayacaktır.
Her gün üç ila beş arasında şehit verdiğimiz günleri farkındaysanız geride bırakıyoruz. Sayı giderek artıyor. Değişmeyen ise nutuklardır: “Kanı yerde kalmayacak, hesap sorulacak, misliyle mukabele vb...” Bunların bir yerlerde kayıtlarının tutulduğu ve bir gün hesap verme durumuna düşüleceği unutulmamalıdır.
Bugüne kadar
Bugüne kadar yazılarımda “PKK’nın özellikle büyük şehirlerde yuvalandığını, örgütlendiğini, baskı ve terörle halka nefes aldırmadığını” vurgulamaya çalıştım. Gerek sınır bölgemizde yapılan hava destekli operasyonlarda etkisiz hale getirilen teröristlerin gerekse polisin yaptığı nokta operasyonlarında ele geçirilen PKK militanlarının ülkeye ne kadar zarar verdikleri ortadadır.
Kayıplar
Kaybettiğimiz Mehmetçik’ler, alan hâkimiyeti, köy basmalar, toplu katliamlar ve okul yakmalar hiç eksilmedi, sıfıra yakın düzeye çekilemedi. Ele geçen silah, mühimmat ve uyuşturucu madde miktarındaki büyük artış, kaçakçılığın boyutlarını göstermesi bakımından önemlidir.
Örgütün şehir yapılanmasını düzenleyen KCK’ya karşı geçmişte nokta operasyonları icra edildi. KCK yapılanmasının bir siyasi partiyle bağ oluşturduğu dünya âlemin bildiği bir konuydu. Hedef belirleme ve eyleme yöneltmeyle ilgili talimatların İmralı’dan verildiği biliniyordu.
Eyleme katılanlar
Operasyonların geldiği çizgiye bakarsak: Bir mezradan başlayan serüven barınma ve erzak ikmaline dayanıyordu. Mezra halkından çok sert tepki görürlerse bir ki kişiyi ya kaçırıyorlar ya infaz ediyorlardı.
Köylere dadanmaya başladılar. Gözcü çıkarmak suretiyle ısınma, barınma ve yeme-içme ihtiyaçlarını gideriyorlardı. Köy halkının destek vermemesi halinde köyü yakıyorlar, belirledikleri kişiler köy meydanında öldürüyorlardı.
İlçelere geçtiler… Okul, banka, sağlık merkezi, öğretmenevi, jandarma ve polis merkezleri gibi kamusal alanlar Vandalların istilâsından nasibini alıyordu. Ülkenin gencecik çocuklarının katledilmesinde sayı artıyordu.
Yabancıların tavrı
Hoşgörüler boşgörü zannedildi. HDP’nin literatüründe tavizler, görmezden gelmeler derken PKK toparlanmasını yapmış yeni hedef ve stratejiler belirlemişti. Devlet alan hâkimiyeti kavramını ortaya atmıştı; çünkü geniş alanlara doğru yayılma başlamıştı.
Sonuç geldi illere dayandı. Hakkâri ve Diyarbakır koparılmak istenen iki ildir. Avrupalı parlamenterler Türkiye’ye geldikleri zaman önce Diyarbakır’a gidiyorlar, yerel yöneticilerle yarı resmi görüşmeler yaptıktan sonra resmi görüşmeler için Ankara’ya geliyorlardı. Koparılmak istenişin sinyalleriydi bunlar. Devlet şimdi ordusuyla, polisiyle Diyarbakır’ı, Şırnak’ı, Hakkâri’yi teröristlerden temizlemenin derdine düştü.
Terörün yeri
Bir zamanlar “terör içeride, biz içeriyi halledemiyoruz ve dışarıyla uğraşıyoruz” deniyordu. Zaten Suriye üzerinde uçuş yapamıyoruz. O zaman şimdi dışarıyı bırakıp içeriyle uğraşalım (!). Saman alevi gibi parladık. HDP milletvekillerinin dokunulmazlıklarını tartışmaya açtık. Ne oldu?
Oysa biz şimdi bambaşka şeylerle meşgulüz. Türkiye’yi, başka idari sistemlerle yönetme hırsına düştük... Ekranlarda dakika sektirmeden siyasetçilerin çehrelerini görmekten, fındıkkabuğunu doldurmayacak cüruf demeçlerden, vaatlerden, nutuklardan bıktık artık. Evrensel platformda, AB içinde neden yerimizi alamıyoruz?