SON DAKİKA
reklam
reklam

Wes Anderson’un Yeni Ustalık Eseri:Köpek Adası

Köşe Yazarı: Sinan ERDOĞDU   Eklenme Tarihi: 26 Nisan 2018, Perşembe - 10:00   Okunma Sayısı:

Sinema tarihinin en özgün isimlerinden olan Wes Anderson 2018’e de yeni işi olan  Isle Of Dogs/Köpek Adası ile damga vuracağı benziyor. Anderson’un bu yeni eseri animasyon türündeymiş gibi gözükse de;  yönetmenin toplumlara önemli mesajlarını direkt göndermesi bakımından kayda değer bir iş. 

Isle Of Dogs’un başrolünde olan 12 yaşındaki Atari Kobayashi, koruma köpeği Spots’u kaybeder. Çünkü; Megasaki City'deki bütün köpeklerin şehirden uzaklaştırılmasına karar verilir. Bütün köpekler, evcil ya da değil, devasa çöp döküm alanına sürülmüştür. Film de Atari’nin köpeğini adada ve yeni arkadaş olmuş melez köpek sürüsünün de yardımıyla geçen bir yolculuğu anlatır.

En son 2014 tarihli Büyük Budapeşte Oteli/ The Grand Budapest Hotel ile sinema severlere farklı bir tat bırakmıştı  Wes Anderson, şimdiyse yine farklı bir tadı bırakıyor.  Köpek Adası demişken bizim de bir Köpek Adamız oldu maalesef. Sivri Ada yani bizler için Hayırsız Ada İstanbul’da köpek katliamlarının  hem de yok yere yaşandığı bir yer olmuştur. Tarihler 1910’u gösteriyor. O dönem Fransa’yla yapılan anlaşma gereği 80.000 civarı köpek toplanır. Bu köpekler uzun bir süre bekler. Fransa anlaşmayı fesih ettiğini, köpekleri almayacağını bildirir. 80.000 civarında köpek ise önce Tophane’ye daha sonra Sivri Ada’ya nakledildiler.  Köpekler sahipsiz bırakılır ve hayatını kaybederler. Ölümler başlayınca, 2-3 yıl boyunca tüm sahil kokudan yaşanmaz hale gelir. Hatta; pek çokları sahildeki evlerini kapatmış ve bir uğursuzluğun olacağına dair bir inanç yayılır. 1912’deki Büyük İstanbul Depremi de bu uğursuzluğa bağlanacaktır. 

Filme dönelim adeta sinemasal  bir tablo niteliğinde olan  Isle Of Dogs Japonya özelinden, doğayla ve doğadaki emanet olan canlılara sahip çıkılması gerekliğini ortaya koyuyor. Doğa kanunları gereği canlılar yaşayabilmek için başka varlıkları yok etme ihtiyacını sergiler ve başka varlıkları yok eder. Bunları da belgesellerde hayretle izleriz. Ancak; bizim de korumamız gereken canlılar var ve onlara yapılan eziyet dünyamıza da yapılan bir eziyettir. Üstelik de onların alanlarını tahrip ediyor ve dünyanın doğal dengesini bozma becerisi (!) sergiliyoruz.  Panda,Caretta Caretta gibi varlıklar işte bu yüzden tükenme noktasına geldiler. İşte; Isle Of Dogs  da bu tabloya dikkat çekiyor. Sinema severlere bir çağrıda bulunuyor. Dahası film tüketim toplumlarında tükenen toplumlara da bir çağrıda bulunuyor; kendilerini de tüketmemesi gerektiğini belirtiyor. 

Filmin işlediği bir başka nokta da ırkçılık eleştirisi sergileniyor olması. Ayrımcılığın toplumları yaşanmaz kıldığını belirliyor. Yine Japonya özelinden ,toplumların tek bir renk üzerinden hareket etmek durumda bıraktığı, bunun da farklı renklere izin vermemesine yol açarak  toplumları aslında sağlıksız bir yapıya ittiğine dair bir eleştiri de Isle Of Dogs’da mevcut.  Burada farklı görüş ve yaşamların toplumlar için bir zenginlik olduğu mesajı veriliyor. Üstelik tek bir karar merciinin olduğu ve karar verdiği ,bu karar merciinin anti demokratik biçimde  oluştuğu  yerlerde ( Anderson bu noktada belli ki Kuzey Kore üzerinden gönderme yapmış)   toplumların  pek de sağlıklı çalışamadıklarına dair bir eleştiri sunuyor .  Film aynı zamanda siyasi göndermelerle de dolu olmasıyla Wes Anderson’un en politik işi olarak  tanımlanabilir . 

Filmdeki en önemli  verilen mesajın ise çöplük metaforu üzerinden dünyanın insanlar yoluyla çöplük haline getirildiği ele alınıyor ki; maalesef dünyamızın çöplüğe nasıl döndüğünü her gün acı  ve aynı zamanda düşündürücü bir şekilde görmekteyiz. Size bir anektod anlatacağım; sokakta iki genç kavga ettiler, sonra 200 metre sonra yetişkinlerin tartışmasına şahit oldum. Bunu birkaç gün önce yaşadım. Sokaklar; adeta bir tükenmişlik sendromunu yaşıyor ve en ufak kıvılcımda ateş alıyor. Sanırım tüm dünyada yaşanan bu problemi de Wes Anderson sıkı sahnelerle işliyor. 

Simetriyi her filminde nakış gibi işleyen ve aynı zamanda simetri tutkusu da olan  Wes Anderson bu filmini de simetrik bir yapı üzerinden işlemiş. Film içindeki bazı sahnelerin tamamıyla dispostik bir bilim kurguyla ele alınması da  Isle Of Dogs’u dikkat çeken bir noktaya taşıyor. Kısaca stop motion (Hareketli görüntüye farklı bir görsel estetik sunulması ) tarzı   Isle Of Dogs’un Wes Anderson’un sadece yeni bir şaheseri değil, aynı zamanda zekice işlemiş bir ustalık eseri.  Keşke Wes Anderson yeni şaheserlerini daha kısa sürede ortaya koysa diyenlere ise şu cevabım var, acele işler de  tatsız çıkabilir. Anderson’un yepyeni işlerini görmeniz için biraz sabretmeniz lazım. 

Wes Anderson’un sinemaya bakış açısı ve sinema dili her zaman hem ilgimi çekmiş, hem de kaliteli işler ortaya koymasıyla sinemayı sanat yapanlar arasına sokanlardan olmuştur. Bu film de Wes Anderson’un kendine özgü dilinin ince ve nitelikli bir ürünü.

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam