SON DAKİKA
reklam
reklam

Kulvar değiştirmek

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 1 Mayıs 2018, Salı - 12:00   Okunma Sayısı:

Yasalara uyanlar
Türkiye’de belli günler belli anlayış seviyesindeki insanlara hitap eder ve kutlanır.  Tıp Bayramı’nı kutlarız, ertesi günü gazetelerde okursunuz bir doktor hasta yakınları tarafından dövülmüştür.
Öğretmenler Günü’nü kutlarız, daha 24 saat dolmadan bir öğretmenin hırpalandığını duyarsınız. Sanatın önemini vurgularız; ama sanat merkezini basar, heykelin yüzüne tükürürüz. Verginin kutsallığını anlata anlata bitiremeyiz; ama imar affı, trafik cezalarının affı peşpeşe gelir. Vergisini zamanında ödeyen daima enayi durumuna düşer.
Ülkede yönetici varsa…
Ermenistan yönetimi depreme uğradı. Baharlar (!) hep Arap ülkelerini vuracak ya da kendi halkına zulmeden Arap liderlerini bulacak değil ya.  Bazen de Diasopara’nın piyonu olanları da vurabiliyor.
Bu köşelerde defalarca yazdım: Ermenistan, 1915 olayları nedeniyle Türkiye’yi kötülemek konusunda harcadığı enerjinin bir kısmını Diaspora’nın baskı ve yönlendirmelerine karşı harcamış olsaydı, bugün Ermenistan-Türkiye ilişkileri örnek seviyede olurdu.
Sarkisyan değişime ayak uyduramadı. Diaspora’ya çok kulak vermek suretiyle Türkiye’ye karşı hasmane tavırlar içine girdi. Bunları yapmakla iç politikada irtifa kazanacağını düşündü. Unuttuğu bir şey vardı: Ülkede yönetenler varsa halk da vardı. Ekonomik sıkıntılar, işsizlik, sağlık sorunları halkın canına tak demişti. Sonunda olaylar patlak verdi. Ermeni halkının direnmesiyle Sarkisyan iktidarı sona erdi.
Tarih bilinci ve müzeler
Ermenistan olayında görüldüğü üzere iki ülkenin halkı da birbirine düşman değildir. Bu bölgenin insanları iş ve aş derdindedir. Ermenistan, Türkiye ile olan sınırını ne kadar sıkı tutarsa tutsun Türkiye’ye kaçan insanlarını tutamamaktadır. Türkiye’de kaçak çalışan 100 bin civarında Ermeni vardır. Türkiye’ye geçişlerin devam edeceği de değerlendirilebilir.
Yabancı ülkelerdeki Türk gençlerine tarih bilinci iyi aşılanmalıdır. Dostluğa ve insan haklarına yönelik ve o ülkenin uyum yasalarıyla bağdaşan konular öğretilmelidir. Kişilerin, tarikatlerin veya siyasal nitelikli kuruluşların açtıkları okullar, din olgusunu, etnik anlayış ve yapılanmaları hatta terörü ön plana çıkarabiliyor. Örneğin; Avrupa ülkeleri kendi topraklarında cami yapımını pek hoş karşılamıyor; ama AB kriterleri nedeniyle göz yumuyorlar. 
Bizlere düşen ise, tepki çeken cami yapımı gibi bir konuyu devam ettirmek yerine büyük bir kütüphane veya Anadolu medeniyetlerini Avrupa’ya taşıyacak bir müze yapmayı düşünmek olmalıdır.
Avrupa ülkelerindeki gençleri ülkemize davet ederek de gezi ve sanatsal etkinliklere katılmalarını sağlamalıyız. Bu etkinlikler, ulusları birbirine yaklaştıran güzel çalışmalardır. Başkalarının bizim için ne düşündüğünü veya ne yaptığını değil, bizim ne yaptığımızın ve neler yapmamız gerektiğinin önemini hissetmeliyiz.
Neler kazanırız?
Böyle somut sonuçlar alamayacağımızı hissettiğimiz hallerde uzun vadeli düşünmek uygun bir hareket tarzıdır... “Neler, kazanacağız” sorusunun yanında “neleri kaybedebiliriz” diye de düşünmeliyiz. Siyasi karar ince eleme sık dokuma sonrasında alınmalıdır. 
Türk yapımcıların Alman, Ermenistan ve Avusturya gençlerine tarihi gerçekleri anlatacak romantik filmler, tiyatro eserleri ve müzik programları yapmaları bu ülkelerin insanları arasında dostluğu geliştirecek çalışmalar olarak değerlendirilebilir. Türkçe veya İngilizce parçalarla Eurovision’a katılıyoruz, fena mı oluyor? 
Gözlükçünün gözü
Halıcıoğlu-Çıksalın’daki Yahudi Karaim mezarlığını geziyoruz. Kalabalığın içinde bir de gözlükçü var. Bir ara küçük boyutta yazılmış mezar taşı dikkatimi çekti ve ona yöneldim. Yazıları İbranice olduğu için anlamamıştım. Arkadaşıma okuyamadığımı söyleyince gözlükçü aradan seslendi:
    ---Gözlük vereyim sana be yav?
    ---Peki, sen onu bana satmadan önce kendi gözüne tak. Taşın yazısını okuyabilirsen satın alacağım.  Gözlükçü tamam dedi ve gözlüklerden birini takarak taşı okumaya çalıştı.
    ---Ne biçim yazı bu be yav? Okunmuyor. 
Yaşadığım bu olayla yazıya son vermek istiyorum. Okumayı sadece kendi harflerimizle, kendi gözlüğümüzle ve hep aynı kişilerle yapmaya kalkarsak doğru algılama yapamayabiliriz. 
Bu durumda değişen nedir diye düşünmeye başlarsak, değişenin zaman olduğunu söyleyebiliriz. Tarih, kendi kulvarında tekerrür ederek ve şekil değiştirerek tezahür ediyor, karşımıza çıkıyor.        

 

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam