Geçen hafta 24 Nisan günü, 1915 yılında yapılan Tehcir (sözde soykırım)’in yıldönümüydü. Önceki yıllarda olduğu gibi fazla ses seda çıkmadı. Bu yaranın iyileşmemesi için çalışmalar ara verilmeksizin sürdürülüyor… 2015 yılında İsveç, Süryanî soykırımı (!)’nı kabul etti. Ardından Ermenistan ve Hollanda kabul etti. Peki, 2015 yılında protesto niteliğinde yapılanlar neydi?
Bölüm I’de bu konuya açıklama getirilmeye çalışılmıştı.
Bölüm I’in devamı
6. Erzurum ile Kiğı arasındaki Ermeni eşkıyasının Erzurum’a erzak götürmekte olan jandarmaları katletmişler ve Dersim aşiretinde Ermeniler aleyhinde bir isyan hâsıl olmuş (Mamuretü’l-aziz)
7. Diyarbakır havalisinde bulunan Süryani, Katolik, Keldanî ve Yakubi gibi namlar taşıyan unsurlardan Ermeni komitalarına destek vermeyenlere dokunulmadığına (Diyarbekir) ve Süryanilerle Keldanîlerin Diyarbakır’dan gönderilmekte olduğuna yer verilmiş (Halep).
8.Diyarbakır bölgesinde bulunan Süryani, Katolik, Keldanî ve Yakubî gibi namlar taşıyan unsurlardan olup Ermeni komitalarına destek olmayanlara dokunulmamasına önem verilmiş (Diyarbekir).
9.Urfa yakınlarında konuşlu müstahdem amele taburundaki Ermeniler, İslam ve Süryani efradına hücum etmek üzere teşebbüs etmişler ise de jandarmalar tarafından önlenmişler (Urfa).
10.Bu olay bir kez daha tekrarlanmış. Urfa amele taburunun Telebyaz (Akçakale) tariki (yol) üzerinde istihdam edilen Ermeni efradı, Müslüman ve Süryani efradı üzerine saldırmış (Urfa).
11.Humus Süryani Matranlığından azledilmesi üzerine Rum mezhebini kabul eden Batros Efendi ile Rum mezhebini kabul eden diğer Süryaniler, Humus’un Saded karyesindeki (köy) Marmihail ve Maryohna kiliselerine saldırmışlar. Olayın daha ileri boyutlara vardırılmaması için devlet müdahale etmiş.
12.İstenilen raporun gönderileceğine ve Süryanilerden istiman edip de tekrar şurişe (kargaşa, isyan) kalkanların meyyiten istisal (etkisiz hale getirme) olunduklarına dair Diyarbakır Valiliği'nin maruzatı. (Diyarbekir)
13.Mardin dahilindeki Güllü ve Benabil köylerine ve Süryanî-i Kadim ahalisine Kürtler tarafından bir saldırı yapılmış. Emniyet-i Umumiye Müdüriyetinden Diyarbakır Valiliğine telgraf çekilerek tahkikat yapılması istenmiş.
14.Pötürge, Kâhta ve Hısn-ı Mansur kazaları ahalisinden olup, tehcirden dönen Süryanî-i kadim fertlerinin öldürülüp mallarının yağmalandığı haberleri ortaya çıkınca Emniyet-i Umumiye Müdüriyetinden Mamuretülaziz Valiliğine telgraf çekilerek tahkikat yapılması istenmiş.
15. Kafkasya’da ve Rusların Türkiye’den aldıkları bazı yerlerde Kürt çetelerinin haydutluk yaptıkları ve Rus rublesinin kıymetinin çok düşmesinden dolayı Urmiye şehrinin yağmalandığı gazete haberleri arasında yer almış (Başkumandanlık).
Yorumlama
Arşiv araştırmalarında Osmanlı Devleti’nin son 30 yıllık döneminden bazı belgeleri buraya almakta yarar gördüm. Yukarıda değindiğim konular, isyanlar, hapse atılan veya idam edilen devlet görevlileri hep bir gerçek. Bir gerçek daha var ki sanıyorum öne çıkarmakta biraz zorlanıyoruz.
Olaylar barış döneminde meydana gelmiş de istenseydi polisiye tedbirlerle önlenebilirmiş gibi bir algı var. 1914 yılında tüfek patlamış, Osmanlı Devleti kendisini I. Dünya Harbi’nin içinde buluvermiş. Devletin sınırları delinmeye başlayınca yönetici kadro çaresizlik içinde çırpınmaya, gedikleri kapatmaya çalışırken Doğu Anadolu’da gasp kültürüyle yetişmiş çıkarcı gruplar işi azıya vardırmışlar.
Ticaret, kuyumculuk, dericilik gibi gözde sanatlarla uğraşan Ermeni ve Süryanilerin daha zengin olmaları ve müreffeh bir hayat yaşamaları, hayvancılıkla uğraşan yoksul aşiretlerin gözüne batmıştır. Birbirlerine komşu olan haneler, köyler, kazalar arasında hayvan çalmak veya gasp yapmak bir iş kolu şekline dönüşmüş.
Hakikatler satır aralarında gizlidir. Devamlı olarak Osmanlı askeriyle çatışan Kürt haydutlar, Ermeni komitacıların Osmanlı jandarmasına saldırmaları üzerine Ermeni köylerine baskınlar düzenliyor, Urfa’daki amele taburunun Ermeni efradı Müslüman ve Süryanilere saldırıyor. Devlet aşiretlerin buğdayına el koyarak askerine vermeyip Ermeni köylülere dağıtıyor. Aslında kimin ne yaptığı belli değil…
Olaylar bu şekilde. Ermeni ve Süryani vatandaşlarımızın anlattıklarının elbette doğruluk payı vardır. Gasp, hırsızlık, cinayet, adam dövme ve benzeri olaylar çokça yaşanmış; ama devletin fiilen bunlara katıldığını, toplu öldürmelere karıştığını söylemek ne kadar doğru olabilir? Bu konunun bilim adamları tarafından ve üniversitelerimizde ele alınması daha doğru olmaz mı?