SON DAKİKA
reklam
reklam

Yozlaşmalar

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 9 Mayıs 2018, Çarşamba - 11:00   Okunma Sayısı:

Arap koalisyonu
Suudi Arabistan ve BAE (Birleşik Arap Emirlikleri) kendi aralarında koalisyon kurup Türkiye’nin güney sınırlarının ötesinde Barış Gücü oluşturacaklarmış. Nihayet bir konuda uzlaşmak için biraraya gelebilmişler. Şükürler olsun.
Fakat o da ne? ABD’nin kontrolünde ve Mısır’ın da katılımıyla oluşturulan bu güç neden Suriye bölgesinde konuşlandırılmak isteniyor? Batı’nın koalisyonu varken bu koalisyon neyin nesidir? Elbette yeni siyasi nitelikte ve mezhep çatışmaları devam edecek demektir. 
ABD önderliğindeki koalisyona destek verine kendi hesaplarını uygulamak demektir. Bunun sonucunda süreç uzayacak, yeni silah pazarları yaratılacak  ve canlar feda edilmeye devam edilecek demektir.
*                              *                                *
Değişim
Orta Doğu kaygan zeminlere kaypak insanlara yurt olmuştur. Dün nasılsa bugün de öyledir. İsrail-Türkiye ilişkilerinin rengi ve tonu belliyken Rus uçağının düşürülmesi yeni bir hava yaratmıştı. Özellikle de İsrail doğal gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılmak veya satılmak istenmesi bu iki ülkeyi yeniden aynı saflara getirmiştir.
Türkiye ve İsrail’in yeni bir anlaşma üzerinde çalışıldığı ve nihai şekle getirildiği haberlerini basında görüyoruz. Birazcık olsun diklenmeyi Türkiye’den öğrenen Arap ülkelerinin kendi İslam NATO’sunu (!) oluşturmaya çalışması ve Suudi Arabistan’ın yüklü bir sermayeyle birtakım dini grupları Doğu Akdeniz’de örgütlemeyi denemesi İsrail’i tedirgin etmiştir. 
Kuşatılma kuşkusu ve çıkarların korunması safları nasıl değiştiriyor değil mi?
*                *                    *
Hristiyan’ın bakışı
ABD’nin hem Orta Doğu’dan çekilmemesi hem de buraya bir ortak Arap gücü yerleştirme gayreti IŞİD bahanesi hortlatılarak gerçekleştirilmek istenmektedir. Bu yeni bir senaryo değil önceki senaryonun devamıdır.
IŞİD üyesi, Hristiyan bir çiftin arabasını durdurur ve direksiyondaki adama Müslüman olup olmadıklarını sorar. Hristiyan adam “Müslümanız” der. IŞİD üyesi : “Öyleyse Kuran’dan bir ayet oku” der.
Hristiyan adam, İncil’den bir bölüm okur. IŞİD üyesi: “Evet, doğru” der ve adamın yoluna devam etmesini söyler. Yola devam ederlerken adamın karısı: “Nasıl böyle bir riski göze alabilirsin? Neden Müslüman olduğumuzu söyledin? Yalan söylediğini anlasalardı her ikimizi de öldüreceklerdi! ” diye şikâyet eder. 
Kocası: “Meraklanma. Kuran’ı bilselerdi masum insanları öldürmezlerdi” diye yanıtlar. 
*                              *                                *
Bir gözlem
Sokaklarında ayaklarından çok kolları çalışan insanlar hangi ülkenin hangi şehrinde yaşarlar? Kafa içi kabloları karışık olanlar kulaklarını da ayaklı müzik seti gibi kablolarla sararak dış dünyayla irtibatlarını kesen insanlar içten ve dıştan karışık bir kafayla ne kadar sağlıklı düşünebilirler? 
Sadece iç kulaklıktan konuşarak kendi sesini duyduğunu zanneden bu kendinden bihaberler, el ve kol hareketlerine daha çok ağırlık veriyorlar. Uzak ve yüksekçe bir yerden yapılan izlemede kolları sürekli hareket eden nice insan görmeniz mümkündür. 
Tabii ki ülkemizde ve İstanbulumuzdadır bu insanlar. Telefon iletişimi karşılıklı olarak küfreden, tehdit eden, asabi konuşan, tahkir eden nice insanın konuşmalarıyla doludur. Öyleyse terör faaliyeti bizlerden başlıyor demektir.
*                              *                                *
Yozlaşan terbiyemiz
* Ölmek şanımızda vardır. “Kurbanın olayım” diye başlarız, “Allah canımı alsın ki…” diye inandırıcı konuştuğumuzu zannederiz. “Öldürürüm lan seni” diye tehdit eder, “Ölem ölem” diye türkü söyleriz. Ha, ölmenin başka şeklini yansıtan bir türkü de genellikle düğünlerde söylediğimiz "Dom Dom Kurşunu" dur. Bununla ölür, bununla göbek atarız. Sözlere bakın hele! "Bir avcı vurdu beni, bin avcı beni yedi" …
*                              *                                *
* Dolmuşlardaki fiyat tarifesinde en kısa mesafe için "indi-bindi" ücreti alınır. Önce inilip sonra binilmeyeceğine göre bu söyleyiş tarzını nasıl yorumlamak gerekir? Cümlenin akışı ve ahengine vermek gerekir herhalde.
*                              *                                *
Yukarıdaki konuyla paralelliği olacak bir yaklaşım da şu olabilir mi? İnsanlar saati sormak için bileklerini işaret ederken, neden tuvaletin yerini sormak için popolarını işaret etmezler? Bu da edebin ahengi için olsa gerek?
Umarım Orta Doğu’nun huzur ve ahengi ile ağız tadımız da eften püften şeylerle bozulmaz…

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam