Önceki bölümde Kuzey Kore’nin nükleer programını geliştirmek istemesi karşısında ABD’nin uyarıcı tavırlarını hafife almasını hatta tehditkâr şekilde ABD’ye kafa tutmasını görmüştük. Ancak ne olduysa bir hafta içinde oldu ve önce kanlı bıçaklı durumdaki Kuzey ve Güney Kore liderleri bir araya gelerek kardeşlik şarkıları söylemeye başladı. Ardından ABD ile görüşmeler ele alındı. Pek yakında da ABD ve Kuzey Kore liderleri görüşecekler.
Kırmızı çizgilere ne oldu?
Dünya kamuoyunun kendine daha çok güvenen lider olarak tanıdığı Kim Jong-un komşularına saldırmaktansa yanlış hesaplamalar sonucu çatışmalara girebileceği ve konvansiyonel askeri tehlikeleri göze alabileceği değerlendiriliyordu.
Kuzey Kore’nin pazarlık edilemeyecek “kırmızı çizgi” leri nedeniyle Batılı ülkeler uzlaşma zemini bulamıyorlardı. Trump için başa çıkmanın bir diğer yolu ise, “kırmızı çizgi” yi yeniden tanımlamak ya da görmezden gelmek olabilirdi.
Bu konunun Kuzey’i caydırmayacağı, bölgedeki diğer ülkeleri kendi askeri modernleşme planlarını yürütmeye cesaretlendireceği ve gelecekte çok daha büyük sorunlar yaratacağı da düşünülen varsayımlar arasındaydı.
Gelişmeler
ABD’nin Terminal Yüksek İrtifa Alan Savunma Sistemi’ni (THAAD) Güney Kore’de kurması, bölgesel gerginliklerin artmasıyla aynı zamana denk gelmektedir. Bu kez Kuzey Kore bu dengesizliği gidermek için nükleer çalışmalarını başlatmıştı. Ortaya şu düşünceler çıkıyordu:
1.ABD, nükleer krize sebep olan Kuzey Kore’ye karşı Çin’le işbirliğini tercih etmiştir.
Çin, Kuzey Kore’nin Güney Kore ve ABD ile çatışmaya girmesini istememekte ve bunun Kuzey Kore’nin nükleer denemelerden vazgeçmesiyle mümkün olacağını bilmekteydi.
2.Kuzey Kore, İran’dan ithal ettiği petrol karşılığında İran’a silah satıyordu. Kuzey
Kore’nin balistik füze denemelerinin ardından ABD, savaş gemilerini Kore sularına göndermiş ve Kuzey Kore’nin petrol ithalâtını engellemeye başlamıştı.
3.ABD, İran’ın füze denemelerini sürdürmesinden rahatsızlık duyuyordu. Middlebury
Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü uzmanlarından Jeffrey Lewis, İran’ın ürettiği füzelerin Kuzey Kore’de üretilenlerin kopyası olduğunu açıklamıştı. Hatta Şahap füzelerinin de Kuzey Kore Nodong-1 roketlerinin teknolojisiyle üretildiği Ghadir denizaltılarının Yono sınıfı denizaltıların benzeri olduğu belirtilmişti.
Alınan tedbirler
Son dönemde Çin’in ABD ile ilişkileri, Filipinler ile Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nin Çin aleyhine aldığı karara rağmen yakınlaşmıştır. Çin ve ABD arasında siber saldırılar, insan hakları, ticari ilişkilerin dengesizliği ve Güney Çin Denizi önemli anlaşmazlık meseleleri olarak karşımıza çıksa da her iki ülkenin ortak çıkarları çoğaltmaya yüz tutmaktadır.
Kuzey Kore ve İran’daki gelişmeleri izleyen Trump, Çin Devlet Başkanı’na ABD’yle imzalayacakları ticari bir anlaşmanın Kuzey Kore sorunu çözüldüğünde kendileri için çok daha iyi olacağını ifade ediyor, Kuzey Kore’ye yönelik ezici demeçleri vermekte ise hız kesmiyordu.
İran’a ise çok ağır tehditler yöneltiyordu.
Kuzey Kore lideri bu demeçlere karşılık veriyorsa da altında kalıyordu. ABD, Çin ile ilişkilerini geliştirdikten sonra Güney Kore liderinin Kuzey Kore lideriyle görüşmesini sağladı.
Şimdi de Trump Kuzey Kore lideriyle görüşecek önce müttefiki Güney Kore ile Kuzey Kore’yi barıştırıyor, Çin’i Kuzey Kore’yi Güney Kore gibi Batılı ülkelere karşı coğrafi bir tampon bölge olarak kullanmak düşüncesinden uzaklaştırıyordu.
Son durum
Kuzey Kore konusundaki gelişmelerin barışçı bir çehreye dönüşmesi tam da dünyaya rahat bir nefes aldırdı derken bu kez İran’ın dayak yemesi (!) sıraya alındı. Suriye toprakları üzerindeki İran birlikleri hem İsrail hem de ABD tarafından vurulmaktaydı.
Vurma olayının İran toprakları üzerine yönelmesi, Türkiye için de çok rahatsız edici bir durum olacaktır. İran ağır darbeler alırsa terör saldırılarıyla karşılık verecektir.
Batılı ülkelerin çoğu İran’ın yanında yer alarak nükleer gelişmesine destek sağlarlarken bu kapının kapanmasını istemezler.
“Bekle gör” politikası zaman içinde şekillenecektir.