---Nerelisin?
---İstanbulluyum.
Şimdi geriye yaslanın ve hep birlikte bu sözü irdeleyelim: İstanbullu olmak… Daha önce de benzer bir yazı yazmıştım. Her gün karşılaştığım insanlar, konuşma üslûbu ve tavırlarıyla bu konuda beni yeniden yazmaya yöneltmiştir.
Doğu Roma ve Osmanlı İmparatorluklarına başkentlik yapmış farklı uygarlıkların efendisi sayılabilecek bu şehre sahiplenmek büyük bir kültürü özümsemiş olmayı gerektirir. Konuşma kuralları, diksiyon, giyimde özen ve yakıştırma, davranış biçimleri, nezaket kuralları, ağırlık…
Günlük hayatımızda hem bunları söyleyeceksin hem de trende ayaktaki bir hanıma yer vermeyeceksin.
Çöp atma ve temizlik kurallarına uymayacak, kültür ve sanat faaliyetlerine katılmayacaksın. Tiyatroya, baleye, konsere, sergiye, konferansa itibar etmeyeceksin. Müzik eğitimi olmasa da bir enstrümana ilgisi duymayacaksın. İstanbul konusunda kitap okumayacak, sözcüklerin telâffuzuna özen göstermeyeceksin. İstanbul’un kendine has şivesine itibar etmeyecek, mavi sözcüğünün a’sını uzatmadan söyleyeceksin.
Bazı spikerlerimiz “devlet erkânını” devlet erkanı şeklinde telâffuz edecek, müzikte “sultanî yegâh”ı sultanıyegah diye okuyacaksın. Asgarî ücret yerine asgeri ücret diyecek, sittin senenin utanılacak bir kelime olduğunu sanarak söylemekten kaçınacaksın.
* * *
Dilde tahribat
Ülkemizde çok sayıda İngilizce hastalığına kapılmış müzmin ve özenti insan vardır. Dilin özelliklerini ve inceliklerini bilmeden kafasını gözünü yara yara konuşmaya çalışırlar. Ne yazık ki, bu ülkede etiket geçerli olduğu için bildiği yabancı dil hanesinde “İngilizce” yazan büyük çoğunluk, gerçekte Türkçe gramer kurallarını da bilmez. Bir sayfa yazı yazsalar 10 tane de hata bulmanız mümkündür.
Liseyi bitirmiş öğrencinin turiste yol tarif edemeyişi, şirketlerin sekreteryasında ve muhasebesinde çalıştırılanların engin İngilizce bilgisiyle ödemelerin cash yapılması gerektiğini okunduğu şekliyle “keş” diye yazmaları (!) serkeşliklerini ortaya koymaktadır.
Bir partinin adını Ce Ha Pe ve Me Ha Pe, terör örgütünün adını Pe Ka Ka veya Pi Key Key, bir diğeri YPG terör örgütünü İngilâzca (!) Vay Pi Ci şeklinde okuyacaksın. Bu kısaltmaların Türk alfabesindeki karşılıkları nasıldır?
* * *
İmarda tahribat
1950’li yıllarda İstanbul’da imara açılmak üzere yeni alanlar belirlenmiş ve çalışmalar başlatılmıştı. Anıt niteliğindeki bazı eserler de yıkılmış, faciadan nasibini almıştı. Tarihi bize en yakın olan yıkım Tophane Kışlası’na yapılmıştır. Geniş bir alan üzerinde bulunan bu derli toplu eski eser niteliğindeki kompleks, belki bugün Galata Port projesini destekler nitelikte olabilecek, Galata Port’un alanını da genişletebilecekti.
Arsa üretmek, yer kazanmak veya içinden çıkılamayacak trafik sorununu rahatlatmak amacıyla Boğaz kıyılarının doğal çizgilerini bozmak İstanbul’a ne kadar hizmet etmek demektir? Bunlar mimari açıdan dile getirilebilecek konulardır.
Oysa I. Dünya Harbi yıllarından itibaren Almanların ve işgal yıllarında İngilizlerin çektiği hava ve kara fotoğrafları bugün bile “II. Derece Tarihi Eser”leri tescil etmek için yararlanılacak önemli kaynaklar arasındadır. Koca koca zırhlılara sahiptiler. Askerleri konfora alışıktı. İsteselerdi Osmanlı hükümetine direktif vererek modern kışlalar, kolaylık tesisleri, ikmal noktaları, iskele ve limanlar yaptırabilirlerdi.
* * *
Karaköy’ün yeniden imarı
Kara sınırlarının sadece ¼’ü denize açılan bir ülke transatlantiğe sahipken üç yanı denizlerle çevrili koca Türkiye’nin deniz seferi yapacak gemisi yok. İnsan bu gemilere gıptayla ama kıskanarak bakıyor.
Bir de bunların son model gemiler olduğunu düşünün. Bunu yürütecek teknolojiyi, ekipman ve personeli nasıl tedarik edersiniz? Bizde denizcilik denince akla mavnacı ve kayıkçılarla kürek mahkûmiyeti akla gelir. Denizcilik konusunda ortaya sürülen görüşler pek azdır, çoğu da kayıkçı kavgası şeklinde geçer.
Trafik sorunu bitmek bilmeyen çile diyoruz; ama Karaköy ve Eminönü’nden hiç olmazsa Beykoz ve Yeniköy’e kadar, Kadıköy’den Pendik veya Tuzla’ya kadar sık vapur seferi düzenleyemiyoruz. Açık denizlerde Türk bayrağıyla sefere çıkan gemi sayımızla övünebilir miyiz? Dolayısıyla denizlerde pek başarılı olduğumuz söyleyemeyiz.
* * *
Kabataş’taki Liman Taşı (hadika) kaç kez onarıldı veya restore edildiyse her defasında kültür fukaralarının şerrine uğradı. Topkapı surlarının restorasyonu doku uyuşmazlığının güzel bir örneği oldu. Günümüze kadar gelebilmiş 1500 yıllık Doğu Roma eseri ancak bu kadar özensiz muhafaza edilebilirdi…