Dile kolay bir sezonu iki hoca,iki başkanla geçireceksiniz; mali sorunlarla, hakem hatalarıyla, haksızlıklarla , kulüp içi yönetimsel sorunlarla boğuşacak, ancak ilk haftadan bu yana şampiyonluk peşinde koşturup, son maça kadar yarışacaksınız. İşte böyle bir takımdan ve de ayakta tutan takım ruhundan bahsedeceğiz bu yazımızda.
Sezon öncesi iki önemli isim takımdan ayrıldı. Önce Bruma,daha sonra Wesley Sneijder Galatasaray’dan ayrıldı. Bruma’nın ki sorunsuz,ancak Wesley Sneijder'in olaylı bir ayrılma süreciydi. Takıma bu sezon Younes Belhanda,Baoudu Ndiaye, Bafétimbi Gomis gibi isimler katıldı.
Ancak asıl şok Galatasaray’ın her zaman iddialı olduğu Avrupa sahnesinde oldu. Galatasaray, tarihinde ilk kez Avrupa sahnesine çıkan ve köy takımı tabiri kullanılarak bir anlamda hafife alınan Östersunds'a, iki ayaklı mücadelelerin sonrasında elenerek taraftarını perişan . 2-0'ın rövanşında sahasında rakibiyle 1-1 berabere kalan Sarı-Kırmızılılar, daha Temmuz'un ortasında Avrupa'ya veda etti. Östersunds'un aslında böyle bir takım olmadığı da kısa sürede anlaşıldı. Östersunds, UEFA Avrupa Liginde önce gruplara kaldı,sonra da 2.Turda Galatasaray’ın 18 sene önce UEFA Kupasını aldığı Arsenal’ı elinden kaçırdı.
Öfkeli taraftarlar, dönemin başkanı Dursun Özbek ile o dönemin teknik direktör Igor Tudor ve futbolcuları hedef tahtasına koymuşlardı. Ancak sezon başladığında özellikle de ilk haftalarda Galatasaray fırtına gibi esti. Art arda gelen galibiyetler, havayı değiştirmişti. Ancak; bu hava sezon ortasına doğru dağıldı. Peş peşe gelen puan kayıpları yaşanması Galatasaray'da geçen sezon göreve gelen ve bu sezon şampiyonluk parolası ile lige başlangıç yapan Igor Tudor’u sezonun 16. haftası sonrasında lider Başakşehir'in bir puan gerisinde 3. sıradayken görevinden alınmasına yol açmıştı.
Peki Galatasaray’a kim hoca olacaktı. Bu sorunun yanıtı kısa sürede cevaplandı. Kulübün önceki başkanı Dursun Özbek ve yöneticilerin teklifini kabul eden Terim’in bu teklifi kabul etmesindeki bir başka faktör de tarafların yoğun baskıydı. Fatih Terim’in sosyal medyada “Nerede Kalmıştık” diyerek tanımladığı 4.Terim dönemi adeta bir çok isimin küllerinden doğduğu ve Fatih Terim farkını gördüğümüz bir dönem olarak kayda geçti.
Peki neydi bu farklar; öncelikle Fatih Terim son dererce kısıtlı imkanlara sahip bir Galatasaray’a geldi. Kendisini Galatasaray’a getiren yönetim de Olağanüstü Seçimli Genel Kuruluda değişmiş, Mustafa Cengiz mevcut başkan Dursun Özbek’i 80 oy farkla geçerek, sarı kırmızılı kulübün 37. başkanı olmuştu. Dahası da şimdilerde secim sürecinde yolu ayrılsa da; Burak Elmas gibi bir isimle, Abdurrahim Albayrak gibi kulübün başarılı dönemlerinde aktif rol oynayan bir başka isim de Mustafa Cengiz’in listesinde yer almışlardı.
Şimdilerde ise kulüpte secim heyecanı var.Helef-Selef başkanlar Özbek ve Cengiz’in yanı sıra Ali Fatinoğlu ve Ozan Korkut’ta yarışın içerisinde yer alacak. Galatasaray şampiyon olursa, Mustafa Cengiz’in yarışta büyük bir avantajı olacaktır.
4 isimin tek ve en önemli ortak noktaları ise Fatih Terim’i takımın başında görmek istemeleri. Burada önemli nokta şu ki Terim’in en başarılı olduğu kulüp Galatasaray olmuş ve taraftalar “İmparator” lakabını uygun bulmuşlardır. Terim’in ağırlıklı olarak Galatasaray’da önemli işler yapmasının bazı sebeplerini burada sıralamak gerekir.
Her şeyden önce; 1974’ten bu yana Galatasaray’a önce futbolcu,sonra teknik direktör olarak önemli hizmetleri olan Terim, bu süreç içerisinde kulübün tüm yapısına vakıf olmuş birisidir. Bu yüzden de kulüp içi yapıyı iyice tanımış, kulübün iyi ve kötü günlerine şahit olmuştur.
İkincisi; Terim’in antrenör kimliğinin şekillenmesinde Sepp Piontek’in çok önemli katkıları vardır. Bugün bile dünya futbolunu belirleyen tarzlardan birisi olan Piontek tipi futbolda “Oyuncu/Oyuniçi Disiplini” ve Fatih Terim hocanın bugünlerde çok dilendirdiği ve takımı ayakta tutan yegane unsur olan “Konsantrasyon ” kavramları çok önemlidir. Yani beyin belirli bir noktaya ağırlık verir, tabi oyuncular da bu çerçevede belirli bir noktaya konsantre olurlar. Yine Piontek tipi futbolda rakip takımlar kolay kolay orta sahada hakimiyet sahibi olamaz, zaten Galatasaray’da da oyun rakip takıma orta sahada hakimiyet kurmama üzerine kuruludur, bu da güçlü ve mücadeleci karakteri ve sistematiği de beraberinde getirir.
Üçüncüsü ;Fatih Terim hocanın bir başka avantajlı tarafı da oyuncu psikolojisine olan hakimiyetidir, bu sayede de kötüye giden bir futbolcuyu, kötüye dair ısrar ve inat etmiyorsa daha olumlu birer pozisyona çeker. Ona sahip çıkar, eğer ki kötü pozisyonunu korusa da oluruna bırakır, ısrar etmez, ki o isimde takımda ve futbol kariyerinde unutulmaya çoktan başlamıştır. Sanırız Tugay Kerimoğlu’nun yakın tarihlerde sarf ettiği şu söz bu noktada anlam kazanır; "Unutulmuşu hatırlatan bir karakterdir, sahip çıkar. Sahip çıktığı gibi arkasında durur. Ama yanlış yaptığın zaman seni satmaz, seni unutur. Öyle bir karakterdir Fatih Terim..."
Dördüncü olarak; bugün İletişim Fakültelerimizde başlı başına bir örnek olarak gösterilen Fatih Terim türü bir iletişim dili vardır. Bu dil takıma sahip çıkan, kötü oynadığı günlerde ise aynen acılı Adana Kebabı gibi kızgın ve takımı ayağa kaldırmaya yönelik bir dildir.
Herkesin kendisine özgü yetiştiği bir çevre vardır; biletçilikten kunduracılığa evine ekmek getirmek için elinden geleni yapan ve oğluna mücadeleci kimliği aşılayan Adanalı Talat Ustanın oğludur Fatih Terim. Mücadeleci kimliği ona bugünleri aralamış, Galatasaray Efsaneleri arasında özel bir sayfada yer edinmiştir. Terim’in yaşam tarzı da bizce, makalelere değil başlı başına birer kitap konusudur.
Göztepe’yle zorlu birer doksan dakikalık bir mücadele sergileyecek olan Galatasaray’a başarı dileklerimi gönderiyorum. Ramazan ayınızın mübarek olmasını dilerken, yakın tarihi boyunca vahşete uğrayan ve son olarak 60’dan fazla vatandaşını şehit vermiş Filistin halkına baş sağlığı dileklerimi iletiyorum.