İstanbul’un geçmişteki izlerini takip etmek için şehrin görkemli meydanlarından uzaklaşmak gerekiyor. Avrupa Yakası’nda Marmara kıyısını takip edip Yenikapı’yı gerinizde bıraktığınızda, İstanbul'un tarih kokan sokaklarına adım atarsınız. İstanbul’un yüzyıllar boyunca biriktirdiği çok kültürlü mirasın bekçileri; Bizans kalıntıları, tarihî kiliseler, camiler, tekkeler, türbeler, çeşmeler, hazireler ve eski ahşap evler karşılar sizi. Farklı kültürlerin hafızasını taşıyan bu mahalleler, geçmişin izlerini arayanlar için adeta bir açık hava müzesi niteliğindedir. Bu yazı dizisinde, İstanbul’un tarih kokan mahallelerini geçmişten günümüze uzanan hikâyeleriyle keşfedeceğiz. Sekizinci durağımız ise, farklı kültürlerin izlerini yüzyıllardır bir arada yaşatan Samatya semti.
Samatya'nın Hafızası
İstanbul'un tarihî yarımadasının Marmara kıyısında, Yenikapı ile Yedikule arasında yer alan Samatya, bugün Fatih ilçesinin en karakterli tarihî semtlerinden biri. Bizans dönemindeki adı Psamatia/Psamathion olan semtin isminin “kumluk” anlamındaki Yunanca psammos kelimesiyle bağlantılı olduğu kabul ediliyor. Semt, Bizans döneminde deniz surlarının hemen arkasındaki kıyı yerleşimi ve dinî yapılarıyla dikkat çekiyordu. Bizans'ın izleri bugün özellikle Samatya'nın kiliselerinde ve eski yapı kalıntılarında karşımıza çıkıyor. Fetihten sonra semtin karakteri değişmeye başlasa da çok kültürlü yapısı uzun süre devam etti. Fatih Sultan Mehmed döneminde Ermeni cemaatinin Samatya'ya yerleştirilmesiyle semt, İstanbul Ermenilerinin önemli merkezlerinden biri haline geldi. 1461'de İstanbul Ermeni Patrikhanesi'nin ilk merkezi Surp Kevork Kilisesi'nde, yani Sulu Manastır'da kuruldu.
Samatya Meydanı
Samatya'yı diğer tarihî semtlerden ayıran en önemli özelliklerden biri, tarihî yapıların hâlâ günlük hayatın içinde bulunmasıdır. Meydan çevresindeki eski yapılar, balıkçı dükkânları, restoranlar ve geleneksel yeme-içme mekânları, semtin tarihî dokusunu yalnızca seyredilen bir dekor olmaktan çıkarıyor. Bugünkü Samatya'nın karakterinde geçmişten gelen mahalle kültürü hâlâ hissediliyor. Samatya'yı gezerken birkaç yüz metre içerisinde iki farklı İstanbul'la karşılaşabilirsiniz. Bu nedenle Samatya'nın hikâyesi yalnızca “eski İstanbul” hikâyesi değildir. Aynı zamanda İstanbul'da farklı inançların, toplulukların ve kültürlerin yüzyıllar boyunca yan yana bıraktığı izlerin hikâyesidir.
Hacı Hüseyin Camii
Samatya’nın tarihî ibadet yapıları arasında yer alan Hacı Hüseyin Camii’nin temelleri 1522 yılına uzanıyor; ilk yapının Ahmet Dede tarafından yaptırıldığı belirtiliyor. Cami, 17. yüzyılda Vakıfçı Hasan Hüseyin tarafından onartılmış ve zaman içerisinde onun adıyla anılmaya başlanmış. Yapının bir dönem Arap Kuyusu Camii olarak bilinmesinin nedeni ise avlusuna açılan bir kuyunun çevredeki su ihtiyacını karşılaması; bu isim daha sonra sokağa da verilmiş. Caminin geçmişinde bir tekke de bulunması, yapının yalnızca bir mahalle mescidi değil, geçmişte çevresindeki sosyal ve dinî hayatın da parçası olduğunu gösteriyor. Samatya'da aynı bölgede Rum Ortodoks ve Ermeni kiliselerinin arasında bulunan bu küçük Osmanlı camisi, semtin farklı inanç topluluklarının yüzyıllar boyunca aynı mahalle dokusu içinde yaşadığını göstermesi bakımından çok değerli.
Ahmet Dede Çeşmesi
Samatya’nın Narlıkapı çevresinde, Hacı Hüseyin Camii’nin karşısında bulunan Ahmed Dede Çeşmesi, Osmanlı döneminden günümüze ulaşan küçük fakat önemli bir hayrat örneğidir. Çeşmenin Hicri 1009, Miladi 1600 tarihli olduğu ve klasik üslupta yapıldığı belirtiliyor. Çeşmenin banisi, aynı bölgede bulunan Hacı Hüseyin Camii ile de ilişkilendirilen Ahmed Dede'dir. Kaynaklarda çeşmenin, caminin avlu girişinin karşısında bulunduğu ve uzun süre mahalle halkının su ihtiyacının karşılanmasında rol oynadığı aktarılıyor. Bugün çeşmenin üzerinde görülen yenilenmiş kitabede “Hayrat ettim herkese bu çeşmeyi / Rahmet eyle kıldım Ahmed Dede’yi” ifadeleri yer alıyor. Bu kitabe, çeşmenin yalnızca bir su yapısı değil, aynı zamanda sahibinin hayır anlayışını gelecek kuşaklara bırakan bir vakıf eseri olduğunu gösteriyor.
Aya Mina Rum Ortodoks Kilisesi
Samatya’nın tarihî Rum Ortodoks yapılarından Aya Mina Kilisesi, eski bir Bizans kilisesinin kalıntıları üzerine yeniden inşa edildi. Kilise, Aya Minas–Polikarpos adıyla da anılıyor ve İstanbul Rum Patrikhanesi’ne bağlı bulunuyor. Yapının altında, 4. veya 5. yüzyıla tarihlenen erken Bizans dönemine ait dairesel planlı bir altyapı ile bir ayazma bulunuyor. Altın yaldızlı ahşap ikonostasisi ve tarihî ikonlarıyla dikkat çeken Aya Mina, Samatya’nın Bizans’tan günümüze uzanan çok katmanlı tarihinin önemli tanıklarından biri. Samatya’nın daha küçük ölçekli Rum Ortodoks ibadet mekânlarından Aya Nikola Kilisesi, Aziz Nikola’ya adanmış tarihî bir kilise. İç mekânındaki ikonlar, avizeler ve kandillerin yanı sıra, Aziz Nikola’nın denizcilerin koruyucu azizi olması nedeniyle kullanılan gemi fenerleri kiliseye özgün bir atmosfer kazandırıyor. Kilisenin en dikkat çekici unsurlarından biri ise Aziz Fanurios ikonası; İstanbul Rumları arasında özellikle dilek ve kısmet amacıyla ziyaret edilen bu tasvir, yapının yaşayan geleneklerinden birini yansıtıyor. Aya Nikola'yı diğer Rum Ortodoks Kilise'lerinden ayıran en güzel özellik ise Aziz Nikola'nın denizcilerin koruyucu azizi olmasıdır. Kilisenin tarihî denizcilik bağlantısı, içindeki bazı objelere ve adaklara da yansıyor. Ayrıca Ayios Fanurios tasviri, kilisenin dikkat çeken unsurlarından biri. Samatya’nın Rum Ortodoks mirasını yaşatan bir diğer kilisesi ise Analipsis Kilisesi'dir. Kilise, özellikle İsa’nın göğe yükselişini ifade eden Analipsis (İsa’nın Göğe Yükselişi) adına ithaf edilmiş olmasıyla öne çıkıyor. Samatya’nın tarihî dokusu içinde varlığını sürdüren Analipsis, geçmişten günümüze uzanan kültürel hafızanın sessiz tanıklarından biri.
Anarad Hığutyun Ermeni Katolik Kilisesi
Samatya’nın çok kültürlü geçmişini yansıtan önemli yapılardan biri olan Anarad Hığutyun Ermeni Katolik Kilisesi, semtin Ermeni Katolik cemaatinin tarihî izlerini taşıyor.Kilisenin adı Ermenice “Anarad Hığutyun”, yani “Lekesiz Gebelik” anlamına geliyor ve Meryem Ana’ya ithaf edilmiş bulunuyor. Samatya ve çevresindeki Ermeni Katolik topluluğunun ibadet ve sosyal hayatında önemli bir yere sahip olan yapı, semtin dinî çeşitliliğinin dikkat çekici örneklerinden. Bugün kilise, çevresindeki tarihî yapılarla birlikte İstanbul’un yüzyıllar boyunca farklı cemaatlerin bir arada yaşadığı geçmişine tanıklık eden yapılardan biri olarak öne çıkıyor. Samatya’nın en önemli Ermeni miraslarından biri olan Surp Kevork Ermeni Kilisesi, semtin yüzyıllardır devam eden Ermeni cemaat yaşamının izlerini taşıyor. Kilise,'Havarilere dayanan' anlamına gelen “Apostolik” sözcüğü ile birlikte ifade edilmektedir. Halk arasında Sulu Manastır adıyla anılmasının nedeni ise yapının altında bulunan ayazma ve büyük su sarnıcıdır.
İmrahor İlyas Bey Camii
Bugünkü yapı, Bizans döneminin önemli manastırlarından Studios Manastırı'nın kilisesi olan Hagios Ioannes Prodromos ile ilişkilidir. Fatih döneminin ardından II. Bayezid'in imrahoru İlyas Bey tarafından camiye dönüştürüldü. Bizans kökenli yapının Osmanlı döneminde camiye çevrilmesi, İstanbul'daki kültürel dönüşümün dikkat çekici örneklerindendir. Bugün yapının kalıntıları, İstanbul'un erken Bizans mirasını hatırlatan önemli bir duraktır. Haber yayına hazırlandığı dönemde yoğun bir restorasyon çalışması yapılmasından dolayı ne yazık ki güncel son halini gösteren bir fotoğraf alamadık.
Samatya Tarihî Çeşmeleri
Samatya ve Kocamustafapaşa çevresinde Osmanlı döneminden kalan çeşitli çeşme ve su yapıları bulunur. Bu çeşmeler, geçmişte mahallenin günlük hayatında suyun ne kadar önemli olduğunu gösterir. Bazıları bugün işlevini kaybetmiş olsa da kitabeleri ve mimari ayrıntıları tarihî değer taşır. Samatya'yı yürüyerek gezerken özellikle sokak köşelerindeki çeşmelere dikkat etmek gerekir.
Narlıkapı ve İstanbul Kara/Deniz Surları
Samatya'nın güneyinde Marmara kıyısı boyunca uzanan surlar, semtin Bizans dönemindeki savunma sisteminin parçasıdır. Narlıkapı çevresinde surlardan Marmara'ya açılan tarihî geçişlerin izleri bulunur. Bizans döneminde bu kıyıda balıkçı tekneleri, iskeleler ve denizle bağlantılı ticari hayat vardı. Samatya'nın denizle ilişkisini anlamak için sahil ve sur hattı boyunca yürümek özellikle değerlidir.
Kaynak: Özel HaberEditör: Zafer YILDIZ - Murat İLTER