Doluya koydum almadı,
boşa koydum dolmadı deyimi;
bir çözüm, bir çıkış yolu
bulunamayan durumu çok
rahat bir biçimde ifade eder.
Bununla ilgili olarak 19
Ocak günü sabahı Sirkeci
Maramaray istasyonu asansör
önünde kocaman bir
kuyruk vardı. İnsanlar
yukarıya çıkmak için tek sıra
yapmışlar. Zannedersiniz ki, Milli Piyango kuyruğu…
Bir anda bağırtılar başladı. Yaklaştıkça konuya daha
iyi vakıf olmaya başlamıştım. Bir hanım bir beye
bağırıyordu.
---Kardeşim yandan gelip önüme geçtin.
---Be kadın sen devamlı üstüme doğru geliyor ve
beni itiyorsun… Ben hep yerimdeyim.
Konuşmalar daha yüksek volümlü bir hal aldı. Kantarın
topuzunu kaçıran son söz hanımdan oldu.
---Salak mısın sen?
---Salak sensin. Terbiyeli ol!
Adam ciyak ciyak bağırmaya başladı. O kadar insan
var ve bir kişi bile ikisinin arasını bulacak ve onları
susturacak bir tavır sergilemedi. Olay yeri ana baba
günü oldu, ama herkes milli seyirciydi… Nihayet bir
genç taraarı yumuşattı ve sükûneti sağladı.
Bakar mısınız şu işe! Çıkılacak yükseklik belki 10
metre belki de, 20 merdiven. Çıkış süresi ise, -hadi
diyelim- 1,5 dakika. Yürünebilir de beklenebilir de…
Nedendir bu celâllenme? Hiç hoşgörü yok mu? Bir
erkeğin bir hanıma saygı duyması gerekmiyor mu? Bir
hanımın belki de en son söyleyeceği “salak” sözüne
gelinceye kadar dağarcığında hiç mi başka söz yoktu?
*** *** ***
Armudun sapı
“Armudun sapı üzümün çöpü var” deyimi, her şeye
kusur bulan birinin tutumunu anlatmaktadır.
Ben metrodan çıktıktan sonra perdeciye gittim. Evde
aldığım ölçülere uygun veya ona yakın ölçü ve renklerde
üç adet perdeyle bunlara ait kopça ve kornişlerden
alacaktım. 10 dakika kadar isteklerime cevap
verecek olan kişiyle konuşmuşluğum oldu. Bu süre
bittikten sonra konsantrasyonum bozuldu.
Benden önce gelen hanım sürekli olarak kumaş
toplarından indirtiyor, tezgâhtara resmen azap çektiriyordu.
Bunun metre’si ne kadar, bu kumaşın daha açığı
yok mu, bunu beğendim ama eni dar, şu kumaş benim
salona göre çok ağır… gibi safsatalar sıralıyordu. Bir
süre onu süzdüm. Gerçekten bu konuda bilgili mi,
yetkin miydi?
Topuklu ayakkabıları yan basıyor, eteğinin astarı
çekiyordu. Kendisi de ayakkabılarının üzerinde
emanet gibi duruyordu. Belliydi bir eksiğini kapatmak
istediği… Yakalayabildiğim kadarıyla bazı kelimeleri de
argo lisandan saçıyordu ortaya. Benimle ilgilenen
tezgâhtar hanım da olayı çözmeye çalışıyordu.
Ee, boşuna mı demişler koca İstanbul için her
kafadan, her milliyetten, her cinsten her tiynetten insanı
barındırır diye… Çıkmasını beklememe rağmen
dayanamadım, ödememi yaptım ve ben çıktım
dışarıya…