1945 yılından beri Arap Birliği’nin kurucu üyesi olarak mensubiyetini sürdüren Suriye’nin Arap ülkeleri içinde saygın bir yerinin olmadığını söylemenin yanlış olmayacağını sanıyorum. Batılı ülkeler, 1950’li yıllardan itibaren Ortadoğu’daki yer altı servetlerini paylaşmak veya kontrol altına almak istemişlerdir. Yine bu yıllardan itibaren aralarında Suriye’nin de içinde bulunduğu Cezayir, Libya ve Güney Yemen grubu, Sovyet bloku ile ilişkilerini geliştirirken diğerleri Batılı ülkeler kulvarına girmiştir.
1967 Arap-İsrail Savaşı, Suriye’nin Golan Tepelerini kaybetmesine neden olmuş, 1970 yılında Baba Hafız Esad, kansız bir darbeyle yönetimi ele geçirmiştir. 1980-1988 İran-Irak savaşında Suriye, komşusu Irak’ın yanında yer almayıp İran’ı desteklemiştir. Irak’ın Kuveyt’i işgali üzerine başlatılan 1990 yılındaki Körfez Harekâtı’nda Hafız Esad yönetimi koalisyon güçlerine destek vermiştir.
Yine bu yıllarda ortaya çıkan Türkiye-İsrail yakınlaşmasından hep tedirgin olan Suriye, insanımıza gözyaşı, ayrılık ve yokluk yaşatmış olan terör örgütü mensuplarını desteklemiş, barınma ve eğitimleri için topraklarında yer vermiştir. Türkiye’nin gösterdiği iyi niyet ve dostluk çabalarına Amanos Dağları üzerinden terörist saldırılarla cevap veren Suriye ile aramızda 1998 yılında siyasi ve askeri bir kriz yaşanmıştır.
Üst üste yaptığı diplomatik uyarılardan sonuç alamayan Türkiye, sınırda büyük çaplı bir tatbikat başlatmış ve Suriye’den teröristbaşını topraklarından çıkarmasını istemiştir. Din kardeşimiz (!) Suriye de belânın kapıda olduğunu anlayınca apar topar teröristbaşını topraklarından çıkarmıştır.
2000’li yıllarda ortaya çıkan BOP (Büyük Ortadoğu Projesi), Ortadoğu ülkelerinin başında “Demokles’in kılıcı” gibi sallanmaya başlamıştır. Bölgeyi yeniden şekillendirmeyi amaçlayan ABD, koalisyon gücü oluşturarak “Irak savaşı, İkinci Körfez harekâtı veya Irak’a özgürlük operasyonu” da diyebileceğimiz büyük harekâtı başlatmıştır. Irak topraklarını işgal ederek rejimi devirmiştir. Arap âlemi gibi bugünkü Esad yönetimi de sosyalist bir Arap liderin asılmasına hiç tepki göstermemiştir.
Nükleer tesis faaliyetlerini yoğunlaştıran İran, karşısında her defasında ABD ve İsrail’i bulmuş, Suriye ise hep İran’ın yanında yer almıştır. BOP, Amerikan yönetiminin masasında durduğu sürece Suriye, sıranın kendisine geleceği kaygısını hep hissetmiştir. Yüksek teknolojiye dayalı bir askeri harekâtı her an yapabilecek olan İsrail’in birinci öncelikli tehdit olduğunu, ittifak yaptığı İran’a karşı Amerika’nın baskıları arttıkça yumuşamayı sağlayacak tek ülkenin de Türkiye olacağını kabul etmiştir.
Suriye, yıllarca Türkiye ile didişmiş, Arap Birliği toplantılarında Türkiye’yi tenkit etmiş, Asi Nehri’nin sularını ve Hatay topraklarını gündemde tutmak suretiyle Türkiye’ye karşı soğuk ve hasmane davranmıştır. Bugünün Suriye’si, mezheplerin birbirine tahakküm arzusu, aşiret ihtilâfları, en ağır şekilde ortaya çıkan 1982 Hama katliamı ile insan hakları ihlâlleri ve bu katliamdan yurtdışına kaçan sayıları dört milyon civarındaki mültecilerle ağır bir vebal altındadır.
İsrail ile olan ilişkilerimizin bozulmasından biraz daha rahatlayacağını ve güç kazanacağını sandığı anda Afrika’nın kuzey sahillerinde “yasemin devrimi” adıyla ortaya çıkan ve Ortadoğu’ya uzanarak alanını genişleten kum fırtınasının etkisine girmiştir.
Babadan oğula geçen diktatörlük, yoksul halkın çığlık ve direnişleri karşısında frene basmak zorunda kalmıştır. Beşer Esad’ın bazı iyileştirme ve demokratik gelişmeler sağladığı görülse de ekonomik sıkıntılar halkı canından bezdirmiştir. Saltanatın korunması uğruna, sokaklara dökülen halkın üzerine acımasızca ateş açtıran, tutuklamaları devam ettiren, basına sansür koyan ve kısıtlamalar getiren Beşer Esad yönetimi, önceki uygulamaları devam ettirmekten kendisini alamamaktadır.
Arap dünyasının sevilmeyen çocuğu Suriye, uyguladığı yanlış siyasi, ekonomik ve askeri politikalar, gerilime dayanan stratejiler ve dış dünyadan habersiz yönetimler sonucu bu noktaya gelmiştir.
Bu yanlışlıklar, belki bir gün yöneticilerin başında patlıyor, onlar bir şekilde saf dışı kalabiliyor; ama halk, çalkantılar devam ettiği için dış müdahalelere maruz kalıyor veya yeraltı servetlerinin talan edilmesine seyirci kalabiliyor.
Domino etkisinin yaşandığı ülkeler birer örnek olsa da Suriye’de bu maya tutmamıştır. Beşer Esad’ın muhalif grupların liderleriyle biraraya gelerek ülkesinin kuzeyindeki ateşin düşmesini sağlaması ve Türkiye ile ilişkilerini geliştirmesi bölgenin sağlığı açısından çok önemlidir. Bugün Türkiye’de bulunan 10 milyon civarındaki sığınmacının neredeyse yarısı Suriyelidir. Barışın sağlanması ve bu insanların Suriye’ye dönmeleri Türkiye’yi de rahatlatacaktır.