SON DAKİKA
reklam
reklam

Kıssadan hisseler

Köşe Yazarı: Cengiz BAYSU   Eklenme Tarihi: 17 Kasım 2025, Pazartesi - 11:20   Okunma Sayısı:

 

Bir gözlem

    Sokaklarında ayaklarından çok kolları çalışan insanlar hangi ülkenin hangi şehrinde yaşarlar? Kafa içi kabloları karışık olanlar kulaklarını da ayaklı müzik seti gibi kablolarla sararak dış dünyayla irtibatlarını kesen insanlar içten ve dıştan karışık bir kafayla ne kadar sağlıklı düşünebilirler? 

    Sadece iç kulaklıktan konuşarak kendi sesini duyduğunu zanneden bu kendinden bîhaberler, el ve kol hareketlerine daha çok ağırlık veriyorlar. Uzak ve yüksekçe bir yerden yapılan izlemede kolları sürekli hareket eden nice insan görmeniz mümkündür. 

   Tabii ki ülkemizde ve İstanbulumuzdadır bu insanlar. Telefon iletişimi karşılıklı olarak küfreden, tehdit eden, asabi konuşan, tahkir eden nice insanın konuşmalarıyla doludur. Öyleyse terör faaliyeti bizlerden başlıyor demektir.

 

Yozlaşan terbiyemiz

    Ölmek şanımızda vardır. “Kurbanın olayım” diye başlarız, “Allah canımı alsın ki…” diye inandırıcı konuştuğumuzu zannederiz. “Öldürürüm lan seni” diye tehdit eder, “Ölem ölem” diye türkü söyleriz. Ha, ölmenin başka şeklini yansıtan bir türkü de genellikle düğünlerde söylediğimiz "Dom Dom Kurşunu" dur. Bununla ölür, bununla göbek atarız. Sözlere bakın hele! "Bir avcı vurdu beni, bin avcı beni yedi" …

*                              *                                *

 

    Dolmuşlardaki fiyat tarifesinde en kısa mesafe için "indi-bindi" ücreti alınır. Önce inilip sonra binilmeyeceğine göre bu söyleyiş tarzını nasıl yorumlamak gerekir? Cümlenin akışı ve ahengine vermek gerekir herhalde.

*                              *                                *

 

    Yukarıdaki konuyla paralelliği olacak bir yaklaşım da şu olabilir mi? İnsanlar saati sormak için bileklerini işaret ederken, neden tuvaletin yerini sormak için popolarını işaret etmezler? Bu da edebin ahengi için olsa gerek?

 

Geceleri fenersiz sokağa çıkma yasağı

    Böyle bir yasak çeşitli bakımlardan uygunsuz takımının yapabileceği kötülükleri önlemek için tatbik edilmiştir. İstanbul’da yapılan ihtilâllerde yatsıdan sonra her ne suretle olursa olsun gece sokağa çıkmak dahi yasak edilmişti. 

    Yatsıdan sonra sokağa fenersiz çıkma yasağı en şiddetli şekliyle IV. Murat zamanında uygulanmıştır. Bu yüzden 8-10 sene içerisinde binden fazla “erazil makulesi” (rezil takımı) katledilmiş, “avâm-ı nâs”ın (ayaktakımı) gözüne korku salınmıştır. Naima, bu türden bir olayı şöyle anlatıyor: 

 

    “Lisan-ı halkta meşhur ve menkuldür ki, Sultan Murat gece İstanbul’u gezip yatsıdan sonra fenersiz bir adamı dışarıda bulursa bilaaman (aman vermeksizin) katlederdi…”

 

    Padişah bir gece Hocapaşa Mahallesi’nde tebdil-i kıyafetle geziyormuş. Hocapaşa camii imamının bir taze yiğit olan oğlu, yatsı namazından sonra camii kapatmış, o civarda olan evlerine fenersiz giderken Sultan Murat’a rastlamış. Delikanlının yolunu kesen padişah gazap içinde,

 

    ---Sen benim yasağımı işitmedin mi? diye bağırmış. Delikanlı padişahı karşısında görünce donakalmış.

    ---Padişahım, ben imamın oğluyum. Camiden çıkışta geç kaldım. Fener yok, evimiz şuracıkta… diyecek olmuş; ama kim dinler… Padişah yanındaki cellâda emretmiş, biçareyi orada öldürtmüş…

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam