Maltepe İlçesi Altıntepe Mahallesi, muhtar Halet Ataş’ın girişimleriyle birbirinden kıymetli etkinliklere sahne oluyor. Muhtar Halet Ataş’ın öncülüğünde ülkemizin er trajik gerçeklerinden deprem gerçeğiyle ilgili bir program planlandı ve bu programların ilkine Jeofizik Mühendisi ve Deprembilimci Prof. Dr. Haluk Eyidoğan konuk oldu ve Türkiye’nin deprem gerçeğiyle ilgili bir söyleşi gerçekleştirdi.
Programın açılış konuşmasını yapan Altıntepe Mahallesi Muhtar Halet Ataş; “Depremden önce riskleri nasıl azaltabiliriz, ortadan kaldırabilir miyiz düşüncesiyle Risk avcısı projesi hazırlanmış, bu konularda mahalleliyi bilgilendirmeyi bir görev kabul ettik ve konunun uzmanlarını mahalleliyle buluşturmaya karar verdik. Bu programların ilkini de Jeofizik Mühendisi ve Deprembilimci Prof. Dr. Haluk Eyidoğan hocamızla gerçekleştirelim istedik. Haluk hocam bizlere bu Altıntepe Mahallesi, muhtar Halet Ataş’ın gün deprem gerçeğini ve depremle birlikte yaşamanın püf noktalarını anlatacak” ifadelerini kullandı.
“Halet muhtarımız örnek bir muhtar”
Jeofizik Mühendisi ve Deprembilimci Prof. Dr. Haluk Eyidoğan sözlerine şöyle başladı; “İyi akşamlar. Herkes merhaba. Hoş geldiniz. İyi ki varsın diyor bana muhtar sık sık. Ben de ona sen de iyi ki varsın. Senin gibi muhtarı bulmak çok zor diyorum. Diğer muhtarlar muhtemelen kızıyorlardır. Örnek olduğu için böyle bir muhtarımız var. Çok aktif. Sayın Kaymakam kendisini aktivist diyor. Geçenlerde bir televizyonda yine depremle ilgili konuşurken kendisinden bahsettim. Kendisine de söyledim. Hatta böyle bir proje başlangıcı içinde dedim. Ben de kendisine destek veriyorum. Dolayısıyla Altıntepe Mahallesi sakinleri için, Altıntepe için önemli bir toplantı olduğunu söylemek isterim. Bu bir başlangıç. Umarım arkası gelir ama bu tür projeler, bu tür çalışmalar ancak katılımcılıkla gerçekleşir. Bu platformları oluşturarak ve katılımcılık sağlayarak projeleri yapma olanağı var. İnanıyorum.
“Deprem Türkiye gerçeği ve ülkemizde 550'ye yakın fay var.”
Haluk Eyidoğan Türkiye’nin deprem gerçeğine işaret ettiği konuşmasında şunları söyledi; “Deprem tabii bu ülkenin hani çok klişe olmuş bir ifade. Deprem ülkenin, Türkiye'nin bir gerçeği. Evet. Çünkü öyle bir coğrafyadayız ki içinden bugüne kadar sayılan, tasnif edilen ve her türlü özellikleri belirlenen 550'ye yakın fay var. Her boydan var. Yani 1500 km uzunluğunda olan da var. İşte 20 km uzunluğunda olan da var.
Dolayısıyla 500'den fazla fayla donanmış ve son 125 yılda 4'ten büyük 15.000 deprem olmuş bir coğrafyada yaşıyoruz. 15.000 depremi nereden faydalanarak söylüyorum? AFAD'ın arşivinden. 4 ve daha büyük deprem bu coğrafyada 15.000 tane saymışlar. Eskiden tabii deprem kayıtcısı yoktu ama yani 1900'den sonra başladı ama tabii birçok depremin de kaydedilmediğini düşünürseniz belki daha fazla.
“Son 125 yılda 230 ila 235 arasında 6 ve daha büyük ölçekte bir deprem var”
Bir kitabım çıktı geçen ay. O kitapları hazırlarken yaptığım bazı değerlendirmeler var. 1900'den günümüze kadar 2023 dâhil. Hatta en son Sındırgı depremi ve Silivri'deki deprem de dahil. 235'e yakın 6 ve daha büyük deprem var bu coğrafyada. Son 125 yılda 230'a yakın 235 civarında 6 ve daha büyük bir deprem var. Yani bunu kabaca şöyle düşünürsünüz. Yani 125 ya da 235 tane olduğuna göre 6 ve daha büyük deprem. Tabii 6’lar 6 ila 6.9 arası daha çok. 7 7 ile 8 arası daha az. Ama demek ki her yıl en az iki tane 6 ve 6 ve 7 arasında bir deprem olma olasılığı var. Yani şunu söylemek istiyorum. Deprem tehlikesi çok yüksek. Bir coğrafyada yaşıyoruz.
Tarih bizi zaten tarih bunu bize söylüyor. Osmanlı dönemi çok ayrıntılı arşivleri olan bir dönem. 1500 ile 1800 yılları arasında Osmanlı coğrafyasında çok sayıda deprem kayda geçmiş. Marmara'da Ayasofya'yı ele alırsak Ayasofya'yı etkileyen 1500 ile 1800 arasında 6 kere deprem olmuş ve Ayasofya da deprem nedeniyle ağır hasar görmüş ve onarılmış. Diğer tabii eserler de onların hepsinin listesi var. Ama diyeceksiniz ki 1500 öncesi ne olmuş? O kayıtlar tabii çok belirgin değil. 1800 sonrası da zaten artık Osmanlı'dan Cumhuriyete evrilen dönem kayıtlar daha gerçekçi.
“Depreme ve tehlikelere hazırlıklı olmak önemli”
O nedenle ne yapmamız gerekiyor? Bu depremler olacak. Bunu kabul ederek bizim bu depremlerin bize vereceği kayıpları verileceği kayıpları en aza indirmemiz lazım. O yüzden ne diyoruz? Deprem risklerini, deprem kayıplarını nasıl azaltırız? Çünkü, bu depremler durmayacak. Bu coğrafyanı ya bu coğrafyayı terk edemeyeceğimize göre ona hazırlıklı olmamız lazım.
Şimdi bu deprem için konuşuyoruz ama doğadan bize gelen birçok bize bizim için tehlike olan şeyler var değil mi? Yani seyretmeye doyamadığımız bir güzel nehirin akışı bir sele dönüşebiliyor. O zaman bir de tehlike oluyor. Rüzgâr fırtınaya dönüştüğü zaman tehlike oluşabiliyor. Yani kayak yaptığı üzerine kayak yaptığınız, spor yaptığınız kar,buzullar bin sonra heyelan ederek tehlike oluşturuyor. Yamaçlar tehlike oluşturuyor. Elanlar nedeniyle kuraklık aşırı sıcak kuraklığa dönüşüyor ve bir tehlike oluşturuyor. Dolayısıyla doğa kaynaklı tehlikeler var. Diyeceksiniz ki insan kaynaklı tehlikeler yok mu? Çok sayıda insan kaynaklı tehlike var. Ve bizden kaynaklanıyor. Savaş, terör, bizden kaynaklanan salgın hastalıklar, büyük trafik kazaları, ulaşım kazaları. Bunlar insan kaynaklı. Uçak kazaları, daha büyük sanayi kazaları, nükleer santral kazaları değil mi? Bunlar da insan kaynakları. Bunları da yaşıyor dünya.
Peki doğa kaynaklı tehlikeler acaba ne yaparsak bize zarar vermeden, biz kayıp vermeden onları atlatabiliriz? Orada da insana düşen görev var. Şunu söylemeye çalışıyorum. Kitabımın adı tehlikeyi unutma. Afete yakalanma. Tehlikeleri unutmayacağız. Çünkü o tehlikeleri, farkındalığı onların afete dönüşme olasılığını bize hatırlatacak ve biz de önlemleri alacağız. Yani buradan şuna gelmek istiyorum. Afet yönetimi dediğimiz bir şey var biliyorsunuz. Afet yönetimi, afet yönetimi. İşte bunla bununla ilgili kurumlar var. Resmi kurumlar var. Belediyenin kurumları var. Her belediyede şimdi geçen senelerde çıkan yasa gereği afet işleri müdürlükleri kuruldu. Eskiden de vardı. Sonra kalktı. Sonra baktılar ki hadi bir daha kuralım dediler. İçişleri Bakanlığı karar verdi. Ne yapar afet işleri müdürlükleri. Arama kurtarma yapmaz yalnız değil mi? Yerel yönetim her boyutuyla kurumlar, yerel yönetimler yani öncesi, anı ve sonrası için olası bir tehlikenin afete, deprem dâhil tehlikeye afete dönüşmemesini sağlamak da gerek. Peki nedir dünyada afet yönetimindeki yönetim tarzı ya da içeriği nedir? Kabaca bakalım. Duymuşsunuzdur. Afet yönetimi deyince bir daire çiziyorlar. Orada bir döngü var. Bu döngü nedir? Döngünün bir noktasında önlemler var. Önlemler ne amaçlı önlemler. Tanınan tehlikenin kayıplara dönüşmemesi için önlem almamız lazım. Deprem olur, sel olur, çiğ olur,kuraklık olur, her şey olabilir. Bazen de olumsuz etkileri tamamen önleyemiyoruz ama azaltabiliyoruz. Hatta şöyle bir klişe vardır afet yönetiminde. Birleşmiş Milletler'in klişelerinden biridir o. Olası afetler için hazırlık döneminde harcayacağınız bir birim afet sonu 7 birimi kurtarır. Yani, afet kayıplarından 7 birimi kurtarır. O halde demek ki önlem çok önemli.
“Afet yönetiminde doğru yöntemler, stratejiler geliştirebiliriz”
Ne yapacağız o zaman? Bu tamamen önleyemeyeceğimize göre boyutlarını ve ciddiyetini anlayıp onu geliştireceğimiz stratejiler ve eylemlerle önemli ölçüde azaltma şansımız var. Bunun için aklımız var, teknolojimiz var, yöntemler, stratejiler geliştirebiliriz.Yani dolayısıyla tehlike doğa kaynaklı olabilir ama biz hazırlıklı değilsek, önlemleri almamışsak tehlike insan nedeniyle afete dönüşür. Özellikle Birleşmiş Milletler raporlarında doğal afet diye bir şey yoktur yazar. Yani, doğal kaynaklı tehlike insanın hataları nedeniyle afete dönüşür.Yani siz bir binayı doğru dürüst yapamıyorsanız, beceremiyorsanız kardeşim deprem gelir yıkar. O depreme göre yaparsanız yıkamaz. O zaman afet olur. Dolayısıyla bununla ilgili etki azaltma önlemleri, mühendislik teknikleri, tehlikeye dayanıklı inşaat yanı sıra bu konuyla ilgili geliştirilmiş politikalar ve kamu bilinci önemli diyor.
Sonra önlemlere karar veriyorsunuz. Strateji ve eylemler geliştiriyorsunuz. Hazırlıklı olma aşaması var. Merkezi ve yerel yönetimler, profesyonel müdahale ve kurtarma kuruluşları, topluluklar ve bireyler tarafından tehlike ve risklerin ve bunlar doğrultusunda meydana gelen etkilerin tahmin edilmesi, bunlara hazırlıklı olunması ve toparlanma için geliştiren bilgi ve kapasiteleri kapsayan bir dönem bu. Yani önleme aşamasından sonra hazırlıklı olma aşamasında bunları farkında olmamız ve bunları yapmamız lazım. Burada merkezi ve yerel yönetim ilişkileri çok çok önemli. Profesyonel müdahale kurtarma kuruluşları. Aramızda Tulpars var İstanbul'da. Türkiye'de birçok arama kurtarma kuruluşu var yerelde ya da bölgesel olarak. Dolayısıyla neyi kaybedebiliriz? Bunları tahmin edeceksiniz. Yani 7 büyüklüne bir deprem olduğu zaman İstanbul'da neyi kaybedeceksiniz? Ben size bunları sıralarım vaktim olduğu ölçüde. Bunların hepsi belli.
“İstanbul’da en az 200.000 bina riskli”
1.600.000 bina var. En az 200.000’i en kötü durumda olan binalar bunlar. Bunların hepsi yapıldı. İstanbul, Türkiye'de ve hatta dünyada deprem tehlikesini tanıma,deprem risklerini azaltma konusunda çalışmalar, bilimsel çalışmalar açısından en ayrıntılı çalışmalar yapılan çok sayıda raporu olan bir şehir. Birinci yani bu konuda Türkiye'de, İstanbul'da bugüne kadar içinde bir kısmının benim de olduğum birçok proje yapıldı. Çevre düzeni planları da dâhil bunun içinde İstanbul Deprem Master Planı vardır ki bu plan dünyada sayılı bir deprem risklerini azaltma planıdır. 2013'te İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından oy birliğiyle onaylanmasına rağmen rahmetli Topbaş zamanında 2003 yılından çalışması başlayarak 4 tane üniversitenin bir araya gelip yaptığı deprem master planı maalesef rafta kaldı. 2009’da çevre düzeni planı rahmetli Topbaş'ın imzasıyla İstanbul'un kuzeyi imara açılmayacak diye imzaladığı çevre düzeni planı İstanbul'un anayasası denen plan rafta kaldı. Buna benzer birçok çalışma var. Hala yapılıyor.
Mikro bölgeleme çalışmaları, binaların özelliklerinin saplanması ile ilgili aslında bilmediğimiz bir şey yok. İstanbul özelinde söylersek devamlı tabii yürüyen binalar var. O ayrı bir konu ama İstanbul'un bir depremde başına gelecekler konusunda birçok senaryolar yapıldı. Bir çok çalışmalar yapıldı. Bilmediğimiz bir şey yok. O halde eylem zamanı bu önlemleri almamız ve hazırlıkları yapmamız gerekiyor. Müdahale 3’ üncü aşama müdahale bu. Afet yönetimi döngüsünde önlem, önleme, risk azaltma amaçlı hazırlıklı olma ve ondan sonra müdahale geliyor. Afet yönetimi araçlarının afet ve acil durumlarda kullanılmasını kapsar müdahale. Yani bu önleme çalışmaları ve hazırlıklı olma çalışmalarında bir altyapı geliştireceksiniz. Bu altyapı afet ve acil durumlarda sizin kullanımınızda olacak. Öyle değil mi? Her şeyiniz hazır olacak. Bunları artık deprem olmuş ya da sel olmuş ya da başka bir şey acil duruma geçip arama kurtarmaya gireceksiniz. Bütün olanakları kullanmanız gerekiyor. Bunların hazır olması gerekiyor. İstanbul'da ben biliyorum 1999 depreminden sonra o zamanki vali toplamıştı birçok bilim insanını ve İstanbul'da mahalle afet gönülleri sistemi kurulmuştu ve 2000 civarında konteyner İstanbul'un çeşitli yerlerine kuruldu. Hatırlar mısınız? Belli bir yaşta olanlar hatırlar. 2000 tane arama kurtarma konteyneri kurulmuştu. İçlerinde o zamanki teknolojilerle ilgili her şey vardı. Aklınıza yani şu anda aramızda arama kurtarmacılar var. Bir konteynerin içinde neler olduğunu onlar bilirler. 2000’deki o zamanki nüfusu düşünün, mahalle sayısını ilçe sayısını düşünün, kaç tane kaldı biliyor musunuz 500'ten az. Çalındı, çırpıldı ve yağmalandı Yani, afet yönetiminde önleme hazırlıklı olma, müdahale ve toparlama.
“Kahramanmaraş depremi bölge depremi”
Ondan sonra toparlanmaya geliyoruz. Bir kentin, bölgenin ya da ülkenin afet sonrası afet önceki işleyişine ya da daha iyi bir pozisyona dönme yetisi ve hızı, kabiliyeti olarak ele alınıyor. Toparlanma. Maraş neden yıkıldı? Çünkü hazırlıklı değildi. Kış ortamı ya da işte iklimler, uzaklık ve depremin 11 ili 13 milyon kişiyi etkilemesi Türkiye'nin bütün imkânlarını seferber etmesini gerektiriyordu. Ve bazı şeylerde de geç kalındı. Şimdi toparlanma aşamasında. Ha bu ne kadar sürer Kahramanmaraş için bu toparlanma? Bilemiyorum. Kahramanmaraş'la ilgili Cumhurbaşkanlığı'nın bir raporu var. Tavsiye ederim.600 ila 700 sayfadır. Cumhurbaşkanlığı Bütçe Daire ve Strateji Daire Başkanlığı'nın bir raporudur. Çok ayrıntılıdır. O rapora göre 800.000 konut artı iş yeri kullanılmaz durumda. Yani orta hasar, ağır hasar, çok ağır hasar ve yıkık. 800.000 konut artı iş yeri. Gece saat 4.17. Herkes uykuda. Yine o raporda 97.000 hane yıkık gözüküyor. Bakın ağır hasar. Çok ağır hasarları saymıyor. Bunlar da yüzbinlerle ifade ediliyor. 800.000’in içinde 97.000'i yıkık. Ne anlatıyor size yıkık? Onu tahayyül et. Ağır hasarlar da var. Onlar da birkaç katı çökmüş falan. Çok ağır hasarlar da var. Onları saymıyorum. Onların hepsi sayısı yazıyor bizde.
Kahramanmaraş depremi bölge depremidir. 7 ve daha büyük depremler bölge depremleridir. 17 Ağustos 1999 bölge depremiydi. 100 km ötede Avcılar’ı yıktı. Şimdi fay buradan geçti mi hocam? Ya fayı bırak. 550 tane fay bir yerlerden geçiyor. Senin evin ne durumda? Zeminin, evin, inşaatın, denetimin, demirin, betonun ne durumda? Önemli olan o. Avcılar depremin merkezinde değildi ki. 100 kilometre ötedeydi. Gölcük neresi? Avcılar neresi? Niye yıkıldı? Birçok faktör var. Deprem hatayı, binadaki hatayı bulur yıkar kardeşim. Bulur yıkar. Siz bulamazsanız, siz görmezseniz, siz gerekeni yapmazsanız deprem, büyük deprem uzak da olsa yıkar. Şimdi İstanbul depremi diyorlar, değil mi? İstanbul depremi. Niye İstanbul depremi? Yani o deprem yalnız İstanbul'u mı etkileyecek? Kahramanmaraş merkezli deprem yalnız Kahramanmaraş'ı mı etkiledi? Kahramanmaraş merkezine bir pergel koyun. 100 km yarıçaplı bir daire çizin. 11 il 13 milyon kişi etkilendi. 800.000 konut altı iş yeri yapıldı. Evet. Deprem çok büyüktü. 1939’da yaşananan Erzincan'dan daha büyük değildi. Şunu söylemeye çalışıyorum. Bununla ilgili döküm de isterseniz veririm.
“Beklenen deprem Marmara Denizi’nin içinde olacak”
Beklenen deprem Marmara Denizinin içinde olacak. 7 ve daha büyük bir deprem İstanbul için ciddi kayıplara neden olur ama deprem yalnız İstanbul depremi olmayacak ki. Marmara'da kıyısı olan 7 tane il var. Bursa’da da yıkım olacak. Çanakkale'de, Tekirdağ'da. Edirne'ye bile etkileyecek. Kocaeli tekrar etkilenecek. Yalova, Balıkesir sahilleri, Bursa sahilleri, Çanakkale sahilleri, Tekirdağ sahilleri 7 il nüfus 27 milyon. Marmara nüfusu 27 milyon. Gayri safi milli hasanın %50'si burada. İstanbul depremi deyip Marmara'nın diğer illerini yok varsayamazsınız. Sanayi burada, ihracat burada, inşaat burada, nüfus burada. Dolayısıyla olaya bu boyutta bakmak gerekiyor.
Kaynak: Özel HaberEditör: Başak ERTEKİN - Sinan ERDOĞDU