SON DAKİKA
reklam
reklam

İnsan hakları ve engelliler

Köşe Yazarı: Osman ÇAKIR   Eklenme Tarihi: 12 Şubat 2020, Çarşamba - 10:47   Okunma Sayısı:

 

 

Engelli bireyleri, önceki çağlarda çoğu toplum uyumsuz ve toplumsal gerçekliği kabul edemeyen insanlar olarak algılamış, tedavi ve rehabilite edilmesi gereken varlıklar olarak görmüştür. Bu yaklaşım engellileri toplumsal ilişkiler ağının dışına itmiş,  ötekileştirmiş ve yalnızlaştırmıştır. Evlerine hapis olmuş engelli bireyler toplum içine çıkamamışlardır.

Yirminci yüzyıl engelli bireylerin ve onların ailelerinin toplum içine karıştığı, buluştuğu, birlikte yaşamaya başladığı bir çağın başlangıcıdır. 

Bilindiği üzere, 20. Yüzyıl’ın ikinci yarısından sonraki dönem insan hakları çağı olarak adlandırılıyor. Hak temelli yaklaşımların öne çıktığı bu dönem, engellilerin de ulusal ve uluslararası platformlarda önemli kazanımlar elde ettiği tarihi bir süreçtir.

 

Engellilerin hak arayışları, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından desteklenmiş ve örgüt tarafından engellilik alanına ilişkin çok sayıda çalışma ve düzenleme yapılmıştır.

Bunlardan en önde gelenleri 1975 yılında İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne ek olarak yayınlanan “Engelli Hakları Bildirgesi”, 1993 yılında ilan edilen “Engelliler İçin Fırsat Eşitliği Konusunda Standart Kurallar” ve tüm bu çalışmaların nihai sonucu olarak kabul edilebilecek olan, 13 Aralık 2006 tarihli “Engelli Haklarına İlişkin Sözleşme” dir.

Engellilerin hak ve özgürlüklerine ilişkin en son ve en önemli belge olan Engelli Haklarına İlişkin Sözleşme’nin amacı, engellilerin insanlık onuruna olan saygıyı güçlendirmek ve onların tüm insani temel hak ve özgürlüklerden eşit bireyler olarak faydalanmalarını teşvik ve temin etmek olarak belirlenmiştir.

Engelliliğin sosyal modeli ve hak temelli yaklaşım çerçevesinde şekillenen belge, günümüzde engellilere yönelik ulusal ve uluslararası plan, program ve politikaların belirlenmesinde ve uygulanmasında yararlanılan temel belge konumundadır. 

Bir ülkede devletin niteliği, politika öncelikleri, yöneticilerin hâkim ideolojileri, toplumsal değerler ve inanışlar, ekonomik gelişmişlik gibi özellikler engelliliğin anlaşılmasında ve politikaya dönüştürülmesinde etkili olan unsurlardır. Bu unsurlar aynı zamanda engelli politikalarının ülkeden ülkeye farklılaşmasının da temel belirleyicisidir.

Türkiye’de engelli politikalarının önemli bir özelliği bu politikaların öncelikle uluslararası alanda çeşitli şekillerde kabul edilip onaylanması, daha sonra iç mevzuata konu olmasıdır. Bu bakımdan BM’nin engellilik alanına ilişkin çalışmaları, Ülkemizde de engelli politikaları ve bu alandaki kurumsal yapılanmayı etkilemiştir.

Özellikle 1980’li yıllarla birlikte, engellilere yönelik politika esaslarının Anayasa ve Kalkınma Planlarına girmesi ve engellilere yönelik ilk kurumsal yapılanmaların ortaya çıkmasında, BM’nin 1981 yılını “Özürlüler Yılı” ilan etmesi ve 1983-1992 yılları arasını “Özürlüler On Yılı” olarak kabul etmesinin rolü büyüktür.

Bu dönemde, “Özürlüler On Yılı” kapsamında engellilere yönelik olarak yapılacak çalışmaların koordine edilmesi amacıyla Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde bir “Sakatları Koruma ve Koordinasyon Kurulu” oluşturulmuştur. Bu Kurul, 1997 yılında Başbakanlık Özürlüler İdaresi’nin teşkiline kadar engelliler ile ilgili çalışmaları yürütmüştür.

1982 yılında kabul edilen yeni Anayasa’da ise, 1924 ve 1961 Anayasalarından farklı olarak, engellilere yönelik doğrudan ifadelere yer verilmiştir. 1982 Anayasasının “Sosyal Güvenlik Bakımından Özel Olarak Korunması Gerekenler” başlıklı 61. Maddesi devlete, engellilerin korunması ve toplum hayatına intibakları için gerekli tedbirlerin alınması ve bu amaçla gerekli teşkilat ve tesisleri kurmak ve kurdurmak görevini yüklemiştir.

Yazımıza önümüzdeki haftalarda bıraktığımız yerden devam etmeyi sürdüreceğiz. Şunu hemen bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyoruz:

Ülkemizde engellilikle ilgili en önemli girişim Temmuz 2005’te yürürlüğe giren “Engelliler Hakkında Kanun” dur. Bu kanunun ana amaçları engelliliğin önlenmesi, engeli olan bireylerin sağlık, eğitim, istihdam, bakım, rehabilitasyon ve sosyal güvence alanlarındaki sorunlarının çözülmesi, engellerin kaldırılarak, engeli olan bireylerin sosyal yaşama katılımının ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımsızlıklarının sağlanmasıdır.

Türkiye’nin 30 Mart 2007 tarihinde imzaya açılan Engelli Haklarına İlişkin Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ni (EHİBMS) ilk imzalayan ülkeler arasında yer alması ve 3 Aralık 2008 tarihinde Kanun ile onaylaması Ülkemizin engellilik konularına verdiği önemin göstergesidir.

reklam

MOBİL UYGULAMAMIZ

HABER ARŞİVİ


Merhaba Sevgili Okurlarım..


KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam