SON DAKİKA

OLMAYIŞIN VARLIĞI

Köşe Yazarı: AHMET GÜNDÜZ   Eklenme Tarihi: 24 Şubat 2019, Pazar - 12:41   Okunma Sayısı:

Kapısı ardına kadar açık, içinde havaya dahi yer olmayan bomboş bir odayım. Karmaşanın, sessizliğin, tarumar edilmiş yarınların dünden kalma yansımasının bizzat kendisiyim.
"Gece" dedi, uğultulardan sıyrılan, durmadan kapıyı tıkırdatan hiçlik. "Gece de senin gibi. O vakit yoldaş olsun karanlığınız birbirine." Bir an bile duraksamadan ekledi hemen ardından, yaramaz bir çocuk heyecanı ile "Gecedeki yıldızlar gibi ben de beyaz noktası olayım zifiri karanlığının."

 

Ben gece, ben kara, ben yokluk, ben kötü, ben... ben senli şeyler dışındaki her şeyim. Sahi, sen kimsin? Neredesin? Hiç olmamışken nasıl bu kadar yer edebiliyorsun tam ortasında göğsümün? Seni hep kırmızı rujun ve siyah giysinle şemsiye altında beklerken görüyor ya da düşlüyorum. Bildiğim ne kadar güzel şey varsa her birini giyinmiş öylece duruyorsun.

 

Acaba için de istediğim kişi mi? Yokluğunu hissettiğin tüm o iyilikler kötülükler ile için, yüreğin de istediğim kişi mi? Düşünüyorum da umarım sana hiç ulaşmam ve her gün özlemlerin huzurunda, acı ile birlikte otururuz kederin bolluk sofrasına. Sahi söylesene cehennemin kendisi midir o kıpkırmızı dudakların? Ellerin mesela cennetteki yasak mıdır? Konu sen olunca bir filozof edası ile boğuluyorum soruların içinde. Cevapları beklemeden sorular soruyorum dur durak bilmeden. Ama olsun, razıyım bunca olana. Ya kurtarıcım olacak ellerin ya da beni dibe çeken ağırlık.

 

Bir saniye! Bu sesler de ne böyle? Neden dur durak bilmeden ihaneti fısıldıyorlar kulaklarıma? Ben yapamam, hayır yapamam ben işte yapamam. Tüm bedenimi esir alan bu "Unut" fısıltılarına boyun eğemem. Allah’ım nasıl son bulacak bu sesler dayanamıyorum. Offf…
İlk kez şahit oldum fısıltıların sağır edebildiğine. Neden savaşıyorum ki? Aslında unutmak zor değil. Mesela kimse kullanmasa onunla aynı parfümü, şampuanı, el kremini ve onunla dinlediğim ya da onu anımsatan şarkıları duymasam, okuduğum her romanda ve şiirde onu hissetmesem, o sokaktan hiç geçmesem ve hatta şu küçücük gökyüzünü paylaşmasak pek tabii unuturum aslında. O zaman mümkün olacak tüm dünyanın dikte ettirmeye çalıştığı bu ihanet. Ama gerçek şu ki istemiyorum. Bu denli özümde hissederken özümden vazgeçemem.

 

Vakit de geç oldu yine. Sızmıyor güneşin varlığı odamın içine. Hem bu günün beşinci ezanını da duydum. Hadi içelim. Bu geceyi de günaha boyayalım. Zaten bir tek içerken geliyorsun, onda da bir kaç kadehten sonra. Eğer bu içmeler bana seni getiriyor ise o zaman nasıl günah sayılabilir ki aşkı buluşum? Ben, gök kubbede ki yıldızların seni resmedişini, sesin ile ahenk içinde uçan kuşların saçlarına konuşunu, nefesinin beni temizleyişini ve defaatle can buluşumu, gelişlerine borçluyum. Elimdeki kadehimde içtiğim yasak olan değil, seni bulma, aşkı bulma patikam. Biliyor musun seni buluşum Allah’a şükür sebebim. Hadi o zaman gelişine…

 

Bu silik, buğulu camın ardındaymışçasına görünen sen misin? Sen misin odadaki bu soğukluğu kırıp geçiren sıcaklık? Sen misin içimdeki bu kelebekleri uykularından uyandıran? Sen misin gözbebeklerimi büyüten, tebessümler nakşeden yüzüme?

Sensin işte. Hoş geldin. Oturduğum acı sofrasını toplayanım.

Biliyor musun, dün ikindi vakti gözlerim ihanet etti her bir zerreme kazınmış yüzüne. Dün ilk defa baktım gökyüzüne. Aynıydı besbelli gökyüzünü ve seni yaratan kusursuzluk. Hayranlık dolu bakışlar ile kapıldım gökyüzündeki bu bulut oyununa. Oysa kapatmıştım kapılarımı güzel olan her şeye, senin dışında. Masmavi gökyüzünü gördüm biliyor musun? Masmaviydi, deniz gibi, umut gibi masmaviydi. Gözlerimi diktim gökyüzüne, öylesine güzeldi ki "Keşke" dedim gözlerim yaş göllerine dönüşürken, "Keşke yanımda olsan." Bulutlardan bir gelecek çizerdik. Sonra birden yokluğun yıldırım gibi çaktı içimde, gözlerimden taşan ilk damla ile.

 

Özlüyorum seni, iliklerime kadar istiyorum seni. Neden gelmiyorsun ki?

 

Uyumak için yatağıma uzandığımda bir soru geldi aklıma ürküttü beni, sana da sormak istiyorum: Beni tanıyor musun? Ödümü kopartıyor bir hayal olma ihtimalin. Gerçi şükür sebebim olurdu bu düşler biliyor musun...

Bak işte yine çoğaldı sorularım. Yanaşsana bana, sarılayım bunca soru ile sana. Başım dönüyor.. Elimi tutar mısın? Şayet şizofreni ise bu yaşadıklarımız, iki benliğimle yanındayım bu gece.

Gözlerim dalıyor... Hemen ayılmalıyım, uyumamalıyım, uyumama izin verme ne olur. Sabahında senin olamayacağın hiçbir gecede uyutma beni ne olur.

 

Rüyalar görüyorum, gerçek olmasını dilediğim. Soğumuş yatağımda sarılırken yokluğuna, gözyaşları ile uyanıyorum her telefon çaldığında.

Yalnızım... Etrafımda beni seven ve sevmeyen bu kadar insan varken, ben yine yalnızım. Bir şey daha öğretti yokluğunun can kırıklarıyla dolu patikaları: Yalnız olmak ile yalnız hissetmek aynı şeyler değilmiş meğer. Bu insan selinde bile ayak parmaklarımdan saç diplerime kadar işledi bu yalnızlık hissi. Son verebilir misin tüm bunlara? Gülümser misin "Geldim" der gibi? Bir ámáya gök kuşağını ve renkleri anlatmak kadar zor bana gelişin, ama yine de bir umut… Böyle okyanus kadar, deniz kadar veya akarsular kadar değil, sadece elimde tuttuğum yarısı dolu bardaktaki su kadar bile olsa umudum var gelişinin getireceği bahara. Belki o zaman ben de görürüm güneşi, gökyüzünü, uçurtmaları, börtü böceği. Kim bilir açılır belki gözlerim, gönlüm.

 

Son şişe de bitti... Kim tutacak şimdi seni yanımda?

Ne olur gitme! Gidişinle ürkekliğim bu daracık odanın duvarlarına çarpa çarpa pekiştiriyor yokluğunu. Ne olur gitme korkuyorum! Üzerime geliyor duvarlardaki şekiller. Habire fısıldıyor penceremden içeri sızan rüzgar. Anlamıyorum, herkes neden yokluğunu heceliyor? Ben sensizliği yaşayan, senli şeylere cahil biriyim anlamam ki onları. İnanmam ki tüm dünyanın senkronize yalanlarına. Benim yegane gerçeğim sensin. Şu an, tam da burada oturuşun, hiç konuşmasan bile nefesinin sesi, kalp atışlarının kulaklarıma ilişen heyecanlı melodisi, elimi gönlüm gibi kasıp kavuran sıcaklığın, gözlerin ve en nihayetin de sen benim gerçeğimsin. Neden seni gördüğümü görmüyor ki insanlar? Hayal değilsin işte varsın, buradasın bak görüyorum seni. Hissediyorum, benimlesin biliyorum... Delirmiş bu insanlar, inkar ediyorlar seni. Hadi tut ellerimi kal sabaha kadar yanımda. Kal ki uyansın insanlar bu günahkar, yalan ayinlerden. Sırtımdaki yük göz kapaklarımı ağırlaştırıyor, açamıyorum gözlerimi. Tut elimi... Tut…

 

reklam

HABER ARŞİVİ


Yeşim Demir'le Rüya Yorumları


KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam