SON DAKİKA
reklam
reklam

Çırağan’da Avrasya: “Yerde İpek Yolu, Gökte Samanyolu!”

Köşe Yazarı: Nevra F. Zehra BABÜRŞAH   Eklenme Tarihi: 31 Ekim 2026, Cumartesi - 12:09   Okunma Sayısı:

 

 

22-23 Ekim tarihlerinde Çırağan Sarayı’nda düzenlenen 19. Verona Avrasya Ekonomik Forumu’nu cuma günü takip ettim. İtalyan Conoscere Eurasia Derneği tarafından düzenlenen, MÜSİAD ve İbn Haldun Üniversitesinin desteklediği forum, otuzdan fazla ülkeden siyaset, diplomasi, iş dünyası temsilcilerini ayrıca gazetecileri İstanbul’da bir araya getirdi.

 

Çırağan Sarayı’nın tarihî atmosferi de bu buluşmaya ayrı bir anlam kattı! Bir zamanlar Osmanlı saray hayatına ev sahipliği yapan saray, bugün uluslararası ekonomi ve diplomasi çevrelerini ağırlıyor! Roma, Bizans ve Osmanlı imparatorluklarına başkentlik yapan İstanbul, yüzyıllar boyunca farklı medeniyetlerin ve ticaret yollarının merkezi oldu. Bugün de dünyanın farklı ülkelerinden temsilcilerin aynı şehirde ticareti ve ekonomiyi konuşması, İstanbul’un bu tarihî rolünü yeniden gündeme getiriyor!

 

Oturumların tamamına katılma imkanım olmadı; kulislerde, sarayın bahçesinde vakit geçirmeyi ve organizasyonu düzenleyen isimlerle görüşmeler yapmayı tercih ettim. İyi ki de öyle yapmışım. Zira salonlardaki o diplomatik cümlelerin ardında, asıl küresel resmin nasıl okunduğunu birinci ağızdan dinleme fırsatı buldum.

 

Conoscere Eurasia Derneği tarafından düzenlenen, İbn Haldun Üniversitesi ve MÜSİAD’ın desteklediği forumun amacı; Avrupa ile Asya arasındaki ekonomik ilişkileri güçlendirmek ve ticaret yollarını canlı tutmak. Dünya siyasetinde gerilimlerin arttığı, ülkelerin yeni ticaret ortaklıkları aradığı bir dönemde bu tür buluşmalar önem kazanıyor. Forumun 2025’in ardından bu yıl da İstanbul’da düzenlenmesi, Türkiye’nin uluslararası ticaretteki konumu açısından dikkat çekici.

 

Washington ile Moskova arasındaki diplomatik gerilimin sürdüğü bir dönemde, ABD’nin Rusya politikasında görev yapmış eski yetkililerinden Thomas Graham ile Rus temsilcilerinin aynı forumda buluşması dikkat çekiciydi. Açılışta Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in küresel ekonomiye ilişkin değerlendirmeleri de Türkiye’nin bu süreçteki konumunu gündeme taşıdı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın da katıldığı forum, Türkiye’nin uluslararası ticaret, enerji ve yatırım ilişkilerindeki rolünü ortaya koyan önemli bir buluşmaydı.

 

Otuzdan fazla ülkeden iş insanını bir araya getiren zirve, sıradan bir ticaret buluşmasının ötesindeydi. Zira bir yanda Washington’ın yaptırım sarmalı, diğer yanda Moskova ile Pekin’in alternatif finans hatları arayışı tırmanırken, Türkiye, zıt kutupların aynı masada soluk alabildiği zemin olarak sivriliyor!

 

Ve fakat tam da bu noktada, bütün gelişmeleri İstanbul üzerinden değerlendirmek eksik bir yaklaşım olur. Organizasyon yetkilileriyle yaptığım görüşmelerde de öne çıkan konu buydu: Türkiye’nin ticaret ve lojistik potansiyelini tek bir şehirle sınırlamak mümkün değil.

 

İstanbul bu ağın önemli bir parçası olsa da, Türkiye’nin gücü bundan ibaret değil. Mersin ve Adana’nın limanları, İzmir’in lojistik bağlantıları, Akdeniz’deki ticaret yolları ve Karadeniz’in enerji güzergâhları birlikte değerlendirildiğinde, ülkenin bölgesel ticarette üstlenebileceği rol daha iyi anlaşılıyor. Türkiye’nin önündeki asıl fırsat, bu farklı merkezleri birbirine bağlayarak güçlü ve bütünlüklü bir ticaret ağı oluşturabilmek.

 

Tarihî İpek Yolu’nun modern dünyadaki karşılıklarından biri olan “Bir Kuşak Bir Yol” projesi, jeopolitik denklemin merkezinde duruyor. Ve fakat Marmaray da Türkiye’nin bu ulaşım ağındaki önemli bağlantılarından biri. Zira ne diyoruz: “Gökte Samanyolu, yerde İpek Yolu...”

 

Türkiye’nin önünde önemli fırsatlar var evet, fakat coğrafi konumumuzla övünerek bu fırsatları değerlendiremeyiz! Dışarıya ne kadar güçlü bir ticaret merkezi olarak görünürsek görünelim, insanların burada karşılaştığı sorunlar da ülkenin nasıl hatırlanacağını belirliyor. Turizmden sağlığa kadar her alanda güven oluşturmak, herkese adil davranmak ve kuralları herkes için eşit uygulamak zorundayız!

 

Bu noktada, Türkiye’yi turizmde ve ekonomide ileri taşımak istiyorsak, önce içerideki başıboşluğa dur demek zorundayız! Bodrum’dan, İstanbul’daki esnafa kadar "Nasıl olsa turist alır!" mantığıyla yapılan keyfi fiyat artışları, bu ülkenin marka değerine vurulan en büyük darbedir! Devletin burada denetim mekanizmalarını ciddiyetle çalıştırması, serbest piyasa kisvesi altındaki bu fırsatçılığa geçit vermemesi şart. Turist, ülkemize gezmeye, eğlenmeye geliyor, kazıklanmaya değil!

 

Aynı hassasiyet sağlık turizmi için de geçerli. Türkiye yetişmiş hekim kalitesi ile dünyada iyi bir konuma yükseliyor; fakat bazı özel hastanelerin sağlık hizmetini tamamen ticarethaneye çevirmesi, hastayı bir gelir kalemi olarak görmesi kabul edilemez! Şifa bulmak için ülkelerinden kalkıp, Türkiye’yi tercih eden insanlara çıkarılan fahiş faturalar ülkemizin değerleriyle bağdaşmıyor, Türk- Müslüman kimliğine yakışmıyor! Devletin sağlık sektörüne de sıkı bir denetim eli uzatması, özel hastanelerin fiyat ve etik politikalarını hizaya getirmesi gerekiyor!

 

Büyük resmi korumak istiyorsak, ne esnafın keyfiliğine ne de özel hastanelerin vicdansız fiyat politikalarına alan bırakacağız!

Bir diğer önemli mesele de ürün kalitesi. Türkiye, Avrupa pazarına ürün satan ve üretim gücüyle tanınan bir ülke! Ancak gıda ürünlerinin Avrupa sınırlarından geri çevrilmesi, yasaklı maddelerin ya da mevzuata aykırı kalıntıların tespit edilmesi, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir konu. Bu tür vakalar Türkiye’nin ticari itibarına zarar veriyor!

 

Ve bir o kadar önemli konu, yurt dışına gönderilen ürünler hangi denetimlerden geçiyorsa, Türkiye’de tüketilen gıdaların güvenliği de aynı ciddiyetle ele alınmalı. Vatandaşın sofrasına gelen ürünün güvenilir olduğundan emin olması gerekir. Bunun yolu, üretim aşamasından satış noktasına kadar etkili denetim yapmak, kurallara uymayanlara yaptırım uygulamak ve sonuçları şeffaf biçimde kamuoyuyla paylaşmaktan geçiyor!

reklam

KÖŞE YAZARLARI

reklam
reklam