Bir zamanlar çevresindeki herkese iyilik etmeyi kendine görev edinmiş bir insan varmış. Çalışanını gözetir, dostunun derdiyle dertlenir, ihtiyaç sahibine el uzatır, kimsenin kalbini kırmamaya özen gösterirmiş. İnsanlara fırsat verir, hatalarını hoş görür, gerektiğinde kendi rahatından vazgeçermiş.
Ama ne yaparsa yapsın bir türlü yaranamazmış.
İyiliği görev sayanlar olmuş, fedakârlığını zayıflık görenler olmuş, anlayışını fırsata çevirenler olmuş. Bir kez yardım ettiği insanlar, zamanla yardımı haklarıymış gibi görmeye başlamış. Verdiği değer karşılık bulmadığı gibi, bazen daha fazlası istenmiş.
Bir gün kendi kendine sormuş:
“Ben mi insanlara fazla değer veriyorum, yoksa insanlar mı iyiliğin kıymetini bilmiyor?”
İşte insanın en çok yorulduğu yer tam da burasıdır.
Çünkü iyilik yapmak insanı küçültmez, aksine büyütür. Ancak her iyiliğin karşılığında beklenti oluşturmak da doğru değildir. Ne var ki iyilik yapan insanın da bir sabrı, bir emeği, bir kalbi ve bir sınırı vardır.
İyi niyet, sınırsız bir imkân değildir. Herkesin yükünü taşımak, herkesin hatasını örtmek, herkese yeniden yeniden fırsat vermek zorunda değilsiniz.
Bazen insanın yaptığı iyilik, karşısındakinin karakterini ortaya çıkarır. Kimi yapılanı unutmaz, ömrü boyunca minnet duyar; kimi ise yapılanı çabucak unutur ve daha fazlasını bekler. Çünkü bazı insanlar iyiliği bir lütuf olarak değil, kendilerine borçlu olunan bir görev olarak görür.
Özellikle iş hayatında, dostlukta ve insan ilişkilerinde bunun örneklerini görmek mümkündür. Bir insana emek verirsiniz, önünü açarsınız, yanında durursunuz. Fakat bir süre sonra bütün bunlar unutulur. Sanki hiçbir şey yapılmamış gibi davranılır. Hatta bazen en çok destek olduğunuz kişiler, sizi en kolay eleştiren insanlar hâline gelir.
Peki, böyle durumlarda ne yapmalıyız?
İyilik yapmaktan vaz mı geçmeliyiz?
Hayır!
Çünkü iyilik, karşılık bulmadığında değerini kaybetmez. İyiliğin güzelliği, karşı tarafın teşekkür etmesine bağlı değildir. Fakat iyilik yapmakla kendini kullandırmak arasında çok önemli bir fark vardır.
İnsan herkese iyi davranabilir ama herkese aynı ölçüde güvenmek zorunda değildir. Herkese kapısını açabilir ama herkesin o kapıdan sınırsızca geçmesine izin vermemelidir. Affedebilir ama aynı hatanın tekrar tekrar yapılmasına seyirci kalmamalıdır.
Unutmayalım ki merhamet başka, kendini ihmal etmek başkadır. Anlayış başka, istismara göz yummak başkadır.
Bazen en büyük iyilik, yanlış davranışlara artık izin vermemektir. Bazen de insanın kendisine yapacağı en büyük iyilik, hak etmeyene sürekli fırsat vermeyi bırakmasıdır.
İyi insan olmak, herkesi memnun etmek değildir. İyi insan olmak, doğru bildiğinden vazgeçmeden, vicdanını koruyarak yaşayabilmektir.
Çünkü iyilik yapmak bir erdemdir; iyiliği istismar etmek ise bir karakter meselesidir.
Sonuçta insanın arkasında bıraktığı en değerli miras ne makamıdır ne servetidir ne de sahip olduğu imkânlardır. Geride bıraktığı güzel izler, dokunduğu hayatlar ve insanların kalbinde bıraktığı sevgidir.
İyilik yapmaya devam edelim. Ama iyiliğimizin kıymetini bilmeyenlere de hayatımızı tüketme fırsatı vermeyelim.
İyilikten vazgeçmeyelim; yalnızca iyiliğimizi kiminle, ne ölçüde paylaşacağımızı öğrenelim.
Çünkü insanın kalbi iyilikle güzelleşir, fakat aklıyla da kendini korumayı bilmelidir.